15 Temmuz: Darbeyi Kim Yaptı, Kim Yönetti, Kim Devraldı?

Her darbede saat sabahı gösterir. Ama bu defa akşam saat 21.30’da başladı. Ne hikmetse herkes ekran başındaydı. Tanklar yola çıkarken WhatsApp gruplarında “hareketlilik var” haberleri dolaşıyordu. Darbeyi yapanlar mı acele etti, yoksa durdurulması istenen bir kalkışma mıydı?
Normalde bir darbe girişiminde medya susturulur. Ama 15 Temmuz’da televizyonlar susmadı, aksine her şey canlı yayınlandı. TRT baskınında ‘gizemli bildiriyi’ okuyan genç kadın spiker hâlâ hafızalarda. Bildirinin yazım dili bir tuğgenerale değil, bir masa başı istihbaratçısına aitti.

Sokaklara çağrı yapıldı. Halk tankların önüne çıktı. Evet, bu ülkenin yurttaşları bir kez daha canı pahasına demokrasiye sahip çıktı. Ama o sırada kimler yoktu? Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar nerede, ne yapıyordu? MİT Müsteşarı Hakan Fidan neden kameraların karşısına hiç çıkmadı? Kayıt dışı bir koordinasyon, kayıt dışı bir kriz yönetimiyle mi darbeye “direnildi”?
İzmir’de sabah erkenden operasyonlar başladı. Müftülükten valiliğe, emniyetten üniversitelere kadar her kuruma önceden hazırlanmış listeler ulaştı. Hani denir ya “darbe püskürtüldü ama hemen ardından 100 bin kişi nasıl tespit edildi?”, işte o da ayrı bir mucizeydi.

Bazı yerel gazeteler kapatıldı. Ege Haber de dahil olmak üzere pek çok basın kuruluşu, dönemin Valiliğinden gelen baskılarla karşılaştı. Kimileri “terörle iltisaklı” denilerek sorgusuz sualsiz mühürlendi. O dönem yazı yazan bazı gazeteciler hâlâ yazamıyor. Darbeci ile muhalif birbirine karıştırıldı.
Peki sonra ne oldu?
Yüz binlerce kişi KHK ile ihraç edildi.
OHAL ilan edildi, sonra OHAL rejimi kalıcılaştırıldı.
Yargıdan Meclis’e, oradan belediyelere kadar her kurum yeniden dizayn edildi.
2017’de referandumla rejim değişti. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında yeni bir otoriter dönem başladı.

Ve o gün bugündür her 15 Temmuz’da aynı nakarat tekrar ediliyor: “Millet kazandı.” Elbette ki kazanan millet oldu, ama birileri de milletin zaferi üzerinden kendi saltanatını inşa etti.
Bugün hâlâ kimse “15 Temmuz’un sivil ayağı kimdi?” diye sormuyor. Oysa ne gariptir ki, bu darbenin askerî kanadı Silivri’de yargılandı, sivil kanadıysa koltuk yükseltti.
Deniz Gezmiş için “darbeye karşıydı” diyenler şimdi 15 Temmuz’u “demokrasi şöleni” gibi kutluyor. Şimdi çok yakınınızda demokrat devrimci geçinenler bu şölen kutlamalarında. Ne çelişki!
Halk sokağa çıktı, darbeyi bastırdı. Sonra saraya döndü. O halk bir daha sokağa çıkmasın diye, “her şey kontrol altına” alındı.

Belki de soruyu yanlış soruyoruz:
15 Temmuz’u kim yaptı değil, kim yönetti?
Kim devraldı, kim kaldıraç yaptı?
Ve en çok: Kim susturdu?
Bugün yıl 2025. Üzerinden 9 yıl geçti. Hâlâ bu darbenin ışıkları sönmedi, çünkü perde hiç kapanmadı.
















































