Yeni Parti’nin Samimiyeti

Siyasette bir partinin ne söylediğinden çok, hangi kritik anda ne yaptığı önemlidir.
Çünkü siyaset yalnızca kürsülerde kurulan cümlelerden, sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlardan ve Atatürk fotoğraflarının altına yazılan büyük sözlerden ibaret değildir. Siyaset, zor zamanda verilen kararların toplamıdır.
İşte Yeni Parti bugün tam da böyle bir sınavın ortasında kalmış ve ne yazık ki bu sınavda başarılı olamamıştır.
CHP’de mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı sonrasında yaşanan büyük ayrışma, sonunda Özgür Özel ve beraberindeki 90 milletvekilinin CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Böylece 91 milletvekiliyle TBMM’nin ana muhalefet sırasını alan yeni bir siyasi yapı ortaya çıktı. Bunu yaparken CHP yönetimini iktidarın güdümünde olmakla suçlamışlardı.
Üstelik Yeni Parti yönetimi daha demokratik, daha ilkeli, daha bağımsız ve daha güçlü bir siyaset mottosuyla yola çıkmıştı.
Peki bugün bu iddianın gerçeklikle ne kadar örtüştüğünü sorgulamak gerekmiyor mu? Dün “iktidar projesi” dediklerine bugün neden yaklaşıyorlar?
CHP’de mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık koltuğuna oturması üzerine Özgür Özel ve arkadaşlarının kullandığı siyasi dil halen hafızalarda.
Kılıçdaroğlu yönetiminin meşruiyetini sorguladılar. Mahkeme kararının siyasi sonuçlarını eleştirdiler. “İktidarın istediği tablo” yorumları yaptılar. Hatta butlan kararını “Felaket senaryosu” olarak tanımladılar.
Şimdi burada sorulması gereken soru şu:
Bir siyasi hareketi iktidarın müdahalesine karşı çıktığı için meşru görenler, aynı iktidarın politikalarıyla kritik noktalarda kesişmeye başladığında kendi ölçülerini değiştirmiş olmuyor mu?
Siyasette tutarlılık tam da burada başlar.
“Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki altyapısını oluşturması beklenen çerçeve yasa, uzun süredir siyasetin en tartışmalı başlıklarından biri. Teklifin Meclis’e sunulmasıyla birlikte tartışmalar daha da ilginç duruma geldi.
Yeni Parti’nin bu konudaki tutumu ise kendi tabanı açısından ciddi bir siyasi test haline geldi. Çünkü Yeni Parti’nin kuruluş retoriğinde Cumhuriyet, Lozan, Misak-ı Milli ve Atatürk vurgusu oldukça güçlüydü.
Özgür Özel, partinin kuruluşunun ilan edildiği gün yaptığı açıklamalarda Lozan’a, Misak-ı Milli’ye ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine bağlılık mesajı vermişti.
Bunlar Tam Bağımsız Türkiye için çok önemlidir. Ancak bu değerleri, bedel ödemeyi gerektiren siyasi tercihlerinizde de savunabiliyorlar mı?
İşte samimiyet burada ortaya çıkıyor. Özgür Özel’in kanunun meclise gelmesinde imza vermemesine karşılık bugün, “Evet oyu vereceğim” demesi samimiyetsiz olduğunu gösteriyor.
Ayrıca bugün bazı Yeni Parti yöneticilerinin sosyal medya hesaplarından Atatürk paylaşımları yapması, elbette tek başına eleştirilecek bir şey değildir.
Tam tersine, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olarak hatırlanması ve sahiplenilmesi son derece doğaldır.
Fakat sorun başka yerde başlıyor.
Atatürk’ün fotoğrafını paylaşmak kolaydır. Atatürk’ün bağımsızlık anlayışını savunmak zordur. Atatürk’ün egemenlik anlayışını savunmak zordur. Atatürk’ün “Tam bağımsızlık” fikrini siyasi bedel ödemeyi göze alarak savunmak daha da zordur.
Bu nedenle siyasetçinin Atatürk’ü hangi gün hatırladığı kadar, hangi siyasi kararın arifesinde hatırladığı da önemlidir. Çünkü toplum artık sembollere değil, sembollerle davranış arasındaki ilişkiye bakıyor.
Atatürk’ün adını kullanarak farklı bir siyasi tercih yapmak mümkündür. Ama Atatürk’ün mirasına gerçekten sahip çıkmak, o mirasın gerektirdiği siyasi tutarlılığı göstermekle mümkündür.
Bugün 10 Ağustos.
Sevr Antlaşması’nın imzalandığı günün 106. yıl dönümü. Sevr, Türk milletinin egemenliğini ve Anadolu’nun geleceğini başkalarının iradesine bırakmayı amaçlayan bir tasarıydı.
Lozan ise bunun karşısında bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuk zeminindeki en önemli kazanımlarından biri oldu.
Dolayısıyla böyle bir tarihsel günde, Cumhuriyet’in kuruluş değerleri üzerinden siyaset yapan bir partinin atacağı her adım doğal olarak daha fazla dikkat çeker.
Burada mesele, bir yasanın yalnızca “Evet” ya da “Hayır” şeklinde değerlendirilmesi değildir.
Mesele, siyasi hafıza ile güncel siyasi tercih arasındaki mesafedir.
Eğer dün “Atatürkçülük”, “Cumhuriyet”, “Lozan” ve “Misak-ı Milli” üzerinden siyasal meşruiyet arıyorsanız, bugün attığınız adımların bu kavramlarla çelişmediğini topluma anlatmak zorundasınız.
Aksi halde seçmen şu soruları sorar:
Atatürk sizin için bir siyasi ilke mi, yoksa ihtiyaç duyulduğunda kullanılan bir siyasi marka mı?
Son dakika “Evet oyu beyanı ve milletvekilleri için tarafsızlık” kararı ne anlama geliyor?
Üstelik bugün yaşanan gelişme meseleyi daha da ilginç hale getirmiş durumda.
Yeni Parti’nin, gelen tepkilerin ardından çerçeve yasa konusunda parti olarak toplu oy kullanmama ve milletvekillerini kendi iradeleriyle “Evet” veya “Hayır” oyu vermek üzere serbest bırakma kararı alması durumu daha karmaşık duruma getirmiştir.
Bu karar, ilk bakışta demokratik bir tutum olarak savunulabilir. Milletvekillerinin vicdanlarıyla oy kullanması elbette değerlidir.
Fakat siyasi açıdan başka bir soru ortaya çıkıyor:
Parti yönetimi neden baştan net bir tutum ortaya koymadı?
Çünkü mesele artık yalnızca yasaya ilişkin değildir. Mesele, yeni kurulmuş bir siyasi partinin daha ilk büyük sınavında kendi tabanıyla nasıl ilişki kurduğu meselesidir. Bir siyasi parti, kritik konularda tabanının tepkisini gördükten sonra pozisyonunu değiştiriyorsa, buna demokratik esneklik de denilebilir; siyasi kararsızlık da. Aradaki farkı belirleyecek olan şey ise bundan sonraki tutarlılıktır.
Yeni Parti’nin kuruluşunun arkasında önemli bir siyasi beklenti vardı. CHP’nin içinden kopan büyük bir milletvekili grubu, yeni bir siyasi heyecan yaratacak; özellikle Atatürkçü, Cumhuriyetçi, ulusalcı ve merkez seçmenin önemli bir bölümünü kendisine çekebilecekti.
Nitekim kuruluş anında 91 milletvekiliyle TBMM’nin ana muhalefet partisi konumuna gelmesi, bu beklentinin ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. Ancak büyük siyasi hareketlerin en büyük problemi, büyük beklentilerin büyük sorumluluklar doğurmasıdır.
Yeni Parti daha kurulalı birkaç hafta olmuşken şu sorularla karşı karşıya kalıyor;
Siz neden varsınız?
CHP’den farklı olmak için mi?
Kılıçdaroğlu yönetimine tepki göstermek için mi?
Yeni bir iktidar alternatifi olmak için mi?
Yoksa mevcut iktidara karşı yeni bir muhalefet hattı kurmak için mi?
Bu soruların cevabı netleşmeden yapılan her siyasi manevra, partinin kimliğini bulanıklaştırmış durumdadır.
Dün bir siyasi aktörü “İktidarın aparatı” olmakla suçlayıp bugün iktidarın kritik bir projesinde onunla aynı noktada buluşuyorsanız, bunun hesabını veremezseniz.
Dün Atatürk’ü siyasal kimliğinizin merkezine koyup bugün Atatürkçü tabanın temel hassasiyetleri konusunda sessiz kalıyorsanız, bunun nedenini açıklayamazsınız. Siyasette güven bir kez zedelendiğinde, onu yeniden kazanmak çok zordur. Hele ki yeni kurulmuş bir partiyseniz bu daha da zordur. Çünkü yeni partilerin sermayesi para değil, güvendir.
Bir yasanın desteklenmesi ya da reddedilmesi tek başına bir siyasi hareketi “Atatürkçü” veya “Atatürk karşıtı” yapmaz. Bir siyasal düzenlemenin içeriği, hukuki sonuçları ve toplumsal etkileri ayrıca tartışılmalıdır.
Dolayısıyla Yeni Parti’ye yöneltilecek en güçlü eleştiri, sadece “Neden evet dediniz?” sorusu değildir. Neden dün savunduğunuz siyasi ilkelerle bugün yaptığınız tercihler arasında bu kadar büyük bir açıklık oluştu?
İşte bu sorunun cevabı verilmelidir.
Çünkü mesele bir oy değildir. Mesele siyasi kimliktir. Mesele güvenilirliktir. Mesele samimiyettir.
Yeni Parti gerçekten yeni olmak istiyorsa, önce siyasetin eski alışkanlıklarından kurtulmalıdır. Atatürk’ü bir siyasi kalkan olarak kullanmamalıdır. Cumhuriyet’i yalnızca seçim dönemlerinde hatırlamamalıdır. Milliyetçiliği slogan seviyesinde bırakmamalıdır. Demokrasiyi yalnızca kendisine yapılan müdahalelerde savunmamalıdır. En önemlisi, iktidarı eleştirirken kullandığı ölçüyü kendisi için de kullanmalıdır.
Çünkü iktidara talip olmak, yalnızca “Biz daha iyisini yaparız” demek değildir. İktidara talip olmak, topluma şu güveni verebilmektir. Mesele, henüz doğmuş bir siyasi hareketin daha ilk büyük sınavında kendi kimliğini koruyup koruyamayacağıdır.
Kendi yükselişinin önüne en büyük engeli bazen rakiplerin değil, siyasetçinin kendi tutarsızlıkları koyar.
Eğer toplumda oluşan “Yeni Parti gerçekten yeni mi?” sorusuna ikna edici bir cevap veremezse, kuruluşundaki heyecan çok kısa sürede hayal kırıklığına dönüşebilir.
Yeni Parti gerçekten yeni mi, yoksa eski siyasetin yeni ambalajı mı?
Burada kararı halk verecektir.
“İnsanların en kötüsü, iki yüzlü olanlardır; birine bir yüzle, diğerine başka bir yüzle gelirler.” (Hz. Muhammed)
















































