Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

 

KUŞADASI’NDA SULAR DURULMUYOR!

Bir kentin hafızasına düşen ağır sorular: “Nasıl bir zulüm yaşattınız bu şehre?”

ERGUN OK YAZDI
Kuşadası’nda siyaset, yalnızca bir belediye başkanının tutuklanmasıyla başlayan adli sürecin sınırlarında kalmıyor. Şimdi daha büyük bir soru tartışılıyor: Bir kente yıllarca hükmeden siyasal anlayış, geride ne bıraktı?

Kuşadası’nın siyasi gündemi yeniden hareketlendi.

Rüşvet ve irtikâp suçlamaları kapsamında tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Ömer Günel hakkında yürütülen adli süreç devam ederken, bu kez Kuşadası siyasetinin içinden gelen sert bir değerlendirme kamuoyunun önüne konuldu.

2024 yerel seçimlerinde TKP Kuşadası Belediye Başkan adayı olan Diş Tabibi Veli Tosuner, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla yalnızca Ömer Günel’i değil, Günel döneminde şekillendiğini ileri sürdüğü yönetim anlayışını hedef aldı.

Tosuner’in sözleri, sıradan bir siyasi eleştirinin ötesinde, Kuşadası’nın son yıllarına ilişkin ağır bir hesaplaşma çağrısı niteliğinde.

“ÇÖKEN ÖMER GÜNEL SİYASETİNİN HİÇBİR ZAMAN BİR İDEOLOJİSİ YOKTU”

Tosuner, açıklamasına oldukça sert bir tespitle başlıyor:

“Çöken Ömer Günel siyasetinin hiç bir zaman bir ideolojisi yoktu;
O sadece CHP’yi bir araç olarak kullanan boş beleş bir figürden ibaretti.”

Bu sözler, aslında tartışmanın merkezini de ortaya koyuyor.

Çünkü Tosuner’in itirazı yalnızca bir belediye başkanının icraatlarına değil; siyasetin bir amaç olmaktan çıkıp bir iktidar aracına dönüşmesine yönelik.

Ardından şu soruyu soruyor:

“İdeolojisiz bir adam nasıl oldu da bu denli bir düzen inşaa edebildi?”

Ve kendi yanıtını iki kavram üzerinden veriyor:

“2 sihirli formül ile;
Parayı yönetme, ve despotizm.”

PARA, GÜÇ VE İTAAT

Tosuner’in anlatısında asıl dikkat çekici nokta, belediye yönetiminin yalnızca makam ve mevki üzerinden değil, para, iş ve itaat ilişkileri üzerinden şekillendiği iddiası.

Şöyle diyor:

“Herkese şunu hissettirdi,
Bende ‘vicdanın kırıntısı yok, O’na göre’
Sermayeye mesajı netti ‘ben anlaşılabilir bir adamım’.”

Ardından belediye içindeki çalışma düzenine ilişkin çok daha ağır iddialar ortaya koyuyor.

Tosuner’e göre kendisine doğrudan itaat edeceğine inanılan kişiler işe alınırken, itiraz edenler ise işten çıkarma, ceza ve yıldırma yöntemleriyle karşı karşıya bırakıldı.

Kendi ifadeleriyle:

“Parasal ilişkiler ile yönetebileceklerini parayla, kendisine 1e 1 itaat edeceğine inandıklarını işe alarak, itiraz etme cesareti olanları ya işten atarak, ya inanılmaz ceza, yıldırma teknikleri ile hayatlarını kabusa çevirerek bir gayri hukuki, gayri insani yönetimi hakim kıldı.”

Burada artık mesele yalnızca bir belediye başkanının siyasi geleceği değildir.

Mesele, kamu gücünün nasıl kullanıldığına ilişkin çok daha temel bir soruya dönüşmektedir:

Bir belediye, yurttaşına hizmet eden bir kamu kurumu mudur; yoksa başındaki siyasi iradenin gücünü tahkim ettiği bir iktidar alanı mı?

“İNSANLAR MECBURDU…”

Tosuner’in açıklamasındaki belki de en çarpıcı bölüm ise Kuşadası halkının belediye ile kurmak zorunda olduğu ilişkiye dikkat çektiği bölüm.

Şöyle yazıyor:

“Aslında O’nu kimse de s..klemezdi ama oturduğu koltuk, her yurttaşın mutlak bir şekilde uğramak zorunda olduğu halkın kendisine ait olduğu bir koltuktu;
İnsanlar mecbur du yani!
Herkesin bir şekilde belediyesi ile işi vardı!”

Bu cümlelerin siyasi anlamı ağır.

Çünkü belediye başkanlığı, kişisel bir güç makamı değil; halka ait bir emanettir.

O koltukta oturan kişi, kentin sahibi değildir.

Kentin emanetçisidir.

İşte Tosuner’in eleştirisinin temelinde de bu ayrım yatıyor: Yurttaşın belediyeye mecbur olması ile yöneticinin yurttaşa karşı sorumlu olması arasındaki ince ama hayati çizgi.

“BİR ŞEHİR ADETA BAYRAM EDER Mİ?”

Ve sonra Tosuner, tartışmanın en sert ve en düşündürücü sorusunu ortaya bırakıyor:

“Bir düşünelim!
Bir şehir bu ve etrafına alarak şehre çöktüğü yapıdan kurtulmanın emarelerinin geldiği gün bu denli mutlu mesut olur mu;
Şehir adeta bayram eder mi!”

Bu soru, Kuşadası’nın yalnızca bugünkü siyasi atmosferini değil, toplumsal hafızasını da tartışmaya açıyor.

Bir kent neden bir yöneticisinin düşüşünü bir rahatlama duygusuyla karşılar?

Bir kent neden yıllarca taşıdığı yükten kurtulduğunu düşünür?

Ve daha önemlisi:

Eğer böyle bir duygu gerçekten oluşmuşsa, bunun sebebi nedir?

Tosuner, sorunun yanıtını yine sert bir siyasi karşılaştırmayla ortaya koyuyor:

“Ve bunu sol seçmenin olduğu bir kent de AKP yaptığı halde;”

Ardından Kuşadası’na, aslında bütün kent siyasetine yöneltilmiş ağır bir cümle geliyor:

“Bir düşünün bakalım;
Nasıl bir zulüm yaşattınız bu şehre!”

ŞİMDİ KUŞADASI’NIN ÖNÜNDE DAHA BÜYÜK BİR SORU VAR

Ömer Günel hakkındaki adli süreç kendi hukuki mecrasında ilerleyecek. Suçlamaların hukuki karşılığını yargı belirleyecek.

Ancak siyasetin ve kamu vicdanının sorması gereken sorular bundan daha geniş.

Bir belediye başkanının dönemi yalnızca yaptığı yollarla, kaldırımlarla, projelerle ve açılışlarla mı ölçülür?

Yoksa geride bıraktığı insan ilişkileri, yönetim kültürü, kamu kaynaklarının kullanımı, çalışanların yaşadıkları, yurttaşın belediye karşısındaki konumu ve kentin siyasi hafızası da bu hesabın bir parçası mıdır?

Kuşadası şimdi tam da böyle bir eşikte duruyor.

Bir tarafta devam eden adli süreç…

Diğer tarafta yıllardır biriken siyasi tartışmalar…

Ve bütün bunların ortasında, kentin hafızasına bırakılmış ağır bir soru:

Bir kenti yönetmek ile bir kent üzerinde güç kurmak arasındaki çizgi nerede kayboldu?

Veli Tosuner’in açıklaması, bu soruyu yeniden Kuşadası’nın gündemine taşıdı.

Şimdi cevap vermesi gereken yalnızca siyaset değil.

Kuşadası’nın kendisi de geçmişine bakarak bu sorunun cevabını arıyor.


📰 EGEDEN MEDYA HABER