SAVAŞ SUÇLARI VE HAYDUT DEVLET İLAN EDİLME RİSKİ

Medyada yer alan bazı haberlerde Türkiye’nin en büyük savunma şirketlerinden birinin, yaklaşık üç yıldır devam eden Sudan iç savaşına silah sevkiyatı yaparak Hartum üzerindeki AB ve ABD yaptırımlarını açıkça ihlal ettiği yönünde ciddi iddialar yer aldı.
Önce Sudan iç savaşının nasıl başladığına ve taraflarının kimler olduğuna bir bakalım.
Sudan İç Savaşı, Nisan 2023’te iki rakip grup arasında artan gerilimlerin ardından başlamıştı: Genelkurmay Başkanı General Abdel Fattah al-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ve General Mohamed Hamdan Dagalo veya Hemeti liderliğindeki paramiliter Acil Destek Kuvvetleri (RSF). Ülkenin iki önde gelen generali, 2019’da uzun süredir iktidarda olan diktatör Ömer el-Beşir’in devrilmesinin ardından Sudan’ın yeni kurulan demokrasi yanlısı geçici hükümetini düşüren 2021 darbesinde başlangıçta müttefikti. Ancak, iki general paramiliter güçlerin normal orduya nasıl entegre edileceği konusunda anlaşmazlığa düşmüştü.
Sudan’daki savaş giderek büyük bir insani felakete dönüştü. Eylül 2024’te bir BM Gerçeği Bulma Komisyonu, her iki tarafın da toplu tecavüz, keyfi tutuklamalar ve işkence de dahil olmak üzere “korkunç bir dizi üzücü insan hakları ihlali ve uluslararası suç” işlediği sonucuna vardı. Şu anda Sudan nüfusunun yarısı insani yardıma ihtiyaç duyuyor – 25 milyon kişi akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıyayken, ABD savaşın şimdiden 150.000 kişinin ölümüne yol açtığını tahmin ediyor.
Savaş, kısmen yabancı güçlerin müdahalesi nedeniyle neredeyse üç yıla yakın bir süredir devam ediyor. Mısır ve Suudi Arabistan SAF’ın ana destekçileri olurken, pek çok kişi SAF’ın sahadaki son başarılarını İran yapımı insansız hava araçlarının gizli şekilde sağlanmasına bağlıyor. Aynı zamanda, Birleşik Arap Emirlikleri RSF’nin büyük bir destekçisi haline geldi; bu hareketi SAF’ı Müslüman Kardeşler’in bir parçası olmakla suçlayarak meşrulaştırdılar. Sudan Çatışma Gözlemciliği raporu, Haziran 2023 ile Mayıs 2024 arasında BAE’den RSF’ye 32 uçuşla silah gönderildiğini “neredeyse kesin” olarak belirledi; bu durum, Biden yönetimi tarafından soykırımla suçlandı.

Gelelim Türkiyye’de pek fazla yer bulamayan ancak ülkemizi ve geleceğimizi yakından ilgilendiren neredeyse 8 ay öncesine dayanan bir habere. Ben de o sıralar bir yandan oğlumu yurt dışına göndermeye çalışıyor, bir yandan sosyoloji lisans eğitimimin son sömestirini tamamlamaya çalışıyor, bir yandan da üçüncü kez boşanmaya çalışıyordum. Atlamışım. Washington Post tarafından 7 Mart 2025 tarihinde yayınlanan bir haberde, Türkiye’nin önde gelen savunma sistemleri ihracatçısı ve insansız hava aracı tedarikçisi olan Baykar, geçen yıl Ağustos ile Kasım ayları arasında Sudan ordusuna silah ve mühimmat gönderdiği iddiasıyla suçlanmıştı. Aynı haber geniş bir yorumla 9 Mart 2025 tarihinde Euronews Haber Portalında da yayımlanmıştı.
Washington Post’a göre, Baykar ile Sudan ordusunun tedarik kurumu Savunma Sanayi Sistemleri (DIS) arasındaki 110,7 milyon €’luk (120 milyon $) sözleşme kapsamında ilk parti silahlar, 2024 Ağustos ayında Sudan’ın doğusundaki Kızıl Deniz sahilinde bulunan Port Sudan’a uçakla ulaşmıştı.
Ancak, Washington Post Gazetesinin ele geçirdiğini ve doğruladığını iddia ettiği bazı kişisel mesajlar, son parti silah sevkiyatının benzer şekilde hava yolu ile geçen yıl 15 Eylül’de gerçekleştiğini ve Ekim ve Kasım aylarında devam ettiğini ileri sürüyordu. Haberde, Sudan DIS’in genel müdürü Mirghani Idris Suleiman tarafından imzalanan silah anlaşmasının, ABD yaptırımlarının yürürlüğe sokulmasından beş ay sonra, 16 Kasım 2023 tarihli olduğu belirtilmişti.

Sözleşme kapsamında altı TB2 drone, üç yer kontrol istasyonu ve 600 savaş başlığı ile bu sistemleri teslim edecek 48 Baykar çalışanı bulunuyordu. Sözleşmede ayrıca “ülke içinde teknik destek sağlama” teklifi de bulunuyordu.
Washington Post tarafından ayrıntıları açıklanan ve anlaşıldığına göre ABD istihbaratı tarafından ele geçirilen Baykar çalışanlarının kendi aralarındaki iç yazışmalara göre, Sudanlı yetkililer 9 Eylül 2014 tarihindeki bir toplantıda Baykar temsilcilerine iddialara göre “Türkiye’nin kendilerini en çok destekleyen ülke haline geldiğini” bildirmiş.
Türkiye yapımı Bayraktar insansız hava araçları, Ukrayna ordusunun Rusya’nın zırhlı araçlarını ve topçu sistemlerini imha etmek için kullanmasının ardından daha fazla uluslararası ilgi çekmeye başlamıştı.
Geçen yıl Baykar, TB2 drone’ları için yaklaşık 30 ülke ile sözleşmesi olduğunu belirtirken, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), 2024 yılında savunma ve havacılık ihracatının neredeyse 7 milyar euroya ulaştığını ve bir önceki yıla göre %29 artış gösterdiğini açıklamıştı.

Sudan’a silah sevkiyatı iddiası, Türkiye’yi, 15 Nisan 2023’de başlayan ve üç yıla yakın bir süredir devam eden iç savaşta diğer uluslararası aktörlerin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya gibi, farklı roller üstlendiği ve çatışmayı körüklediği iddia edilen kanlı ve vahşi savaşta ganimet peşinde olan yabancı güçler arasında gösteriyor.
Uluslararası Adalet Divanı 6 Mart 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Sudan’ın, paramiliter Ani Destek Kuvvetleri’ni (RSF) destekleyerek Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki sorumluluklarını ihlal ettiği iddiasıyla BAE aleyhine şikayette bulunduğunu açıkladı. BAE yetkilileri ise çatışmaya müdahil olduklarını asla Kabul etmemişlerdir.
Geçen yıl Ekim ayında Sudan’a yönelik silah ambargosunu oybirliğiyle uzatmasına rağmen, BM Güvenlik Konseyi, ambargoyu ihlal ettiği iddia edilen herhangi bir yabancı ülkeye karşı harekete geçmemiştir.
8 Mart 2025 tarihli Siri Lanka Guardian gazetesinin internet nüshasında yazılanlar ise yenilir yutulur şeyler değildi. İşte “Türkiye’nin Savaş Ganimeti: Bir Türk Silah Firması Sudan’daki Kan Gölünü Nasıl Tetikledi” başlıklı makaleden önemli noktaların özeti:
Sudan İç Savaşında Türk Silahları
Sızdırılan belgeler, Türkiye’nin en büyük silah firması Baykar’ın, Sudan ordusuna gizlice 120 milyon dolarlık drone ve savaş başlığı sağladığını ortaya koyuyor.
Bu silahlar, Sudan’daki süregelen iç savaş sırasında ölümcül hava saldırılarında kullanıldı ve BM’nin dünyanın en kötü insani felaketi olarak nitelendirdiği duruma katkıda bulundu.
Suç Ortaklığına Dair Kanıtlar
Baykar çalışanlarından gelen mesajlar, saldırılardan haberdar olduklarını doğrulayan görüntü ve mesajları içermektedir. Türkiye’nin resmi tarafsızlık tutumuna rağmen, kanıtlar çatışmaya aktif katılımı göstermektedir.
Etik ve Hukuki Endişeler
Silah anlaşması, ABD ve AB yaptırımlarını ihlal edebilir. Baykar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesi ile mülkiyet bağlantıları olan Türk hükümeti ile yakından ilişkilidir.
Stratejik Çıkarlar
Sudanlı yetkililerin, Türk şirketlerine doğal kaynaklara erişim ve stratejik bir Kızıldeniz limanı olan Abu Amama üzerinde kontrol teklif ettiği bildirildi. Bu hamle, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve jeopolitik etkisini derinleştirebilir.
Her İki Tarafa Silah Sağlamak mı?
Bir diğer Türk şirketi Arca Defence’in, Sudan’ın rakip paramiliter grubu RSF ile olası silah anlaşmaları hakkında iletişim kurduğu iddia ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin çatışmanın her iki tarafıyla da ilişki kurabileceğini düşündürüyor.
İnsani Kriz
2023 Nisan ayında başlayan savaş, 150.000 ölüme ve 13 milyon kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Her iki taraf da savaş suçlarıyla suçlanırken, Rusya, İran ve BAE dahil olmak üzere yabancı güçler de şiddeti körüklemekle suçlanıyor.
ABD–Türkiye İlişkileri Açısından Etkiler
Arca Defence daha önce Pentagon’a mühimmat satmıştı, bu da Türkiye ile ABD arasındaki askeri bağların devamına dair endişeleri artırıyor. Bu açıklamalar, Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle olan ilişkilerini zorlayabilir.

Son yoruma katılmıyorum. Şimdi size yandaş basından bir alıntı sunuyorum; “Çorumlu bir savunma sanayi şirketi, tek başına, Amerika kıtasından daha fazla top mermisini bir ayda üretiyor. Arca firması, SAHA EXPO 2024 Fuarı’nın da 2 milyar doların üzerinde ihracat sözleşmesi imzaladı. Firmanın sloganı ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir” sözü.” Bilenler bilir Türkiye’nin en büyük ve tek top mühimmatı üreticisi MKE (Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu)dur. Bence Arca firmasının ABD’ye ABD silahlı Kuvvetlerinde kullanılan top mermisi ihraç etme ihtimali uzayda iki sineğin çarpışma ihtimali kadardır. Bence bu mermiler MKE’den sağlanarak Arca üzerinden İsrail’e giden ve Filistinlilerin üzerine düşen mermiler.
İddia edilenin tam aksine bu durum ABD’nin çok işine yarayacak ve Türkiye’den istediği her şeyi alacak. Bunun ilk işaretleri 44 adet Eurofighter’ın sağdan soldan toplanarak acilen ve fahiş fiyatla kucağımıza bırakılmasıdır. 1990’ların teknolojisi ile üretilen Eurofighter’ın biz uyan bir yanı da 4.5’uncu nesil uçak olması. Hatırlayanlarınız vardır GSM alt yapımız için de benzer bir kodlama yapılmıştı zamanında.

Gelelim bizim neden bu işin içine girdiğimie. Erdogan’ın Türkiye’nin askerî ve diplomatik bağlarını Afrika Boynuzu genelinde genişletmek için çalıştığı bir sır değil. Dünya liderinin öncülüğünde Türkiye Yüzyılı rüyasının sürdürülebilmesi Türkiye’nin kendisini büyük bir güç olarak tanıtmasında yatıyor. Aralık 2024’te Erdogan, Sudan’ın askerî başkanı General Abdel Fattah al-Burhan’ı arayarak “Sudan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için devreye girmeyi” teklif etti.
Türkiye, Somali’de askeri bir varlık kurarak ve Nijer hükümetiyle uranyum madenciliği anlaşması imzalayarak Afrika kıtasındaki etkisini artırmıştır. Somali örneğinde, Ankara büyük yatırımlar yapmış, Somali ordusuna eğitim ve yardım sağlamış, hidrokarbon arama haklarını güvence altına almış ve Afrika Boynuzu’nun hayati nakliye yolları üzerinde stratejik olarak konumlanmış bir ülkeyle dostane bir ilişki kurmuştur. Nijer ile ilgili olarak ise Ankara, nükleer silah geliştirme kapasitesini olası şekilde takip etme amacıyla uranyum kaynaklarını temin etme seçeneklerini araştırıyor gibi görünmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süredir Türkiye’nin ittifak yükümlülükleri ve askeri tedarik ihtiyaçları açısından Batı’dan bağımsız ve özerk olmasını hayal etmektedir ki bu hayali desteklememek mümkün değildir.
Ankara’nın Sudan’daki varlığı, dış politikasının geleneksel “Yurtta sulh, cihanda sulh” ve “başka ülkelerin içişlerine karışmama” ilkelerinden ve her türlü değerden değerden yoksun olduğunu; devam eden kan akışını durdurmayı amaçlayan yaptırımları görmezden gelmeye istekli olduğunu göstermektedir. Tüm bunlar şaşırtıcı olmamalıdır. Erdoğan, Ukrayna çatışmasının her iki tarafında da rol oynamaktadır. Bir yandan, Türkiye’nin NATO üyesi olarak sorumluluklarını yerine getiriyormuş gibi, Türk boğazlarını Rus gemilerine kapatıyormuş gibi yapmakta diğer yandan, Türkiye’nin bankacılık sisteminin Putin’in oligarklarına ait yasa dışı Rus finansmanını akıtarak kullanılmasına izin vermekte ve Türk firmalarının Rus ordusuna çift kullanımlı ürünler satmasına olanak tanıyarak, Putin’in yasa dışı savaş çabalarına hayati destek sağlamaktadır.

Bu gidiş iyiye gidiş değildir. Emperyalizmin yutmak, parçalamak ya da bölmek istediği ülkelerde önce tek adam rejimleri kurulmasına göz yumduğu, hatta teşvik ettiği, sonra para ve iktidar hırslarını körükleyerek suça bulaştırdıkları ve en sonunda ülkeyi ve yöneticilerini “haydut devlet” ilan ederek müdahalenin önünü açtığını yaşayarak gördük.
Derhal, hemen, gecikmeden demokrasi. Başka yolu yok.
















































