Hukuk Devleti Açısından Bir Paradoks: Yıkılması Gereken Yapı Nasıl Kiraya Verildi?
Hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri, idarenin kendi işlemleri arasında tutarlılık göstermesidir.
Çünkü devlet, aynı olay hakkında bir gün “hukuka aykırı” dediğine ertesi gün hiçbir hukuki gerekçe ortaya koymadan “uygundur” diyemez.

Ergun Ok Özel Haberi/Aydın – Kuşadası’nda son günlerde ortaya çıkan resmi belgeler, tam da bu nedenle yalnızca yerel yönetimi değil, kamu yönetiminin işleyişini ve idarenin hukuki tutarlılığını tartışmaya açmaktadır.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre, Unique Hotel bünyesinde faaliyet gösteren Lucky Beach Bar’a ait iskele, güneşlenme terasları ve kıyı yapılarının 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 775 sayılı Gecekondu Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında kaldırılması gerektiği değerlendirilmiştir.
Dosyadaki resmi yazışmalar incelendiğinde, Milli Emlak Müdürlüğünün 2021 yılından itibaren Kuşadası Belediyesine defalarca yazı gönderdiği, kıyı işgalinin sona erdirilmesini istediği ve yıkımın gerçekleştirilmesini talep ettiği görülmektedir.

Savcılık iddianamesi de tam bu noktada önemli bir sonuca ulaşmaktadır.
Yıkım yapılmamasının artık basit bir idari gecikme olmadığı, görevin gereklerinin yerine getirilmemesi niteliğine dönüştüğü değerlendirilmiş; Belediye Başkanı ile dönemin Fen İşleri yöneticileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla kamu davası açılmıştır.

Buraya kadar hukuki süreç nettir.
Ancak…
Aradan geçen süreçte kamuoyuna yansıyan ikinci resmi belge, hukuk tekniği bakımından cevaplanması gereken çok önemli soruları gündeme taşımaktadır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün Aydın Valiliğine gönderdiği resmi talimatta, aynı bölgede bulunan Hazine taşınmazı ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki deniz alanı üzerinde 30 yıl süreli irtifak hakkı ve kullanma izni tesis edilmesine yönelik işlemlerin uygun görüldüğü anlaşılmaktadır.

İşte tam bu noktada hukuk biliminin cevabını aradığı temel soru ortaya çıkmaktadır.
Bir idari işlem tesis edilirken dayanak alınan hukuki gerekçeler ortadan kalkmış mıdır?
Yoksa aynı olay hakkında farklı kamu kurumları birbirinden tamamen farklı hukuk anlayışları mı geliştirmiştir?
Çünkü hukuk devletinde iki ihtimal vardır.

Birincisi…
İlk işlem hukuken doğrudur.
Bu durumda yıkım kararlarının uygulanması gerekir.
İkincisi…
Sonraki işlem hukuken doğrudur.
Bu durumda ise yıllardır devam eden yıkım gerekçelerinin hangi hukuki değişiklik sonucu ortadan kalktığının açıklanması gerekir.
Bunun üçüncü bir yolu yoktur.
Bir başka dikkat çekici husus ise şudur.
Savcılık iddianamesinde, aynı nitelikteki başka kıyı işgallerine yönelik işlemler karşılaştırılmış; bazı yapıların süratle kaldırıldığı, buna karşılık Lucky Beach Bar ile ilgili sürecin yıllarca sonuçlandırılamadığı yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir.
Bu tespit, idarenin eşitlik ilkesi bakımından da ayrıca tartışılması gereken bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Çünkü Anayasa’nın 10. maddesi yalnızca vatandaşlar için değil, idarenin uygulamaları bakımından da eşit davranma yükümlülüğü getirmektedir.
Benzer hukuki durumda bulunan iki yapı hakkında farklı uygulamalar yapılıyorsa, bunun objektif gerekçelerinin kamuoyuna açıklanması demokratik yönetimin gereğidir.
Diğer taraftan kıyılar, Anayasa’nın 43. maddesi gereğince herkesin ortak kullanımına açık kamu mallarıdır.
3621 sayılı Kıyı Kanunu da bu anayasal ilkeyi hayata geçirmek amacıyla düzenlenmiştir.
Dolayısıyla burada tartışılan konu yalnızca bir işletmenin geleceği değildir.
Asıl tartışılan husus, kamu mallarının yönetiminde idarenin hukuki tutarlılığıdır.

Bugün cevap bekleyen soru şudur:
Yıkılması gerektiği resmi belgelerle ifade edilen yapı ve tesisler, hangi hukuki işlem sonucunda uzun süreli kullanma iznine konu hâline gelmiştir?
Eğer yeni bir planlama yapılmışsa bunun tarihi nedir?
İmar planı ne zaman yürürlüğe girmiştir?
Mahkeme kararları veya idari işlemler hangi gerekçeyle değişmiştir?
Kıyı Kanunu bakımından daha önce ileri sürülen hukuki engeller nasıl aşılmıştır?
Bu sorular yalnızca gazetecilerin değil; hukukçuların, şehir plancılarının, kamu yöneticilerinin ve en önemlisi kamu adına denetim görevi yapan bütün kurumların cevap araması gereken sorulardır.

















































