Atatürk’ün Maden Mirası ve Ruhsat Yağmuru: Neyi Kaybettik, Neyi Kazandık?

1923’te Cumhuriyet kurulurken Türkiye’nin gözü sadece toprak sınırlarını çizmekte değildi; bu sınırlar içindeki yeraltı kaynaklarının kimlerin hizmetinde olacağı da tartışılıyordu. Misak-ı Milli sınırlarında yer alan madenlerin yabancıların eline geçmesini önleme arzusu, genç cumhuriyetin stratejik vizyonunun bir parçasıydı. Ancak bugün Türkiye’de yabancı ortaklı ya da sermayeli şirketler rahatça maden arama ve işletme faaliyetleri yürütüyor. Bu dönüşüm nasıl mümkün oldu? Bugünün ruhsat yağmuruyla birlikte Türkiye gerçekten “milli menfaatini” koruyabiliyor mu? Bu köşede tarih, yasa, rakam ve eleştiriyle yanıt arıyorum. Ekrem Örsoğlu
Tarihî perspektif: Misak-ı Milli, Lozan ve maden ayrıcalıkları
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin stratejik refleksi, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma “ayrıcalıklı yabancı imtiyazları”na karşı dikkatli olmaktı. Öte yandan, bazı yabancı şirketler özellikle maden ve demir yolları gibi alanlarda ayrıcalık talepleriyle geldiler. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık hedefi, yeraltı kaynaklarının kontrolünü de bir direniş konusu hâline getirdi. Bu ruh, zamanla hukuk ve ekonomi dengesiyle melez bir yapı kazandı.
Gerçek kırılma 1985’teydi: 15 Haziran 1985 tarihli 3213 sayılı Maden Kanunu, madenlerin aranmasını, işletilmesini, ruhsatları, devir ve terk işlemlerini düzenleyen temel metin oldu. Ancak bu yasa, yazıldığı hâliyle yabancı sermaye karşıtı değildi; arama-işletme aşamalarını standartlaştırdı ve yatırım ortamı açısından öngörülebilirlik sağladı.
Zamanla, 2000’lerde – özellikle 2010’lu yıllarda – yapılan değişiklikler ve Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla ruhsat devri, yatırım teşvikleri, işletmeye geçiş gibi süreçler yabancı katılıma daha elverişli hâle getirildi. 2020’de ise altın ve gümüş madenleri için devlet hakkı oranlarının %25 artırımlı uygulanması kararlaştırıldı.
Bu dizilimde, “yasak”tan “denetimli izinli” döneme geçtik; bugün maden aramalarının büyük kısmı ruhsatlı, izinli ve denetimli süreçler ışığında yürütülüyor.

Bugün kaç ruhsat, kaç şirket, nerede çıkarılıyor?
Ruhsat sayıları ve dağılımı
MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) verilerine göre, Ağustos 2025 itibarıyla Türkiye’de toplam 11.092 ruhsat bulunuyor: bunlardan 4.113’ü arama, 9.697’si işletme ruhsatı statüsünde. Bu sayılar sadece “ruhsat sahipliği”ni gösteriyor—fiili üretim yapan sayıları daha azdır.
Maden istatistikleri sayfasında da üretim verileri yer alıyor: 2023 itibarıyla sanayi hammaddeleri üretimi 30 milyonu aşan tonlarla ölçülüyor. 2024 yılında kaya tuzu üretimi 3,6 milyon tona yakın gerçekleşmiş durumda.
Hangi madenler çıkarılıyor?
Çıkarılan başlıca madenler arasında bor, krom, altın, bakır, mermer, barit, manyezit, tuz (kaya tuzu, göl tuzu, deniz tuzu) yer alıyor. Türkiye, dünya bor rezervlerinin önemli kısmına sahip; bu bakımdan stratejik güçlü bir konuma sahip. Ayrıca maden istatistiklerinde nadir toprak elementleri ve lityum gibi kritik minerallerin izleri giderek artmakta.
Mermer, özellikle II. grup (b) bendi ruhsatlandırmalarla yaygınca ruhsatlı saha alımları almaktadır, ancak bu ruhsatların tamamı işletmeye geçirilemeye bilmektedir. Bu durum özellikle Isparta özelinde akademik çalışmalarda ele alınmıştır.
Şirket sayısı
Resmî kaynaklar ruhsat sayısını verirken, “kaç şirket” konusu daha karmaşıktır. Çünkü bir şirket birden fazla ruhsata sahip olabilir, bazı ruhsatlar yabancı ortaklı projelere ait olabilir, bazıları Türkiye merkezli firmaların sahaları olabilir. Yatırım tanıtım kaynaklarında yüzlerce uluslararası madencilik firmasının Türkiye ile projeleri olduğu bilgisi geçmektedir, ancak bu sayı yıllara, projelere ve ilan edilen yatırımlarla değişir.

Devletin payı: Devlet hakkı, vergi ve diğer gelirler
Madenlerden elde edilen gelirlerde devletin aldığı pay “devlet hakkı” (royalty) olarak adlandırılır. 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 14. maddesi bu hakkı düzenler.
Devlet hakkı oranları
Kanunda madenler gruplara ayrılır (I, II, III, IV, V …) ve her grubun devlet hakkı oranı farklıdır. Örneğin:
I. Grup madenler, yapı hammaddeleri vb. alanlarda, ocak başı fiyat üzerinden %4 gibi oranlarla ele alınır.
IV. Grup madenler arasında yer alan altın ve gümüş için, 4 Eylül 2020 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan kararla devlet hakkı oranları %25 artırımlı uygulanmaya karar verildi. Bu karar sonrası devlet hakkı oranlarının en düşük %1,25’ten başlayabileceği, en yüksek %18,75’e kadar çıkabileceği hükme bağlandı.
Ayrıca 2019’da çıkarılan 7164 sayılı kanunla mermer ve doğal taşlardan alınan devlet hakkı %4’ten %4,5’e çıkarılmıştır.
Diğer paylar ve belediye katkısı
Maden işletmesi belediye sınırları içindeyse, ocak başı satış tutarının %0,2’si belediyeye “belediye payı” olarak ödenir.
Ayrıca maden işletmesinin vergilendirilmesi – kurumlar vergisi, gelir vergisi, KDV, harç ve ruhsat işlemleri – devletin genel vergi gelirlerine katkı yapar.
Devletin net geliri
2023 yılı faaliyet raporuna göre, MAPEG’in net olumlu faaliyet sonucu 254.028.637,29 TL’dir. Ayrıca kurumun bütçe gelir-gider düzeyi net gelir üretmiştir.

Eleştiriler ve açmazlar
Millîlik ilkesine ne oldu?
Yabancı veya ortak sermayeli şirketlerin ruhsat sahibi olması, maden arama ve işletme süreçlerinde yetkinliği ele geçiriyor olması, milli kaynakların “kimin için değerlendiği” sorusunu gündeme getiriyor. Hukuk izin veriyor diye, milli refleksin öznesi olan toplumun haklarını göz ardı etmek de mümkündür.
Oran, hesaplama ve denetim sorunları
Devlet hakkı oranlarının gruplara göre farklılığı, piyasa fiyatlarına bağlı değişkenlik göstermesi, “emsal ocak başı fiyat” kavramının tespiti, beyan düzleminde uyumsuzluklara açık alanlar bırakıyor. Ayrıca üretim yapılmasa bile ruhsat sahibi projesinde öngördüğü üretim miktarına göre %10 oranında devlet hakkı ödemesi zorunluluğu da vardır.

Çevresel ve toplumsal maliyetler
Madencilik, su kaynaklarını tüketme, toprak erozyonu, habitat tahribatı, gürültü, hava kirliliği gibi ağır çevresel etkilere sahiptir. Bu maliyetlerin yerel halka, çevreye ve gelecek kuşaklara yansımaları çoğu zaman yeterince hesaplanmaz.
Gelirin adil paylaşımı
Devlet hakkı ve vergiler merkezi bütçeye gider, ancak yerel bölge halkına “kârdan pay” düşme mekanizmaları güçlü ve şeffaf değildir. Yerel altyapı, sağlık, eğitim gibi yatırımlara dönüşmediğinde, “maden geliyor, ama biz kazanamıyoruz” algısı yaygınlaşır.

Sonuç: Kazanıyor muyuz, kaybediyor muyuz?
Bugün Türkiye, yeraltı kaynak zenginliğiyle stratejik avantaja sahip bir ülke. Ruhsat sayıları, üretim tonları ve ihracat potansiyeli bunu gösteriyor. Devlet de devlet hakkı ve vergilerle bu pastadan pay alıyor. Ancak adalet, çevresel sürdürülebilirlik, halkın refahı ve milli reflekslerle uyum ölçütlerinde ciddi açıklar var.
Atatürk’ün “milli egemenlik, milli kaynaklar” şiarı bugün yalnızca haritada değil, hukukta, uygulamada da canlı olmalı. Yabancı sermayeye izin vermek, milli çıkardan vazgeçmek demek değildir; fakat izin verilen her saha, denetim, şeffaflık, adil paylaşım esaslarıyla olmalı. Yoksa ruhsat yağmuru altında kayboluruz; kazanan çok olur, kaybeden Türkiye’nin halkı olur.

















































