Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SUYUN ALTINDAKİ SESSİZ TEHLİKE!

Aydın’ın kıyıları alarm veriyor: Yeraltı sularımızı ne kadar daha koruyabileceğiz?

Değerli Egeden Medya Haber Okurları; Yeni yayın dönemimiz’de sizler için bir araştırma yazısı hazırladım. Özellikle Ege bölgesinde yüz yüze olduğumuz su sorununa, değişik ama fazla bilinmeyen bir pencereden baktım. Gelecekte karşılaşabileceğimiz, hatta halen yaşanan sorunları kalemimden damıtarak siz okurlarımıza sunuyorum. Saygılarımla
Ekrem Örsoğlu
Bir kentin geleceğini yalnızca yolları, binaları, turizm yatırımları ve nüfus artışı belirlemez.
Bazen bir kentin kaderi, gözümüzün göremediği toprağın metrelerce altında saklıdır.
Ve bugün Aydın’dan Kuşadası’na, Didim’den İzmir’e uzanan sahil hattında hepimizin çok daha ciddi bir soruyu sormasının zamanı gelmiştir:
Yeraltı sularımızın geleceği ne olacak?
Bu soru artık ertelenemez.
Çünkü su, yalnızca bugün musluğumuzdan akan bir kaynak değildir. Yeraltında yıllar, hatta bazı durumlarda binlerce yılda oluşan akiferler ve tatlı su rezervleri, bir kez bozulduğunda yeniden kazanılmaları son derece zor kaynaklardır.
Üstelik kıyı bölgelerinde tehlike çok daha büyüktür.
Yeraltı suyu aşırı çekim nedeniyle azalır ve seviyesi düşerse, kıyıya yakın akiferlerde deniz suyunun tatlı su sistemlerine doğru ilerlemesi ve tuzlanma riski ortaya çıkabilir.
Bir başka ifadeyle;
Bugün su çektiğimiz kuyuların yarın aynı kalitede su vereceğinin garantisi yoktur.

Kuşadası ve Didim sahilleri kritik bir eşikte

Aydın’ın kıyı kesimlerinde son yıllarda yaşanan hızlı ve yoğun yapılaşma, turizm yatırımları ve buna bağlı nüfus artışı, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır.
Kuşadası ve Didim sahil kesimleri, yaz aylarında nüfusun katlanması nedeniyle zaten ciddi bir su talebiyle karşı karşıyadır.
Kuşadası’nda Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ve Yavansu gibi bölgelerdeki hızlı yapılaşma ve artan nüfus, yalnızca altyapı kapasitesini değil, yeraltı su kaynaklarını da doğrudan ilgilendirmektedir.
Bu bölgelerde yaşayan insanların ve yaz aylarında bölgeye gelen milyonlarca insanın su ihtiyacı bir şekilde karşılanmak zorundadır.
Ancak burada kritik soru şudur:
Bu suyun ne kadarı doğal yollarla yerine konulabiliyor?
Ve daha da önemlisi:
Yeraltından bugün çekilen suyun yerine yarın ne koyacağız?

Karaova’da durum daha da hassas

Kuşadası’nın Karaova Mahallesi’nde yaşanan durum ise konunun ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.
Karaova’da belediye su şebekesinin bulunmaması, bölgedeki su ihtiyacının büyük ölçüde bireysel kuyular ve sondajlarla karşılanmasına yol açmaktadır.
Bu durum, yeraltı suyunun ne kadar çekildiğinin ve hangi derinliklerden su alındığının kontrolünü de zorlaştırmaktadır.
Kısacası;
Şebeke yoksa sondaj vardır.
Sondaj varsa denetim şarttır.
Ve denetim yeterli değilse, yeraltı suyu rezervlerinin geleceğini bilmeden tüketmeye başlarız.
Karaova’da kontrolsüz veya yeterince denetlenemeyen sondajların varlığı, yalnızca bugünün su ihtiyacını karşılayan bir mesele olarak görülemez.
Çünkü kıyıya yakın bölgelerde aşırı yeraltı suyu çekimi;
su seviyesinin düşmesine, akifer dengesinin bozulmasına ve deniz suyunun tatlı su rezervlerine doğru ilerlemesine neden olabilecek ciddi bir risk taşımaktadır.
Bu nedenle Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ve Yavansu hattında kuyu bazında kapsamlı bir envanter çalışması yapılması artık bir zorunluluktur.

Davutlar’da yıllar önce yapılan uyarı bugün daha da önemli

Davutlar çevresi için bu tehlikenin yeni bir tartışma olmadığını özellikle hatırlatmak gerekir.
Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından yayımlanan hidrojeolojik çalışmada, Davutlar Kaplıcası çevresindeki alüvyon akiferin yeraltı suyu açısından önemli bir kaynak olduğu; ancak artan yapılaşma, betonlaşma ve sondajlardan bilinçsiz su çekiminin su seviyesinde düşüş ve tuzlanma tehlikesi doğurabileceği yıllar önce ortaya konulmuştur.
Peki aradan geçen yıllarda ne değişti?
Bu tehlike azaldı mı, yoksa daha da mı büyüdü?
Bunu gerçekten biliyor muyuz?
İşte burada ciddi bir araştırmaya ihtiyaç vardır.
Kuşadası’nın özellikle;
Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ve Yavansu
mahallelerinde son 20 yılda yeraltı su seviyeleri kaç metre değişti?
Hangi kuyularda su seviyesi düştü?
Hangi kuyularda tuzluluk oranı yükseldi?
Deniz suyunun yeraltı su kaynaklarına doğru ilerlediğine ilişkin herhangi bir belirti var mı?
Kıyı akiferlerinin doğal beslenme kapasitesi nedir?
Bölgede kaç adet sondaj kuyusu bulunmaktadır?
Bunların kaçı ruhsatlıdır?
Kaçından ne kadar su çekilmektedir?
Bütün bu soruların cevapları bilimsel verilerle ortaya konulmalıdır.

Didim de aynı riskle karşı karşıya

Bu mesele yalnızca Kuşadası’nın meselesi değildir.
Didim sahil kesimindeki hızlı yapılaşma ve nüfus artışı da aynı şekilde değerlendirilmelidir.
Özellikle yaz aylarında nüfusun ciddi ölçüde arttığı kıyı yerleşimlerinde su tüketiminin yükselmesi, yeraltı ve yüzey sularına yönelik baskıyı artırmaktadır.
Dolayısıyla Aydın’ın kıyı şeridi, birbirinden bağımsız belediye sınırları olarak değil, bütüncül bir su havzası ve kıyı akifer sistemi olarak ele alınmalıdır.
Kuşadası ile Didim arasında;
yeraltı suyu, yağış, yapılaşma, tarımsal sulama, turizm ve nüfus artışı
birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü su kaynaklarının sınırı belediye sınırları değildir.

DSİ ve ASKİ artık daha fazla sorumluluk almalıdır

Buradan açık bir çağrıda bulunuyorum:
DSİ ve Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ), Kuşadası ve Didim’in kıyı kesimlerinde kapsamlı bir yeraltı suyu araştırması başlatmalıdır.
Bu çalışma yalnızca birkaç kuyudan numune almakla sınırlı kalmamalıdır.
En az 20 yıllık geçmiş veriler ortaya konulmalı, mevcut ölçümlerle karşılaştırılmalıdır.
Yeraltı suyu seviye haritası çıkarılmalıdır.
Tuzluluk haritası çıkarılmalıdır.
Kuyu bazında su seviyesi değişimleri belirlenmelidir.
Ruhsatlı ve ruhsatsız sondaj kuyuları tespit edilmelidir.
Çekilen su miktarları belirlenmelidir.
Yağışın yeraltı suyunu ne ölçüde beslediği hesaplanmalıdır.
Kıyıdan içeri doğru deniz suyu girişimi olup olmadığı bilimsel yöntemlerle araştırılmalıdır.
Ve bütün bu veriler kamuoyuna açık, şeffaf bir “Aydın Kıyıları Yeraltı Suyu ve Kıyı Akiferleri Raporu” haline getirilmelidir.

Yeni isale hatları planlanırken bu gerçek göz ardı edilmemeli

Kuşadası’nda yeni bir isale hattı yapılacaksa, yeni bir su kaynağı devreye alınacaksa veya bunun için ihale sürecine girilecekse, yalnızca bugünün ihtiyacını karşılayıp karşılamadığına bakılmamalıdır.
2050’nin, 2070’in su güvenliği de hesaplanmalıdır.
Özellikle Karaova gibi belediye su şebekesinin bulunmadığı bölgelerde yeni altyapı yatırımları planlanırken, bölgedeki yeraltı su rezervlerinin geleceği mutlaka dikkate alınmalıdır.
Çünkü bir yandan isale hattı yaparken diğer yandan yeraltı suyu rezervlerinin tükenmesine veya tuzlanmasına göz yummak, gelecekte çok daha büyük bir sorunla karşılaşmamıza neden olabilir.
Her yeni su yatırımı;
akifer dengesi, yeraltı su seviyesi, deniz suyu girişimi, nüfus artışı ve iklim değişikliği
birlikte değerlendirilerek planlanmalıdır.

Fosil su meselesi de araştırılmalıdır

Bir başka önemli konu da “fosil su” meselesidir.
Derin kuyulardan çekilen her suya fosil su demek bilimsel olarak doğru değildir.
Bir suyun gerçekten fosil veya çok eski yeraltı suyu olup olmadığının belirlenmesi için hidrojeolojik ve izotop analizleri yapılması gerekir.
Ancak bu ihtimalin araştırılmaması da doğru değildir.
Eğer bölgede çok yavaş yenilenen derin akiferlerden su çekiliyorsa, bunun sürdürülebilirliği mutlaka ortaya konulmalıdır.
Çünkü;
Yeraltından çekilen suyun yerine doğal olarak ne kadar su konulduğunu bilmeden, ne kadar su çekilebileceğini de bilemeyiz.
Bugün çektiğimiz suyun yerine yarın ne koyacağımızı bilmiyorsak, aslında geleceğimizden borç alıyoruz demektir.

Artık beklemek değil, harekete geçmek gerekiyor

İzmir’de kıyı akiferlerinde deniz suyu girişimi ve tuzlanma riskinin dijital sistemlerle izlenmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.
O halde şu soruyu sormak hakkımızdır:
Aydın ve Kuşadası’nda neden benzer ölçekte, kapsamlı ve şeffaf bir izleme sistemi olmasın?
Neden Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ve Yavansu’nun yeraltı suyu geleceği bilimsel verilerle ortaya konulmasın?
Neden Kuşadası ve Didim kıyı hattının tamamını kapsayan bir “Kıyı Akiferleri Koruma ve İzleme Projesi” hazırlanmasın?
Neden bilim insanlarının, DSİ’nin, ASKİ’nin, belediyelerin ve ilgili kurumların aynı masada olduğu bir “Aydın Kıyı Su Güvenliği Bilim Kurulu” oluşturulmasın?
Ben artık bu konunun ertelenmemesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü su sessizdir.
Bugün alarm vermez.
Ama bir akifer tuzlandığında, bir kaynak kuruduğunda veya yeraltı suyu geri dönüşü mümkün olmayacak kadar çekildiğinde, o zaman yapılacak açıklamaların hiçbir anlamı kalmayabilir.
Bugün elimizde hâlâ araştırma yapma, ölçme, izleme ve önlem alma imkânı var.
O halde yapılması gereken bellidir:
DSİ, ASKİ, yerel yönetimler ve üniversiteler birlikte çalışmalı; Aydın’ın kıyı şeridinin yeraltı suyu röntgeni çekilmelidir.
Özellikle Kuşadası ve Didim sahil kesimleri ile Karaova, Davutlar, Güzelçamlı ve Yavansu başta olmak üzere kıyı akiferlerinin son 20 yıllık değişimi ortaya konulmalıdır.
Bu çalışma siyasi tartışmalara kurban edilmeden, bilimsel veriler ışığında yapılmalı ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.
Çünkü bugün koruyamadığımız suyu, yarın hiçbir isale hattı bize geri getiremeyebilir.
Su varsa hayat var.
Ama yeraltındaki suyu koruyamazsak, bir gün musluklarımızdan akan suyun geleceğini değil, geçmişini konuşmak zorunda kalabiliriz.
Şimdi araştırma, şimdi ölçme, şimdi tedbir alma zamanıdır.
Çünkü suyun altındaki tehlike sessiz olabilir…
Ama geleceğimizi tehdit edecek kadar gerçektir.