Yerel Belediye Kartları Eşitlik İlkesine Uygun mu?

Veli Yalçın Yazdı
Son yıllarda birçok belediye; “Emekli Kart”, “Efem Kart”, “Adalı Kart” ve benzeri isimlerle yalnızca kendi il veya ilçe sınırlarında ikamet eden kişilere yönelik indirim kartları uygulamaktadır. Bu kartlar sayesinde belediyeye ait sosyal tesislerde, kültür-sanat etkinliklerinde, ulaşım hizmetlerinde ve çeşitli belediye işletmelerinde indirimlerden yararlanılabilmektedir.
İlk bakışta sosyal belediyeciliğin bir örneği gibi görünen bu uygulamalar, Anayasa’nın temel ilkeleri bakımından önemli hukuki tartışmaları da beraberinde getirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmünü içermektedir. Bu ilke yalnızca yasama organını değil, kamu gücü kullanan tüm idareleri de bağlamaktadır. Dolayısıyla belediyeler de kamu tüzel kişisi olarak bütün işlem ve uygulamalarında eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır.
Anayasa’nın 127. maddesi belediyelere mahallî müşterek ihtiyaçları karşılama görevi vermektedir. Ancak bu görev, kamu hizmetlerinden yararlanacak kişiler arasında keyfî ayrım yapma yetkisi anlamına gelmez. İdarenin tüm işlemleri; kamu yararı, eşitlik, objektiflik ve ölçülülük ilkelerine uygun olmak zorundadır.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun temel amacı da belediye hizmetlerinin vatandaşlara adil, etkin ve eşit biçimde sunulmasını sağlamaktır. Kanunun hiçbir hükmü, belediye sınırları dışında ikamet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının belediyeye ait sosyal tesislerden veya kültürel hizmetlerden daha yüksek ücret ödemesini zorunlu kılmamaktadır.
İdare hukukunun yerleşik ilkelerinden biri olan eşit işlem ilkesi, aynı hukuki durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılamayacağını kabul eder. Bir belediyenin restoranına, kafesine, plajına, otoparkına ya da kültür merkezine gelen iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından yalnızca ikamet adresleri farklı olduğu gerekçesiyle birinden indirimli, diğerinden tam ücret alınması; bu ilke açısından hukuken tartışmaya açıktır.
Elbette sosyal devlet ilkesi gereği dar gelirli vatandaşlara, engellilere, şehit yakınlarına, gazilere, öğrencilere veya yaşlılara yönelik pozitif ayrımcılık yapılması Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında mümkündür. Çünkü bu farklılaştırma, objektif ölçütlere ve kamu yararını gözeten sosyal politika anlayışına dayanmaktadır.
Buna karşılık yalnızca bir il veya ilçede ikamet ediyor olmak, tek başına kamu hizmetlerinden daha avantajlı yararlanmanın objektif ve makul gerekçesi olarak her durumda kabul edilmeyebilir. Özellikle belediyelerin işlettiği ticari işletmelerde ve sosyal tesislerde, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına açık hizmetlerin ikametgâha göre farklı ücretlendirilmesi; eşitlik, ölçülülük ve kamu yararı ilkeleri bakımından yargısal denetime konu olabilecek niteliktedir.
Anayasa’nın 5. maddesi ise devlete, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini koruma ve hukuk devleti ilkesini gerçekleştirme görevi yüklemektedir. Hukuk devletinde kamu idarelerinin bütün işlemleri; objektif, öngörülebilir ve ayrımcılık oluşturmayan ölçütlere dayanmalıdır.
Bu nedenle belediyelerin indirim kartı uygulamalarının hukuki çerçevesinin yeniden değerlendirilmesi; kamu hizmetlerinde ikamet esasına dayalı farklı fiyatlandırmaların eşitlik ilkesine uygunluğunun, yargı kararları ve anayasal ilkeler ışığında yeniden gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı yerel sınırlarla bölünemez. Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı da ortak vatandaşlık bilincini güçlendirecek şekilde düzenlenmelidir. Belediyeler sosyal yardım politikalarını elbette sürdürebilir; ancak bu yardımlar gelir durumu, engellilik, yaşlılık veya öğrencilik gibi objektif ve sosyal devlet ilkesine uygun kriterlere dayanmalıdır. Sadece ikamet adresini esas alan farklı uygulamalar ise eşitlik ilkesi bakımından tartışılmaya devam edecektir.
Sonuç olarak mesele yalnızca birkaç liralık indirim meselesi değildir. Asıl mesele, kamu hizmetlerinin tüm vatandaşlara eşit, adil ve hukuk devleti ilkelerine uygun biçimde sunulup sunulmadığıdır. Bu nedenle belediyelerin yerel kart uygulamalarının hukuki zemini, Anayasa’nın eşitlik ilkesi çerçevesinde yeniden ele alınmalı ve kamu vicdanını güçlendirecek bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.
















































