Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI

Em.Dz.Alb. Temel Ersoy Yazdı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in gerçekleştirdiği zirvede, 3 ülke arasında ortak savunma anlaşması imzalandığı duyuruldu. Anlaşmaya göre 3 ülkeden birine yönelik saldırı, hepsine saldırı kabul edilecek. Anlaşmanın imzalanmasının ardından Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’na gelen Erdoğan ve beraberindekiler, özel uçakla ülkeden ayrıldı.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan kolektif savunma ve caydırıcılık paktıdır. Anlaşma, üç ülkeden birine yapılacak saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağı ilkesine dayanır. Bu yapı, ABD–İsrail–İran ekseninde hızla değişen bölgesel güvenlik mimarisine karşı bölgesel bir savunma şemsiyesi oluşturmayı amaçlar. En çok Suudi Arabistan’ın işine yarar; Türkiye ise hem savunma sanayii hem jeopolitik nüfuz açısından güçlenir.

Kolektif Savunma, bir devlete yönelik tehdidin ya da saldırının, ittifakın tüm üyelerine yapılmış sayıldığı ve buna ortak tepki verildiği güvenlik anlayışını ifade eder. Bu yaklaşım, modern uluslararası sistemde caydırıcılığın en güçlü araçlarından biri olarak kabul edilir.

Günümüzde kolektif savunma paktının diğer örnekleri arasında; NATO, CSTO – Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (Rusya liderliğinde), AUKUS – ABD–Birleşik Krallık–Avustralya Güvenlik Paktı, ABD’nin ikili savunma anlaşmaları (Hub-and-Spoke sistemi) ki bunlar; ABD–Japonya, ABD–Güney Kore, ABD–Avustralya ve ABD–Filipinler arasındadır, GCC (Körfez İş Birliği Konseyi) – Ortak Savunma Anlaşması sayılabilir.

Bu yazımızda çok tartışılan bu anlaşmanın tam kapsamlı, katmanlı bir jeopolitik analizini yapacağız.

Mekke Anlaşması ne anlama geliyor?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin kolektif güvenlik prensibiyle birbirine bağlandığı bir savunma paktıdır.

  • Bir ülkeye saldırı olduğunda bu üçüne birden saldırı sayılacak.
  • BM Şartı’nın 51. maddesine dayanan meşru müdafaa çerçevesi kullanılıyor.
  • Savunma sanayii entegrasyonu, ortak operasyon kabiliyeti ve “terörsüz bölge” hedefi içeriyor.

Bu anlaşma, Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin kurumsallaşması anlamına geliyor.

Görevim süresince iki ülkenin subayları ile de çok yakın ilişkilerim oldu. Düşünce yapılarını gayet iyi biliyorum. Paktı imzalayan üç ülke de ABD’nin pençesinde kıvranan ama aynı zamanda ABD’den de nefret eden ülkelerdir. Tabii buna bir de Suudi Arabistan’ın ABD’den sonra ya da ABD ile birlikte en çok nefret ettiği ülkenin Türkiye olduğunu belirtmeliyim.

Ne amaçla ve kime karşı kurulmuştur?

Kaynaklar anlaşmanın resmen hiçbir ülkeyi hedef almadığını belirtse de bölgesel bağlam açık bir yön gösteriyor:

1) İran–ABD–İsrail savaşının yarattığı güvenlik boşluğu

2026 İran Savaşı ve Gazze’deki çatışmalar, bölgeyi istikrarsızlaştırdı. Uzmanlar, Mekke Paktı’nın bu boşluğa verilen bölgesel bir yanıt olduğunu söylüyor.

2) İsrail’in bölgesel saldırganlığı

Al Jazeera, anlaşmanın müzakerelerinin 2023 sonrası İsrail’in bölgedeki saldırıları nedeniyle hızlandığını belirtiyor.

3) İran’ın Suudi Arabistan ve Körfez’e yönelik saldırıları

Suudi Arabistan, İran destekli Husi saldırılarından doğrudan etkileniyor. Bu nedenle Riyad’ın güvenlik arayışı, anlaşmanın ana motivasyonlarından biri.

4) ABD güvenlik şemsiyesinin zayıflaması

Uzmanlar, anlaşmanın ABD’nin bölgedeki güvenlik rolünün azalmasına karşı bölgesel kapasite geliştirme amacı taşıdığını vurguluyor.

Sonuç: Anlaşma resmen “kimseye karşı değil”, fakat fiilen İran’ın saldırganlığına ve İsrail’in bölgesel etkisine karşı bölgesel bir caydırıcılık mimarisi kuruyor. Siz buna Büyük Orta Doğu Projesi’nin yeni bir aşaması da diyebilirsiniz.

ABD ve İsrail’in bu anlaşmaya etkisi var mıdır?

ABD’nin etkisi

ABD’nin bölgedeki güvenlik rolü zayıfladığı için üç ülke kendi savunma şemsiyesini kuruyor. Bu, ABD’ye karşı bir blok değil; ABD’nin eksilen rolünü tamamlayan bölgesel bir mekanizma. Yani ABD istediğinde bu üç ülke askerinin kanını dökecek, ABD’nin silahlarını satın alacak ve bütün hesabı ödeyecek.

İsrail’in etkisi

İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Gazze Savaşı, anlaşmanın hızlanmasına neden oldu. İsrail’in bölgesel etkisi, üç ülkeyi ortak caydırıcılık arayışına itti. Ancak İsrail bu üç ülkeden birine saldırırsa ortak basın açıklamasıyla İsrail’i kınamaktan ileri gidebileceklerini sanmıyorum.

Sonuç: ABD ve İsrail anlaşmayı doğrudan kurmadı; fakat bölgesel istikrarsızlık ve güvenlik boşluğu bu paktın oluşumunu tetikledi. Yani mealen ABD ve İsrail istedi, bu pakt alelacele imzalandı. Kuruldu demiyorum çünkü o başka bir şey. Siyasi, diplomatik bir hamle yapıldı ve bir kâğıt imzalandı.

Bu anlaşma en çok kimin işine yarar?

Kaynaklar üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurlarını vurguluyor:

  • Türkiye → Savunma sanayii, askerî harekât deneyimi
  • Suudi Arabistan → Finansal güç, stratejik coğrafya
  • Pakistan → Nükleer caydırıcılık, büyük nüfus

En çok kazanan: Suudi Arabistan

Neden? Çünkü İran tehdidi Riyad’ın kapısında. ABD’nin güvenlik garantisi zayıflıyor. Türkiye’nin askerî deneyimi ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı, Riyad’a hayati bir güvenlik şemsiyesi sağlıyor.

İkinci kazanan: Türkiye

Savunma sanayii ihracatı ve ortak üretim (KAAN, SİHA’lar) güçleniyor. NATO dışı bir güvenlik mimarisinde kilit aktör hâline geliyor. Enerji yolları ve deniz ticareti güvenliği artıyor.

Üçüncü kazanan: Pakistan

Nükleer caydırıcılığını bölgesel bir mimariye entegre ediyor. Suudi finansmanı ve Türk savunma teknolojisi sayesinde stratejik güç çarpanı kazanıyor. Pakistan nükleer testlerini tamamlayıp nükleer güçler arasına katıldığında, 1990’larda konulan ABD ambargosu döneminde acil ve kritik anlarda Türkiye’yi hep yanında bulmuştur.

Türkiye bu anlaşmadan nasıl etkilenir?

1) Savunma sanayii kazanımları

KAAN projesine Suudi yatırım ihtimali olabilir. Bu durumda ortak üretim, teknoloji transferi, ihracat artışı gibi fırsatlar doğabilir. Neticede güzel bir kızımız var ve biz hem yakışıklı hem de zengin bir damat aramıyor muyuz?

2) Jeopolitik nüfuz artışı

Türkiye, NATO dışında İslam dünyasının en güçlü askerî aktörü olarak konumlanıyor. Bu anlaşma, bu olgunun fiilî duruma geçmesine katkıda bulunabilir.

3) Enerji ve ticaret güvenliği

Deniz ticaret yollarının güvenliği, Türkiye’nin ihracat ve enerji tedarikini güçlendiriyor.

4) Caydırıcılık kapasitesi

Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi finansmanı, Türkiye’nin askerî deneyimi ile birleştiğinde Türkiye’nin bölgesel caydırıcılığını artıracağı kesindir.

5) Riskler

  • İran ile gerilim artabilir (dolaylı risk).
  • İsrail ile diplomatik sürtüşme yaşanabilir.
  • Türkiye’nin bölgesel krizlerde daha görünür hâle gelmesi yükümlülük doğurabilir.

Bekleyip göreceğiz. Yukarıda kurmay durum muhakemesini yaptık ve neler olabileceğini ortaya koyduk. Bizim tahminimiz, zaman içinde bu girişimin de unutulanlar arasına gireceğidir.