Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SAYIŞTAY RAPORU GÖLGESİNDE BASIN ZİYARETLERİ: BU TESADÜF FAZLA GELMEDİ Mİ? 

Hazır Haberle Gelen Demokrasi:
Kim Kime Ders Veriyor, Kimin Haddine?

Aydın’da yine bildik bir sahne:
Siyasetçilerin kapısında yazan “Halk için” tabelası içeri girerken “Kendimiz için”e dönüşüyor, çıkışta da “Basın için geldik” diye cilalanıp paketleniyor.

CHP’li belediyeler ve CHP Aydın İl Başkanlığı’nın gazeteciler cemiyetlerini ziyareti de işte tam böyle bir hikâye…
Nezaket adı altında yapılan ama içinden nezaketten çok “ayar verme” kokusu gelen bir ziyaret.

Asıl mesele ne biliyor musunuz?

Ziyaretten hemen sonra belediye basın bürolarının “hazır haber” diye önümüze attığı paket…
Tıpkı kuryenin kapıya bıraktığı yemek gibi:
Sıcak, hızlı ve düşünmeden yutulması istenen bir hazır yiyecek.

Ama biz gazeteciyiz;
midemiz her lokmayı sindirmez, hatta gerekirse kusturur.

Siyasetçinin gazeteciyi terbiye etme çabası:

Tarihin en komik tiyatrosu

Kuşadası Belediyesi Basın Bürosu’nun metnini gördüğümde bir an düşündüm:

Bir siyasi parti, bir belediye, basın derneklerini dolaşıp gazeteciye “tarafsız olun”, “eşit olun”, “doğru yazın” diye ders veriyorsa…

Ortada iki ihtimal vardır:

1. Ya basını hiç tanımıyorlar,

2. Ya da basını tanıdıklarını sanacak kadar yanılıyorlar.

Siz hiç marangozu ziyaret edip “Çiviyi düzgün çak” diyen siyasetçi gördünüz mü?

Ya da berbere gidip “Saçı eşit kes” diye ders veren bir parti yöneticisi?

Yok.

Ama konu gazeteci olunca herkesin bir anda “meslek etiği profesörü” kesilmesi, işte tam da bu ülkenin tadı tuzu.

Ne diyelim;
Bazıları için gazetecilik öğretilmesi gereken bir şey,
çünkü öğrenilmesi gereken çok şey var!

“Eniştem beni niye öptü?” ziyareti dedikleri tam olarak budur

Bu ziyaretleri gördüğümde aklıma hep aynı cümle gelir:

“Bu insanlar gerçekten basını güçlendirmeye mi geldi, yoksa bir şeylerin üzerini örtmeye mi?”

Zamanlama manidar mı?
Evet!
Sayıştay raporları yeni dökülmüş, usulsüzlük iddiaları taze, belediyeler burnunun ucundaki dumanı yeni yeni fark ediyor.

Ve böyle bir dönemde, basın cemiyetlerine “ortak çalışma kültürü” adı altında çıkılan tur…

Kusura bakmasınlar ama bu işin kokusu,
balık kokusu değil;
panik kokusu.

“Biz yanlışı yaptık ama siz haber yapmayın”,
ya da
“Bizim yanlışımızı doğru gibi sunun”
gibi bir psikolojinin kapı eşiklerinde gezindiği bir ziyaret bu.

Halk bunu yer mi?
Yer.
Ama gazeteci yemez.
Gazeteci sorar.

Ve soruyorum:

Basın cemiyetleri bu kokuyu duymuyor mu? Yoksa alıştılar mı?

Hazır haber mi?

Buyurun size hazır cevap!

Belediye basın bürolarının gazetecilere servis ettiği metinler, gazetecilik değil;
fırında pişirilmiş PR böreğidir.

Bu börek yenmez.
Yense de yararlı besin değildir.

Gazetecilik taze yapılır,
yerinde pişer,
gerçeğin kokusu her satırdan yükselir.

Bu memlekette gazeteci muhalif olmaz, siyaset yapmıyoruz. Taraf olur, ama tarafı siyasetçiler bilsin diye söylüyorum, Tarafı Halkın tarafıdır.

Siyasetin hoşuna gitmeyen tam da bu.

Siyasetçiler sanıyor ki “hazır haber göndeririz, basın aynen yazar.”

Bu eski bir masal.
Ve artık çocuklar bile yemiyor.

Bugün CHP hazır haber yolladı diye yazarsak,
yarın AK Parti, ertesi gün MHP, sonra İYİ Parti, sonra bir başkası…

Herkes sıra bekleyen müşteri olur.
Basın da onların menüsü.

Olmaz.
Olamaz.

Gazetecilik bir meslekse, gazeteci de bir meslek insanıysa,
kimse bize mesleğimizi öğretmeye kalkamaz.

Herkes kendi çöpünü kendi süpürsün

Basın özgürlüğü ile basının yönlendirilmesi arasındaki çizgi çok ince değildir;
aksine kalın bir duvardır.
O duvarı aşmaya çalışan kim olursa olsun, bugün değilse yarın, mutlaka duvara toslar.

Benim gazeteciliğim de, Aydın’ın yerel basınının onuru da,
siyasetçinin kapısından girip çıkacak kadar ucuz değil.

Hazır haberi kapımıza bırakabilirsiniz.
Ama içeri girmeyin.

Biz gazeteciyiz.
Biz yazarız.
Biz sorarız.
Biz ortaya koyarız.

Ve unutmayın:
Gazeteci siyasetçinin aynasıdır.
Aynaya bakınca gördüğünüz şey hoşunuza gitmiyorsa, sorun aynada değil yüzünüzdedir.