Kaçak Yapılar Yıkılmıyorsa, Yıkılan Önce Hukuktur

Kuşadası’nda Adagöl, Kemerönü, Kısmet Otel, Kirazlı çevresindeki villalar, Davutlar ve Güzelçamlı çevresindeki kırsal yapılaşmalar, Lucky Beach, Avm’lerdeki kaçak yapılaşmalar, binlerce kaçak yapılar adeta doğal hayatı bitiriyor. Bunca sıkıntılı yapı varken konuya çözüm getirmesi gereken Kuşadası Belediyesi sadece garibanlarla uğraşıyor, Lucky Beach gibi sermayenin kaçak yapılarını yıkım kararı olmasına rağmen görmezden geliyor.
Eğer bir kentte imar planları kâğıt üzerinde kalıyor, ruhsatlı yapı ile ruhsatsız yapı arasındaki fark giderek belirsizleşiyor ve vatandaşın zihninde “Nasıl olsa bir şey olmuyor.” düşüncesi yerleşmeye başlıyorsa, o şehirde asıl çatlak binalarda değil, hukuk düzenindedir.
Kuşadası bugün tam da böyle bir sorgulamanın merkezindedir.
Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan bu güzel ilçe, doğal koyları, tarihi mirası ve uluslararası tanınırlığıyla yalnızca Aydın’ın değil, ülkenin vitrini olma özelliğini taşımaktadır. Böylesine değerli bir kentin geleceği, günü kurtaran kararlarla, sermayeyi görmezden gelmekle değil; planlı şehircilik ve halkın çıkarlarını önceleyen anlayışıyla güvence altına alınabilir.
Ancak uzun yıllardır kamuoyunda görülen ayrımcılık temelli uygulamalar nedeniyle şu sorular gündeme geliyor:
“İmar planına aykırı olduğu ileri sürülen yapılar neden halen yerinde duruyor?”
“Kaçak olduğu konuşulan binalar nasıl tamamlanabiliyor?”
“Yıkım kararı olan yapılar neden yıkılmıyor?
“Kurallara uyan vatandaş neden kendisini cezalandırılmış gibi hissediyor?”

Bu soruların muhatabı yalnızca belediyeler değildir; şehir yönetiminde görev ve yetki sahibi bütün kamu kurumlarıdır. Ancak vatandaşın ilk baktığı yer belediyedir. Çünkü şehir, belediyenin aynasıdır.
Elbette hukuki süreçler vardır. Bir yapının hukuki statüsü, teknik incelemeler ve idari işlemler tamamlanmadan kesin olarak belirlenemez. Belediyeler de işlem yaparken usule uymak zorundadır. Hukuk devleti bunu gerektirir.
Fakat hukuk devleti, yalnızca usulü işletmekten ibaret değildir. Aynı zamanda etkili, zamanında ve eşit uygulamayı da gerektirir. İşte vatandaşın sorguladığı nokta da budur. Eşitlik olmayınca halkın güveni sarsılıyor.
İnsanlar kurallara, onları yazanlara değil; onları uygulayanlara bakarak güven duyar. Bir belediyenin en önemli sermayesi iş makineleri değil, vatandaşın ona duyduğu güvendir. Be yazık ki Kuşadası Belediyesi bu güveni tüketmek üzeredir.

Eğer toplumda “Kurallar kişiye göre değişiyor” algısı oluşursa, bundan sonra yapılacak her doğru iş bile şüpheyle karşılanır. Çünkü güven, yıllar içinde inşa edilir; bir kez sarsıldığında ise yeniden kazanılması çok zordur.
Kaçak yapılaşmanın en ağır bedelini çoğu zaman kaçak yapı yapan değil, kurallara uyan vatandaş ödemek zorunda kalıyor.
Ruhsat almak için aylarca bekleyen…
Projesini defalarca revize ettiren…
Harçlarını eksiksiz yatıran…
Vergisini ödeyen…
Mühendislik hizmeti alan…
İmar planına sadık kalan vatandaş…
Bütün bunları yaparken ciddi maliyetlere katlanıyor. Eğer kurallara uymayanların aynı sonucu elde ettiği düşünülürse, dürüst davranan kişi kendisini cezalandırılmış hisseder. Bu duygu, hukuk devletinin en büyük düşmanıdır.
Çünkü insanlar adaletin işlemediğine inanırsa, zamanla kurallara uymak yerine kuralları aşmanın yollarını aramaya başlar. İşte şehirleri çürüten süreç tam da burada başlar.
Modern belediyecilik yalnızca asfalt dökmek kaldırım yapmak, refüj sulamak değildir.
Gerçek belediyecilik;
hukuku uygulayabilmektir, planı koruyabilmektir, gelecek kuşakların hakkını savunabilmektir. Bugün alınmayan her karar, yarının daha büyük sorununa dönüşür.
Bir kaçak yapı zamanında engellenmediğinde, yıllar sonra yalnızca bir bina değil; elektrik hattı, kanalizasyon sistemi, yol ihtiyacı, otopark sorunu ve altyapı yükü de ortaya çıkar. Sorun büyüdükçe çözümün maliyeti de katlanarak artar. Bu nedenle şehircilikte en ucuz yöntem, en erken müdahaledir.
















































