Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Altı Ok

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Milli Mücadele’nin üzerine inşa edilmiştir. Cumhuriyet’in temelini oluşturan bu kurucu ilkeler, yalnızca bir dönemin siyasi tercihleri değil; devletin kuruluş anlayışını ve ortak milli kimliğini şekillendiren temel referanslardır.
Bir siyasi partinin gerçek kimliği, söylemlerinden çok tüzüğünde ve parti programında ortaya çıkar. Eğer bir partinin temel belgelerinde Cumhuriyet’in kurucu değerleri yeterince yer bulmuyorsa ya da bu değerlerle çeliştiği düşünülen yaklaşımlar bulunuyorsa, bunun kamuoyu tarafından sorgulanması doğaldır. Çünkü toplumlar, ancak üzerinde uzlaştıkları ortak ilkeler sayesinde güçlü bir gelecek inşa edebilir.
Atatürk’ün “İki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.” sözü, CHP’ye yüklediği tarihsel anlamı göstermektedir. CHP’nin simgesi olan Altı Ok ise yalnızca bir parti amblemi değil; Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini temsil eden temel ilkelerin sembolüdür.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkelerinden oluşan Altı Ok, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kodlarını ifade eder. Bu ilkelerin korunması gerektiğini savunanlar da vardır, günümüz koşullarına göre yeniden yorumlanması gerektiğini düşünenler de. Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, bu ilkelerin Türkiye’nin siyasal tarihindeki belirleyici rolü inkar edilemez.
Bugün yaşanan siyasi ayrışmaların en büyük bedelini ise toplum ödemektedir. CHP içinde yaşanan bölünmeler karşısında birçok kişi, parti içi rekabetin yine CHP’nin demokratik mekanizmaları içinde yürütülmesini savundu. Bu gerçekleşmedi ve yeni bir siyasi oluşum ortaya çıktı. Demokrasi gereği herkesin siyasi tercihine saygı duymak gerekir. Ancak farklı partilere yönelmiş olsalar da, Cumhuriyet değerlerine bağlı seçmenlerin birbirini düşmanlaştırması mevcut iktidar hariç hiçbir kesime fayda sağlamaz.
Asıl unutulmaması gereken, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik, sosyal ve hukuki sorunlardır. Siyasi tartışmalar kişilere indirgendiğinde, ülkenin gerçek gündemi geri planda kalmaktadır.
Bugün gençler gelecek kaygısı yaşamaktadır. İşsizlik yüksek seviyelerdedir. Emekliler geçim sıkıntısıyla mücadele etmektedir. Esnaf ekonomik daralmadan olumsuz etkilenmekte, çiftçi artan maliyetler nedeniyle üretimde zorlanmaktadır. Köyler boşalmakta, üretim azalmakta ve toplumun alım gücü her geçen gün gerilemektedir.
Böyle bir tabloda vatandaşın önceliği, siyasetçiler arasındaki kişisel rekabet değil; hayat pahalılığı, adalet, eğitim, üretim ve ekonomik refah olmalıdır. Siyasetin asli görevi de bu sorunlara çözüm üretmektir.
Ne yazık ki son yıllarda siyasetin dili de önemli ölçüde değişmiştir. İlkeli tartışmaların yerini kişisel polemikler, sosyal medya üzerinden yürütülen karşılıklı suçlamalar ve kutuplaştırıcı söylemler almaktadır. Oysa kamu görevi üstlenen herkes, kullandığı dile, kurduğu ilişkilere ve verdiği mesajlara azami özen göstermek zorundadır. Hakaretin, küçümsemenin ve öfke dilinin normalleştiği bir siyasi ortamda, toplumsal uzlaşının güçlenmesi beklenemez.
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. Bu nedenle CHP üzerine yürütülen her tartışma yalnızca bir parti tartışması olarak değil, Türkiye’nin siyasal tarihi açısından da değerlendirilmektedir. Farklı siyasi görüşler elbette olacaktır; ancak demokratik rekabetin hukukun üstünlüğü, milli egemenlik ve Cumhuriyet’in temel değerleri çerçevesinde yürütülmesi, demokrasinin sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.
Bugün yapılması gereken, birbirimizi suçlamak değil; ortak paydalarda buluşabilmektir. CHP’de kalan da bu toplumun insanıdır, farklı bir siyasi oluşuma katılan da. Hiç kimse farklı tercihi nedeniyle düşman ilan edilmemelidir. Çünkü yarının Türkiye’sini inşa edecek olan, kırgınlıklar değil; ortak akıl, dayanışma ve demokratik mücadeledir.
Unutmamak gerekir ki bir siyasi partiyi ayakta tutan yalnızca liderleri değildir. Onu ayakta tutan; ilkeleri, programı, tüzüğü, kurumsal hafızası ve üyelerinin ortak hedefler doğrultusunda birlikte hareket edebilme iradesidir.
Siyaset, kişisel hesapların değil; ilke mücadelesinin alanıdır. Tarih de günü kurtaranları değil, zor zamanlarda ilkesinden vazgeçmeyenleri ve ülkesinin geleceği için sorumluluk alanları hatırlayacaktır. Kim Altı Ok’a ihanet ettiyse lanetli olarak tarihteki yerini alacaktır.
“Millete efendilik yoktur; hizmet vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.” (Gazi Mustafa Kemal Atatürk)