Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

CUMHURİYETİ SADECE KUTLAMAK DEĞİL, KORUMAK GEREK

Cumhuriyet Bayramı’nı büyük bir coşkuyla kutladık. Meydanlar doldu, marşlar söylendi, kürsülerde alkışlar birbirine karıştı.
Ancak şimdi, kutlamaların ardından sessiz bir geceye dönerken, kendimize şu soruyu sormalıyız:
Cumhuriyet sadece kutlanmak için mi var, yoksa yaşatılmak için mi?

Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil; aklın, ahlakın ve vicdanın birleştiği bir irade beyanıdır.
Eşit yurttaşlık, özgür düşünce ve adalet temelinde yükselen bir hayat anlayışıdır.
Bugün ise bu değerlerin, birer birer aşındırıldığına, içlerinin boşaltıldığına tanıklık ediyoruz.
Sanki Cumhuriyet bir vitrin süsü, bir tören günü gösterisiymiş gibi…

Atatürk’ün kurduğu parti bile, o büyük mirasın ruhunu taşımakta zorlanıyor.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk, 1931 yılında CHP’nin 3. Olağan Kurultayı’nda açıkça şöyle demişti:

“Partide bir yanlışı, bir eksikliği gördüğünüz zaman kayıtsız, şartsız eleştireceksiniz.
Yapılan herhangi bir yanlışa müsamaha göstermek, son derece yanlıştır; mahsuru faydasından büyük olur.”

Ne yazık ki bugün o öğüdün izi bile kalmadı.
Eleştirinin yerini kayıtsızlık, ilkelerin yerini çıkar ilişkileri aldı.
Bir zamanlar halkın vicdanı olan parti, şimdi demokrasiden her gün biraz daha uzaklaşan bir yapıya evriliyor.
Düne kadar emperyalizmin oyuncağı olmuş kimi odakların temsilcilerini yönetim kadrolarında görmek artık kimseyi şaşırtmıyor.
Bu normalleşme, en büyük tehlikedir. Çünkü değerler sessizce, alışkanlık kılığına bürünerek kaybolur.

Cumhuriyet balolarında dans edip, sokaklarda bayrak sallayarak kendimizi rahatlatabiliriz.
Ama şunu sormak zorundayız:
Cumhuriyet değerlerine gerçekten sahip çıkıyor muyuz, yoksa sadece sahip çıkıyormuş gibi mi yapıyoruz?

Sorgulayan bir toplumdan, boyun eğen bir kalabalığa dönüştürülmedik mi?
Yurttaşlık bilinci yerini biata, akıl yerini korkuya, liyakat yerini sadakate bırakmadı mı?

Cumhuriyet, bir gün kutlanacak bir bayram değil; her gün korunması gereken bir yaşam biçimidir.
Onu yaşatmak, sadece meydanlarda değil, vicdanlarımızda ve davranışlarımızda mümkündür.
Atatürk’ün asıl devrimi, yalnızca bir rejimi değil; bir duruşu, bir karakteri halka kazandırmaktı.
Ve o karakterin adı özgürlük, bağımsızlık ve onurdur.

Bugün görevimiz, o mirası korumaktır.
Korkmadan, susmadan, eğilmeden.
Çünkü Cumhuriyet’in düşmanı, yalnızca dışarıda değil; içimizde sessizleşen, teslim olan benliklerdedir.

Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Ama unutmayalım:
Cumhuriyet sadece kutlanmaz — yaşanır, savunulur, korunur.