Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Artist

Bizde iyi rol yapan kişilere artist deniyor. Gerçek hayatta olduğu gibi görünmeyen, kendi çıkarı için kılıktan kılığa giren o kadar çok “Artist” var ki. Aşağıdaki yazı böyle bir artistin öyküsü.

Meydan kalabalıktı. Sloganlar, pankartlar, öfke ve umut birbirine karışmıştı. İnsanlar haklıydı; en azından çoğu öyle hissediyordu. Kimi emeğinin karşılığını istiyordu, kimi adalet arıyordu, kimi ise sadece kalabalığın içinde kaybolarak var olduğunu hissetmeye çalışıyordu.
Ama kalabalığın içinde bir adam vardı ki, onun derdi ne hak, ne de adaletti. Her zaman ikili oynamayı sever, kendi işine bakardı.
Adı kimsenin aklında kalmazdı; çünkü herkes ona kendi kendine bir isim takmıştı: Artist.
Artist, bir sendikanın yöneticisiydi. Yıllar önce iyi niyetlerle çıktığı yolda, zamanla niyetini koltuğuna bırakmıştı. Artık onun için mücadele, sadece görünmekten ibaretti. Kürsüde en gür sesi o çıkarır, kamerayı en iyi o bulur, en önde o yürürdü. Ama en önde yürürken bile, aslında hep kendisinin peşindeydi.
O gün de öyleydi.
Ulusal çapta büyük bir eylem vardı. Basın oradaydı, kameralar açıktı. Meydanın her köşesinde bir objektif, bir göz, bir kayıt vardı. Artist’in içi kıpır kıpırdı. Bu, onun günüydü.
Derken beklenen oldu. Güvenlik güçleri müdahaleye başladı. Kalabalık dalgalandı. Bir anlık sessizlik, ardından panik, ardından öfke. Ve sonra biber gazı.
Gazın keskin kokusu havaya yayıldı. İnsanlar gözlerini ovuşturuyor, geri çekiliyor, birbirine tutunuyordu. Gerçek acı, gerçek bir karmaşa vardı.
Ama Artist o an hala gazın ulaşmadığı bir noktadaydı.
Bir an durdu. Etrafına baktı. Kameraları gördü.
İşte o an karar verdi.
Birden gözlerini kapattı, yüzünü buruşturdu. Sanki ciğerleri yanıyormuş gibi öksürmeye başladı. Sonra kendini yere attı. Yuvarlandı. Ellerini havaya kaldırdı, çaresiz bir insan gibi çırpındı. Oysa etrafındaki kimse onun kadar “Acı çekmiyordu.”
Bir kameraman yaklaştı. Mikrofon uzatıldı.
Artist aradığı ortamı bulmuş, daha da coşmuştu.
“Bu zulüm!” diye bağırdı. “Bu halka yapılan büyük bir haksızlık!”
Sesi titriyordu, ama korkudan değil; rolünün kusursuzluğundan emindi.
O sırada gerçekten gazdan etkilenen yaşlı bir işçi, birkaç metre ötede yere çökmüş, nefes almaya çalışıyordu. Yanında kimse yoktu. Onun acısı sessizdi. Kameraya oynamıyordu. Sadece gerçekti.
Artist ise hala yerdeydi.
Ama o an bir şey oldu.
Rüzgar yön değiştirdi.
Gaz bulutu, ağır ağır Artist’in olduğu yere doğru ilerledi.
Önce hafif bir yanma hissetti. Sonra gözleri gerçekten sulandı. Nefesi daraldı. Öksürüğü sahte olmaktan çıktı, gerçeğe dönüştü. Yüzündeki ifade değişti; rol bitmişti.
Ayağa kalkmak istedi ama kalkamadı. Az önce taklit ettiği çaresizlik, şimdi gerçeği olmuştu.
Kameralar ise hala açıktı.
Ama bu kez kimse ona bakmıyordu.
Çünkü gerçek acı ile sahte olanın arasındaki fark, eninde sonunda ortaya çıkıyordu.
Artist yerde kıvranırken, biraz ötede o yaşlı işçiye birileri yardım ediyordu.
İşte o an, meydanda görünmeyen bir hüküm verilmişti: artist rol yapıyordu.
Bazıları gerçekten yanar, bazıları yanıyormuş gibi yapar.
Ama eninde sonunda, rüzgar herkesin yüzüne aynı gerçeği getirir.
Ve o gün, artist ilk kez gerçekten nefessiz kaldı.
Mücadele ortamlarında gerçekten mücadele edenlerin sayısı oldukça azaldı. Çoğunluk kendi çıkarları için ortalarda gözüküyor. Bunların yanında halk için, adalet için gerçekten mücadele eden bir avuç insan kaldı. Onlara selam olsun.

“İkiyüzlüler, ağızlarıyla saygı gösterirler; kalpleri ise başka yerdedir.” (İncilİncil-Matta)