Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

 

GÜNEL’İN SÖZLERİNE DURSUN UZUN’DAN HUKUKİ MERCEK

“İddia başka, gerçek başka… Hukuk herkes için aynı mı?”

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in sosyal medya hesabından yaptığı açıklama, yalnızca siyasi değil, hukuki açıdan da tartışılmayı gerektiriyor. Dursun Uzun, Günel’in açıklamasındaki iddiaları, masumiyet karinesini ve “algı operasyonu” söylemini mercek altına aldı.

Bir hukukçu, yargı sürecini eleştirirken önce hukukun kavramlarını doğru kullanmak zorunda değil midir?

Kuşadası Belediye Başkanı olarak görev yaptığı dönemde rüşvet ve irtikâp suçlamaları kapsamında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan Ömer Günel, sosyal medya hesabından yayımladığı dört sayfalık açıklamayla yaşanan operasyonlara ilişkin dikkat çekici iddialarda bulundu.

Günel açıklamasında, “önce tehdit edildim, sonra iftira ifadeleri geldi” diyerek başladı; aylar önce kendisine gönderildiğini söylediği bir mektupta bugün yaşanan operasyonların adım adım anlatıldığını ileri sürdü.

Buraya kadar kamuoyunun önünde bir iddia vardır.

Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.

Çünkü Günel, aynı açıklamada hukuk devleti, masumiyet karinesi ve adil yargılama kavramlarına vurgu yaparken, henüz yargılama sonucunda kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir soruşturmanın nasıl yürütüldüğüne ilişkin kendi yorumlarını neredeyse kesin gerçekler gibi kamuoyuna sunuyor.

İşte tam da burada bir hukukçunun açıklaması sorgulanmayı hak ediyor.

“Operasyonun senaryosu aylar önce yazılmıştı” iddiasının kanıtı nerede?

Günel, kendisine aylar önce gönderilen bir mektupta bugün gerçekleşen operasyonların “senaryosunun adım adım anlatıldığını” söylüyor.

Ardından da yaşananların tesadüf olmadığı kanaatinde olduğunu ifade ediyor.

Peki soru şu:

Bir mektupta bazı olayların önceden öngörülmüş olması, bugün gerçekleştirilen adli işlemlerin o mektuptaki plan doğrultusunda yapıldığını hukuken kanıtlar mı?

Elbette hayır.

Bu ancak araştırılması gereken ciddi bir iddia olabilir.

Mektubun tarihi nedir?

Kim tarafından gönderilmiştir?

Gönderen kişi bugün yürütülen soruşturmanın içeriğini nasıl biliyordu?

Mektupta gerçekten bugün gözaltına alınan kişilerin isimleri, isnatlar ve operasyon ayrıntıları açık biçimde yer alıyor muydu?

Ve en önemlisi:

Bu mektup soruşturma makamlarına sunulmuş mudur?

Eğer sunulduysa, bu iddianın adli makamlar tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Sunulmadıysa, kamuoyunun önüne “senaryo önceden yazılmıştı” şeklinde kesinlik taşıyan bir anlatım koymak yerine bunun bir iddia ve kişisel kanaat olduğu açıkça belirtilmelidir.

“Etkin pişmanlık ifadesi” üzerinden kurulan anlatı da soru işaretleri taşıyor

Günel, operasyonların dayanağının Ferdi Zenginoğlu isimli kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği ifade olduğunu ileri sürüyor.

Ancak burada da hukukçu kimliğiyle açıklama yapan Günel’e şu soru yöneltilmeli:

Soruşturma dosyasının tamamını görmeden, kamuoyuna yansıyan sınırlı bilgiler üzerinden bir kişinin verdiği ifadenin soruşturmanın “dayanağı” olduğunu nasıl kesin biçimde söyleyebiliyorsunuz?

Bir kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemesi, tek başına o kişinin söylediği her şeyin doğru kabul edildiği anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir şüphelinin verdiği ifade de tek başına mahkûmiyet anlamına gelmez.

İfadelerin doğruluğu, içeriği, başka delillerle desteklenip desteklenmediği ve hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği yargılamada değerlendirilir.

Dolayısıyla burada yapılması gereken şey, “ifade verildi, o halde herkes bu ifadeyle gözaltına alındı” şeklinde bir sonuç kurmak değil; bunun gerçekten böyle olup olmadığının yargı dosyasından ortaya çıkmasını beklemektir.

“Çağrılsalardı zaten gelirlerdi” demek de hukuki bir gerekçe değildir

Günel açıklamasında gözaltına alınan kişilerin tamamının çağrılmaları halinde ifadeye gidecek kişiler olduğunu söylüyor.

Bu da son derece tartışmalı bir değerlendirme.

Çünkü bir kişinin “ben çağrılsam giderdim” demesiyle, soruşturma makamlarının neden gözaltı işlemi uyguladığı aynı şey değildir.

Bir soruşturmanın hangi yöntemle yürütüleceğine; eldeki deliller, şüphelilerin konumu, delillerin korunması, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi ve kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde yetkili makamlar karar verir.

Dolayısıyla dışarıdan bakarak:

“Bunlar zaten çağrıldıklarında giderdi.”

demek, hukuki bir tespit değil, kişisel kanaattir.

Üstelik Günel’in hemen ardından kullandığı “şafak operasyonlarının tercih edilmesi, kamuoyunda farklı bir algı oluşturma çabasıdır” şeklindeki değerlendirme de aynı probleme sahiptir.

Operasyonun sabaha karşı yapılmış olması, tek başına hukuka aykırılık kanıtı değildir.

Eğer operasyonun zamanlamasının hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız, bunun somut hukuki gerekçesini ortaya koymanız gerekir.

Masumiyet karinesi hepimiz için geçerlidir. Peki açıklama sahibi için de geçerli değil mi?

Ömer Günel’in açıklamasının en dikkat çekici bölümü, masumiyet karinesine yaptığı vurgudur.

Burada kendisine katılmamak mümkün değil.

Masumiyet karinesi herkes içindir.

Ömer Günel için de geçerlidir.

Gözaltına alınan diğer kişiler için de geçerlidir.

Soruşturmayı yürütenler için de hukuki sınırlar geçerlidir.

Medya için de geçerlidir.

Ancak masumiyet karinesinin önemli bir başka tarafı daha vardır:

Bir kişi hakkında kesin hüküm bulunmadan onun suçlu olduğu ilan edilemez.

Anayasa Mahkemesi de bu ilkenin yalnızca sanığı değil, kamu makamlarının ve toplumun kişiyi peşinen suçlu kabul etmesini engelleyen temel bir güvence olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Fakat aynı ilke, bir soruşturmanın varlığını veya adli makamların gerçekleştirdiği işlemleri “algı operasyonu”, “senaryo”, “önceden hazırlanmış plan” gibi nitelemelerle kesin bir gerçekmiş gibi sunmayı da otomatik olarak haklı çıkarmaz.

Çünkü bunlar da kanıtlanması gereken iddialardır.

Asıl çelişki burada ortaya çıkıyor

Ömer Günel açıklamasında bir yandan:

“Henüz yargı süreci tamamlanmadan kişilerin suçlu ilan edilmesi yanlıştır.”

diyor.

Diğer yandan ise;

“Şafak operasyonlarının tercih edilmesi kamuoyunda farklı bir algı oluşturma çabasıdır.”

diyor.

Yani bir tarafta “kanıtlanmadan hüküm verilmesin” ilkesi savunuluyor.

Diğer tarafta ise soruşturma makamlarının amacı ve operasyonun arkasındaki niyet hakkında kanıtlanmış bir hüküm bulunmaksızın kanaat açıklanıyor. Belkide bu operasyon’lar sizin masumiyetinizin tesbiti için yapılıyor… 

İşte bir hukukçu açısından asıl tartışılması gereken nokta tam da burasıdır.

Masumiyet karinesi yalnızca kişinin kendisi için değil, herkes için vardır.

“Hukuk devleti” hepimizin ortak talebidir

Ömer Günel açıklamasının sonunda hukuk üstünlüğünün yeniden hâkim olduğu, adaletin baskı ve yönlendirmeden etkilenmediği bir Türkiye umduğunu söylüyor.

Bu temenniye kimsenin itirazı olamaz.

Ancak hukuk devleti yalnızca sonuç istediğimizde hatırlayacağımız bir kavram değildir.

Hukuk devleti;

delil varsa delilin konuşması,
iddia varsa iddianın ispatlanması,
savunma varsa savunmanın dinlenmesi,
suçlama varsa bunun mahkeme önünde tartışılması
ve nihayet kararın yargı tarafından verilmesi demektir.

Dolayısıyla bugün yapılması gereken, ne Ömer Günel’i peşinen suçlu ilan etmek ne de onun anlattığı senaryoyu peşinen doğru kabul etmektir.

Gerçeklerin ortaya çıkacağı yer sosyal medya değil, bağımsız ve tarafsız yargıdır.

Ve madem ki Ömer Günel kendisini bir hukukçu kimliğiyle ifade ediyor, kendisine sorulması gereken en temel soru da şudur:

“Hukuka güveniyorsanız, neden soruşturmanın sonucunu beklemek yerine soruşturmanın niyeti, yöntemi ve arkasındaki kişiler hakkında şimdiden hüküm kuruyorsunuz?”

Çünkü hukuk herkes için aynıysa, Ömer Günel için de aynı, kendisi hakkındaki iddiaları soruşturan makamlar için de aynıdır.

Kuşadası kamuoyunun ihtiyacı olan şey ise tarafların birbirlerine yönelik siyasi ve kişisel suçlamaları değil;

belgelerin, delillerin ve mahkeme kararlarının konuşmasıdır.

Gerçek ortaya çıktığında kim haklıysa hukuk onu gösterecektir.

Egeden Medya Haber olarak bizim tutumumuz da nettir:
Ne peşin suçlama, ne peşin aklama…
Delil ne diyorsa o.
Mahkeme ne karar veriyorsa o. Umudumuz yargılanmanın başlayarak gerçeklerin ortaya mahkeme kararıyla çıkmasıdır.