MUTLULUĞUN ANAHTARI BAZEN KÖKLERİMİZDE SAKLIDIR

Hangi tatil seçeneği insanı daha çok dinlendirir?
Yeni yerler görmek mi, yeni kültürler keşfetmek mi; yoksa insanın bir süreliğine kendi toprağına, kendi insanına, kendi çocukluğunun seslerine dönmesi mi?
Elbette yeni yerler görmek insanın ufkunu genişletir. Başka kültürleri tanımak, farklı hayatları gözlemlemek, alışkanlıklarımızın dışında bir dünyayla karşılaşmak kültürel zenginliğimizdir. Fakat bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, yeni bir dünya keşfetmek değil; kendi dünyasını yeniden hatırlamaktır.
Bir yıl boyunca göremediğin topraklara dönmek…
Seni yetiştiren kültürle yeniden karşılaşmak…
Çocukluğundan tanıdığın sesleri duymak, yüzleri görmek, aynı sokaklardan geçmek…
İşte o zaman tatil, sıradan bir dinlenme olmaktan çıkar; insanın ruhuna yaptığı bir yolculuğa dönüşür.
Ben Doğu Karadeniz’de bunu daha derinden hissediyorum.
Doğu Karadeniz, bana göre kocaman, perdesiz bir sahne. İnsanlar ise farkında bile olmadan, bütün doğallıklarıyla bu sahnede yer alan sanatçılar…
Bilet almak yok.
Yer kapma telaşı yok.
Özel gösteri saati yok.
Çünkü hayat zaten bütün doğallığıyla karşınızda oynanıyor.
Bir köşe başında yaşlı bir amcanın sohbetini dinliyorsunuz. Bir kadın, günlük işinin arasında komşusuyla iki kelime ediyor. Bir çocuk, sokağın ortasında kendi dünyasını kuruyor. Pazarda alışveriş yapan insanların konuşmalarını, gülüşlerini, birbirlerine seslenişlerini duyuyorsunuz.
Kimse size “Şimdi doğal davranacağım.” demiyor.
Çünkü kimse rol yapmıyor.
İşte benim için dinlendirici olan da bu.
İnsan, kendisini yetiştiren toplumun içine döndüğünde yalnızca çevresindeki insanları görmüyor; biraz da kendisini görüyor.
Çünkü kültür dediğimiz şey sadece yemekler, türküler, kıyafetler ya da geleneklerden ibaret değil. Kültür; bir insanın selam verme biçiminde, komşusuna seslenişinde, büyüğüne gösterdiği saygıda, sofraya oturuşunda, zor durumda kalana el uzatışında saklıdır.
Ve insan, bütün bunların içinde kendisini güvende hisseder.
Belki de mutluluğun önemli anahtarlarından biri burada saklıdır:
İnsan, kendisini var eden kültürün içinde yabancılaşmaz.
Dünyanın başka yerlerinde çok güzel manzaralar görebilir, birbirinden etkileyici şehirleri gezebilir, farklı kültürlerle tanışabiliriz. Bunların hepsi bizi zenginleştirir.
Ama bazı tatiller vardır ki insanı yalnızca dinlendirmez; insana kendisini hatırlatır.
Benim için kendi memleketime dönüş biraz böyle…
Toprağın kokusu tanıdık.
İnsanların davranışları tanıdık.
Konuşmaların ritmi tanıdık.
Hatta bazen insanların birbirine karışması, yüksek sesle konuşması, merak etmesi bile tanıdık…
Ve insan, bütün bunların arasında garip bir huzur buluyor.
Çünkü bazı yerlerde turist olursunuz; bazı yerlerde ise kendiniz olursunuz.
Belki de tatilin en büyük lüksü budur.
Bir yere gidip hiçbir şey yapmak zorunda kalmadan, yalnızca hayatı seyretmek…
İnsanları gözlemlemek…
Kendi kültürünün doğal hâlini görmek…
Ve bütün bunların içinde, yıllardır içinizde taşıdığınız bir duygunun yeniden canlandığını fark etmek:
“Ben buraya aitim.”
O hâlde münazara konusu hazır:
İnsanı daha çok dinlendiren tatil, yeni dünyalar keşfetmek midir; yoksa kendi köklerine dönmek mi?
Benim cevabım galiba belli.
Yeni dünyalar insana çok şey öğretir.
Ama kendi toprağın sana kim olduğunu hatırlatır.
Ve bazen insanın ihtiyacı olan en büyük mutluluk, uzaklarda aradığı bir şey değil; yıllardır içinde taşıdığı, fakat farkına varmadığı kendi kültürünün sıcaklığında saklıdır.
Saygılarımla…
Melahat Erten Tekeşin
















































