Ülkemizde Örgüt Gerçeği

Örgütler, toplumda yaşamını sürdüren sosyal sistemlerdir. Toplumlarda yer alan örgütler yönetim erki üzerinde baskı oluşturarak halkın daha mutlu ve güvenli yaşam sürmesini sağlar. Bu örgütlerin en büyük görevi demokratik toplum oluşmasının itici gücünü oluşturmaktır.
Sağlıklı bir toplum, demokratik işleyişe çeşitli örgütler eliyle katılabilir. Bunlar siyasi partiler, meslek odaları, kooperatifler, çeşitli vakıf, sendika ve dernekler gibi örgütlerdir. Günümüzde demokrasi ile yönetilen devletlerde, demokratik yönetimin başarısı, toplumun temsil oranına bağlı olarak ölçülmektedir. Temsil oranının yüksekliği ya da düşüklüğü demokratik yapının başarısında temel göstergedir. Burada özellikle örgütler ön plana çıkmaktadır.

Ülkemizde “Örgüt“ kelimesi komünizmi çağrıştırdığı gerekçesiyle sağ iktidarlar tarafından “Öcü” olarak gösterildiği için halkın örgütlenme düzeyi hep düşük kalmıştır. Ülkemizde bulunan 100.000’den fazla dernekte kayıtlı üye sayısı 2010 yılında 11 milyon iken bu rakam 2022 yılında ise 8 milyona gerilemiştir. İtalya’da ise dernek sayısı bizim altı katımızdan daha fazladır. Üye sayısını yazmıyorum.
Dernekler üzerinden gidersek, ülkemizdeki derneklerin çoğunluğu yiyelim içelim gezelim niteliğindedir. Bunların önemli bir kısmı ise belirli kişilerin eğlence yerine dönmüştür. Sendikalar konusu ayrı bir felaket. 1980 darbesinden günümüze üye sayıları giderek azalmış, çoğunluğu sarı sendika çizgisini aşacak boyutta iktidar güdümüne girmiştir. Partilerin ne kadar demokrasiden uzak olduğunu yazmamıza gerek yok. Aynı şekilde oda ve borsaların çoğunluğu da iktidarın güdümünde varlığını sürdürüyor.
Günümüzde partiler başta olmak üzere diğer tüm dernek, sendika, oda ve borsalar adeta emekli kahvesi gibi çalışıyor. Neredeyse tamamının demokratik bir şekilde fikir üretmek veya yönetime katılmak gibi düşünceleri bulunmuyor.

Artık bu döngünün kırılması, dinamik bir şekilde somut işlerle uğraşması, halkın demokratik bir şekilde örgütlenmesi ve iktidara katılması gerekiyor. Eğer bizi yöneten sorumsuz kitleden, ortaya koyduğu antidemokratik uygulamalardan kurtulup insanca yaşamak istiyorsak, bunun örgütlenmeden başka yolu yoktur.
Bu dönüşümü iktidarı elinde bulunduranlar veya oraya talip olanlardan beklersek hiç bir şey olmaz. Demokratikleşme hareketi tabandan başlarsa kısa sürede başarılı olur. Tabanda yer alan örgütlerde dile hiç getirilmeyen, duyulmayan, bilinmeyen konuları halkın bizzat kendisi gündeme taşıyarak gündem yaratmalı, çekim noktası yaratmalıdır.
Parti üyeleri açısından bakarsak, seçime 3 ay kala değil, tüm süreç boyunca durmadan çalışmak gerekir. Bizim parti üyelerinin en büyük eksikliği ve yanlışlığı burada. Sadece belli zamanlarda oralarda görünüyoruz, sonrasında yokuz.
Daha da önemlisi, bir parti üyesi herhangi bir yere aday olmak istediğinde hangi konuda nasıl bir somut düşünce, proje, yenilik konularında çalışmalar yapacağını bilmiyor. Kendine güven olayını abartıyoruz ve empati konusunda oldukça duyarsız insanlarız. Nasreddin Hoca örneğinde olduğu gibi, onların olduğu yer sanki dünyanın merkezi.
Aslında siyasi ortamda ne siyasi torpile, ne tanıdık kişiye, ne mezhep kayırmacılığına, ne hemşehrilik anlayışına, ne de rüşvetle bir yere gelme olayına hiç mi hiç gerek yok. Bir şekilde bireysel yetenekler ve liyakat göz önüne alınırsa partilerin başına bela olan delege ağalığı sessiz sedasız tarihe karışır. Siyasette gerçek anlamda kendine güven ortaya çıkar. O şekilde ortaya kişinin de zaten kimseye gereksinimi yoktur. Oturur tek başına işini yapar.
Son olarak 78 Kuşağı Dostlar Grubuna değinelim. Bu grubun kurulmasında öncülük eden iki kişi vardı. Metin Devrim ve İsmet arkadaş. İlk kuruluş aşamasında devrimci özellikleri içinde barındıran, partiler üstü özellik gösteren bir yapısı vardı. Süreç içinde fikirlerine önem verilen ve saygı duyulan bir konuma gelmişti. Ancak kişisel çıkar düşüncesi ön planla çıkmaya başlayınca partiler üstü olma özelliğini kaybetti, CHP’nin arka bahçesi durumuna düştü. Üstelik bu durumu sorgulayan üyeleri gruptan attılar. Çok uzun sürmez, yok olup giderler.
Yazının başından beri dediğimiz konuya geldik. Örgütlü olmak önemlidir. Ancak örgütlerde kişisel çıkarlar değil, örgüt çıkarları önemli olmalıdır. İşte biz bunu beceremiyoruz. Sonra devrimcilikten, hem doğruluktan, hem de ülke çıkarlarından söz ediyoruz. Elbette bunu yerseniz.
”İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur.” (Lenin)
















































