TOTALİTER SOSYAL İKİYÜZLÜLÜK VE TÜRKİYE

EM. DZ. ALB. TEMEL ERSOY
Totaliter sosyal ikiyüzlülük, totaliter rejimlerde toplumun hem korkudan hem de çıkar ilişkilerinden dolayı gerçek düşüncelerini gizleyip, dışarıya rejimin istediği davranışları ve söylemleri göstermesi; fakat iç dünyasında tamamen başka bir gerçeklik yaşaması durumudur. Bu kavram bize, baskı altında yaşayan toplumların nasıl “çifte hayat” kurduğunu, kamusal alan ile özel alanın nasıl iki farklı dünyaya dönüştüğünü anlatır. Türkiye’de ise bu olgu, otoriterleşme dönemlerinde devletin istediği görünür davranış ile toplumun gerçek düşüncesi arasındaki uçurum şeklinde ortaya çıkar.

Totaliter sosyal ikiyüzlülük nedir?
Totalitarizm, toplumu ideolojik bir bütünlük içinde kontrol etmeye çalışan bir siyasal sistemdir. Bu rejimlerde bireyler gerçek düşüncelerini söyleyemez, kamusal alanda rejimin istediği gibi davranır ve özel alanda ise tamamen farklı bir hayat yaşar.
Bu duruma totaliter sosyal ikiyüzlülük denir.
Kaynaklar, totalitarizmin temel özelliklerini şöyle sıralar: Mutlak devlet kontrolü, korku toplumu, propaganda, haberleşme ve ifade özgürlüğünün yokluğu, bireyin devlete zorunlu itaati ve muhalefetin yasaklanması.
Bu koşullar, toplumda çifte gerçeklik yaratır. Resmî gerçeklik, yani devletin dayattığı ideolojik dünya ve gündelik gerçeklik, yani halkın yaşadığı, hissettiği ama söyleyemediği dünya.
Bize ne anlatır?
Totaliter sosyal ikiyüzlülük, toplumların baskı altında nasıl hayatta kaldığını gösteren bir sosyolojik modeldir.
Kamusal alanda herkes rejime sadık görünür; özel alanda herkes rejimi eleştirir.
İnsanlar cezadan korktukları için rejimin istediği davranışları sergiler.
Propaganda, toplumun dışarıya “tek ses” gibi görünmesini sağlar.
Toplum, kendi gerçek düşüncesini saklayarak “görünür uyum” üretir.
Kimse kimseye güvenmez; herkesin ne düşündüğü belirsizdir.
Bu model, totaliter rejimlerin neden bir anda çöktüğünü de açıklar: Toplum aslında rejime sadık değildir; sadece sadıkmış gibi davranmaktadır.

Türkiye toplumuna yansıması
Türkiye totaliter bir rejim değildir denemez. Her ne kadar otoriterleşme dönemlerinde totaliter sosyal ikiyüzlülüğe benzer davranış kalıpları ortaya çıkarsa da bu, Türkiye’deki siyasal kültürün önemli bir parçasıdır.
Türkiye’de insanlar kamusal alanda; devlete saygılı, resmî söyleme uyumlu ve çatışmadan kaçınan bir profil sergiler. Ama özel alanda sert eleştiriler, rahatsızlıklar ve memnuniyetsizlikler çok daha açık ifade edilir. Bu, totaliter sosyal ikiyüzlülüğün tipik bir yansımasıdır.
Türkiye’de devlet tarihsel olarak güçlü bir aktördür. Bu nedenle insanlar devletle çatışmaktan kaçınır, devlet karşısında “temkinli konuşur” ve devletin hoşlanmayacağı fikirleri kamusal alanda söylemez. Bu davranış, totaliter sosyal ikiyüzlülüğün “görünür uyum” mekanizmasına benzer.
Kutuplaşma dönemlerinde insanlar iş yerinde, aile içinde ve sosyal medyada gerçek düşüncelerini saklayabilir. Bu, “görünür kimlik” ile “gerçek kimlik” arasındaki ayrışmayı büyütür.
Türkiye’de sivil toplumun tam özerk olmaması, insanların kamusal alanda daha dikkatli davranmasına yol açar. Bu da totaliter sosyal ikiyüzlülüğün “kamusal alan baskısı” mekanizmasını güçlendirir.
Türkiye’de devlet-toplum ilişkisi tarihsel olarak patrimonyal ve patriyarkal bir yapıya sahiptir. Bu yapı, bireylerin devlete karşı daha uyumlu görünmesine yol açar.

Türkiye için analitik sonuç
Türkiye’de totaliter sosyal ikiyüzlülük: Devlet karşısında ihtiyatlı davranma, kamusal alanda uyumlu görünme, özel alanda gerçek düşünceyi ifade etme, toplumsal güvenin düşük olması ve siyasal kutuplaşmanın görünür kimlikleri baskılaması şeklinde ortaya çıkar.
Bu nedenle Türkiye’de siyasal kültür, “görünür uyum – gizli eleştiri” ikiliği üzerinden işler.
Bu sebeple rejime ve rejimin temsilcilerine ya da simgelerine karşı gerçek düşüncelerini ifade edemeyenler, daha güvenli olan muhalefete ya da rejimin hedeflerine ateş etmeyi tercih ederler.
















































