Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

DÜN CEMEVİ’Nİ 60. SIRAYA KOYDU, BUGÜN OY İSTİYOR!

Ali Başaran’ın Yeni Parti’de adaylık yolunda ilk duraklarından biri Kuşadası Cemevi oldu. Peki dün söylenenler ne oldu?

Ekrem Örsoğlu – Egeden Medya Haber Genel Yayın Yönetmeni

Bazı insanlar vardır…

Onları anlatmak için uzun uzun araştırma yapmanıza gerek kalmaz.

Çünkü yıllar önce yaşadığınız bir olay, o insanın kim olduğunu anlamanız için yeterlidir.

Bugün Ali Başaran’ın Yeni Parti Kuşadası İlçe Başkanlığı için aday olduğunu ve adaylık çalışmaları kapsamında Cemevi’ni ziyaret ettiğini öğrendiğimde, yıllar öncesine gittim.

Ve kendi kendime şunu söyledim:

“Yahu Ali Başaran, dün Cemevi senin tercihlerinde 60–70. sıralardaydı. Bugün nasıl oldu da ilk sıralara çıktı?”

İşte bu yazının asıl meselesi tam da budur.

BİR CÜMLE VAR Kİ, UNUTULMAZ!

Ben Ali Başaran’ı kent konseyi döneminden tanıyorum.

Üstelik uzaktan yakından değil…

Kendisini, benim davetimle kent konseyine getirdim.

Bir arkadaşımızın vesilesiyle tanışmıştık. Kendisini o dönem farklı bir yerde değerlendirmiş, kent konseyinde birlikte çalışma imkânı yaratmıştık.

12 emekli arkadaşımızla birlikte Güngörmüşler Meclisi’ni oluşturduk.

Ben de arkadaşlarımın ısrarıyla Kent Konseyi’nde başkan yardımcılığı görevini üstlenmiştim.

Ve görevimin ardından ilk ziyaret ettiğim yerlerden biri Cemevi oldu.

Çünkü benim anlayışımda kent konseyi, toplumun bütün kesimlerinin kapısını çalmak demekti.

Aleviler de bu toplumun bir parçasıydı.

Emekliler de…

İşçiler de…

Kadınlar da…

Gençler de…

Herkes.

O nedenle Cemevi’ne gittik.

Yanımda Meclis Başkanı olarak Ali Başaran da vardı.

Fakat daha sonra kent konseyinin üst yönetim toplantılarından birinde yaşanan bir tartışmada, benim için bugün hâlâ unutulması mümkün olmayan bir cümle kuruldu.

Üstelik bu söz benim yüzüme karşı ve toplantıda bulunan insanların önünde söylendi.

Cemevi’ne gitmem üzerinden yapılan eleştirinin ardından, Aleviler ve Cemevi konusunda Ali Başaran’ın söylediği sözün özü şuydu:

“Sen ziyaretlerde ilk sırada bizi peşine takıp, Cemevine götürdün. Aleviler benim tercihlerimde 60’ıncı, 70’inci sıraya gelir.”

Bu sözün şahidiyiz.

Bu söz benim hafızamda.

Ve bugün soruyorum:

“Ali Başaran, dün 60–70. sıraya koyduğun Cemevi, bugün hangi sıraya yükseldi? Sen mi değiştin Cemevi mi?”

Çünkü bugün aynı Cemevi’nin kapısından Yeni Parti Kuşadası İlçe Başkanlığı adaylığı için oy ve destek arayışıyla geçiyorsan, insanın aklına ister istemez bu soru geliyor.

DÜN ELEŞTİRDİĞİN KAPIDA BUGÜN NE ARIYORSUN?

Ben Cemevi’ne gittiğim için eleştirildim.

Bugün ise beni Cemevi’ne götürmekle eleştiren kişi, kendi siyasi geleceği için Cemevi’nin kapısını çalıyor.

Bundan daha büyük bir siyasi çelişki olabilir mi?

Dün uzak duran…

Bugün yakın duran…

Dün eleştiren…

Bugün destek isteyen…

Dün ikinci plana atan…

Bugün kapısını çalan…

İşte benim açımdan meselenin özeti budur.

Ben buna siyasette tutarlılık meselesi diyorum.

Çünkü siyaset yalnızca bugün söylediğiniz sözlerden ibaret değildir.

Dün söyledikleriniz de sizin siyasi sicilinizdir.

MAKAM MI, MÜCADELE Mİ?

Ali Başaran’la ilgili benim yıllar içerisinde edindiğim bir başka izlenim de şudur:

Makam ve görev sahibi olma isteği, yaptığı işin önüne geçmemeli.

Kent Konseyi’nde yaşananları bilenler bilir.

Güngörmüşler Meclisi, yaşlı insanların sorunlarını konuşmak ve onların yaşamına katkı sağlamak amacıyla kurulmuş bir yapıydı.

Burasının başka mücadelelerin aracı haline getirilmesine karşı çıktım.

Çünkü bana göre bir makam, bir koltuk veya bir meclis başkanlığı insanın kendisini büyütmesi için değil, topluma hizmet etmek için vardır.

Şimdi soruyorum:

Yarın Ali Başaran Yeni Parti Kuşadası İlçe Başkanı olursa ne olacak?

O koltuk, Yeni Parti’nin Kuşadası’ndaki örgütlenmesini güçlendirmek için mi kullanılacak?

Yoksa yeni bir makam, yeni çevreler, yeni ilişkiler ve yeni kişisel hesapların kapısını mı açacak?

Bunu bugünden ben bilemem.

Bunu zaman gösterecek.

Ama geçmişte yaşadıklarımız, bugün bu soruyu sormam için yeterli bir gerekçe oluşturuyor.

BEN ONU SADECE SİYASETTEN TANIMIYORUM

Burada bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum.

Ben Ali Başaran’ı yalnızca kent konseyinden tanımıyorum.

Bir dönem Egeden Medya Haber’de, benim genel yayın yönetmenliğim altında kendisine köşe yazarlığı da verdim.

Neden?

Öğretmendi.

Düşüncelerini yazıya döksün, okuyucuyla buluştursun diye.

Yani kendisini sadece birkaç siyasi toplantıda görmüş biri değilim.

Aynı zamanda yazdıklarını, söylediklerini, davranışlarını ve zaman içerisindeki değişimini de gözlemlemiş biriyim.

Dolayısıyla bugün çıkıp da Ali Başaran hakkında olumlu bir tablo çizmeye çalışmam mümkün değil. Kaldıki kendisini Sol’da gören bir kişi bugün Yeni parti adıyla kurulmuş, ilkeleri dahi netleşmemiş bir partide adaylık yarışına girmiş.

Benim yaşanmışlıklarım buna izin vermiyor.

Benim Ali Başaran’la ilgili kişisel kanaatim nettir.

Ancak kanaatimi gerçeklerin yerine koymuyorum.

Yaşadıklarımı anlatıyorum.

BİR DEVRİMCİLİK MESELESİ VAR!

Bir başka konu da şu:

İnsan kendisini devrimci, ilerici, solcu olarak tanımlayabilir.

Buna kimsenin itirazı olmaz.

Ama devrimcilik sadece birkaç slogan söylemek değildir.

İlericilik, sadece birkaç toplantıya katılmak değildir.

Solculuk, sadece seçim dönemlerinde kullanılan bir siyasi kimlik de değildir.

Bunların hayatın içinde karşılığı olması gerekir.

Ben Ali Başaran’ın emeklilik öncesindeki yaşamını ve sonrasındaki siyasi çizgisini bilen biriyim.

Benim gördüğüm tablo ile bugün ortaya koyduğu siyasi kimlik arasında ciddi bir fark olduğunu düşünüyorum.

Bu da benim kişisel değerlendirmemdir.

VE ŞİMDİ CEMEVİ’NDE!

Şimdi tekrar başa dönelim.

Ali Başaran bugün Yeni Parti’den Kuşadası İlçe Başkanlığı’na aday.

Ve adaylık sürecinde Cemevi’ne gidiyor.

Ben de yıllar önce aynı insanın, aynı Cemevi’ni ve Alevi toplumunu benim tercihlerimde “60–70. sıralara” koyduğunu söylediğini hatırlıyorum.

Şimdi soruyorum:

Ne değişti Ali Başaran?

Cemevi mi değişti?

Aleviler mi değişti?

Sen mi değiştin?

Yoksa ihtiyaçlar mı değişti?

İşte kamuoyunun asıl sorması gereken soru budur.

Çünkü bir siyasi makam için kapı kapı dolaşmak mümkündür.

Ama dün söylediğiniz sözleri de beraberinizde taşırsınız.

KUŞADALILAR BUNU DA BİLSİN

Ben kimseye “Ali Başaran’a oy verin” ya da “vermeyin” demiyorum.

Bu kararı verecek olan Yeni Parti’nin Kuşadası teşkilatı ve delegeleridir.

Ben yalnızca “Aday kim?” sorusunun yanında bir de “Bu insanı nereden tanıyoruz?” sorusunun sorulmasını istiyorum.

Çünkü bir insanı yalnızca bugün anlattığı özgeçmişinden tanıyamazsınız.

Onu;

dün söylediklerinden,

dün yaptıklarından,

insanlarla kurduğu ilişkilerden,

makama bakışından,

zor zamanlarda nerede durduğundan

tanırsınız.

Ben Ali Başaran’ı işte böyle tanıyorum.

Ali Başaran Yeni Parti Kuşadası İlçe Başkanlığı’na aday olmuş.

Hayırlı olsun.

Kendisinin de yolu açık olsun.

Ama adaylık başka şeydir, geçmiş başka şey.

Bugün Cemevi’nin kapısından girerken, yıllar önce aynı Cemevi hakkında söylediği sözleri de hatırlaması gerekir.

Çünkü siyaset insanın hafızasını silemez.

Benim hafızam silinmedi.

O toplantıda bulunanların hafızasının da silindiğini sanmıyorum.

Dün Cemevi benim tercihlerimin 60–70. sırasındaydı diyeceksin…

Bugün aynı Cemevi’nin kapısında siyasi destek arayacaksın…

Sonra da kimse bunun hesabını sormayacak.

Öyle mi?

Ben soruyorum.

Ne değişti Ali Başaran? Yeni bir güç zehirlenmesine mi hazırlanıyorsun?

İşte benim açımdan bütün mesele budur.

Gerisini Kuşadası ve Yeni Parti teşkilatı değerlendirsin.

Ben sadece yıllar önce yaşadığım bir olayı değil, bugün yaşanan bir siyasi çelişkinin geçmişteki karşılığını hatırlatıyorum.

Çünkü bazı sözler vardır…

Söylendiği gün unutulmaz.

Hele ki bir gün gelir, o sözün tam tersini yapmak için aynı kapının önüne giderseniz…

İşte o zaman geçmiş, gelip insanın karşısına yeniden dikilir.