Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

TOPLUMDAN ÖNCE DEVLETİN KİMLİK SORUNU

EM. DZ. ALB. TEMEL ERSOY YAZDI

Biz hep Türk ya da Türkiye halkının bir kimlik sorunu olduğunu düşündük ve yıllardır da bunu tartışıyoruz. Hiçbirimiz, hiçbir zaman devletin bir kimlik sorunu olduğunu düşünmedik.

Aslında burada tekrarlamayı gereksiz gördüğüm ve çoğunlukla onaylamadığım nedenlerle Osmanlı Devleti’ni karaladık ve Cumhuriyet’in bir kopuş olduğunu düşündük ya da diğer mahallenin sakinleri gibi Osmanlı’yı yüceltip göklere çıkardık ve Cumhuriyet’i yerin dibine batırdık. Ama hiçbirimiz Osmanlı’yı anlamaya çalışmadık. Cumhuriyet’i anlayabilmek için Osmanlı’yı anlamak zorunda olduğumuzu düşünemedik.

Türkiye’ye sosyoloji çok erken tarihlerde ve çok güçlü olarak girmiş ve Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki entelektüel tartışmaları derinden etkilemiştir.

Emile Durkheim’ın toplumsal dayanışma (mekanik/organik), toplumun bireyden üstün olduğu fikri, kolektif bilinç ve milletin kültürel bir bütün olarak tanımlanması gibi kavramlarından etkilenen Ziya Gökalp, Durkheim sosyolojisini Türk milliyetçiliğinin kurucu teorisine dönüştürmüştür.

Gökalp’in tam karşısında duran Prens Sabahattin’in düşünsel kökeni ise Anglo-Sakson liberalizmidir. Prens Sabahattin bireyci, âdem-i merkeziyetçi, yerel inisiyatifi savunan bir çizgidedir.

Bugün toplumun karpuz gibi ikiye bölündüğü durumun kökeni tam da budur.

Türkiye’ye oldukça erken giren ve gelişen sosyoloji bilimi çok değerli sosyologlar yetiştirmiştir. Bunlardan üçü benim de özellikle sevdiğim, okuduğum ve anlamaya çalıştığım büyük sosyologlardır. Türk sosyologları Baykan Sezer, Kemal Tahir ve Sezgin Kızılçelik, Osmanlı Devleti’ni feodal bir devlet olarak kabul etmiyor. ATÜT (Marx’ın Asya Tipi Üretim Tarzı) modeline de uymadığını, üstelik Osmanlı Devleti’nin bir bozkır imparatorluğu da olmadığını söylüyorlar. Peki, o hâlde Osmanlı Devleti’ni devlet yapısı olarak hangi kalıba oturtabiliriz?

Sorunun Çekirdeği: Osmanlı’yı Hangi Devlet Tipine Koyacağız?

Yukarıda saydığım üç isim — Baykan Sezer, Kemal Tahir, Sezgin Kızılçelik — üç ortak noktada buluşur:

  • Osmanlı feodal değildir (Avrupa tipi senyör-vassal-serf yapısı yok).
  • Osmanlı ATÜT değildir (Asya Tipi Üretim Tarzı’nın “toprak devletindir, köylü komünaldir” modeli tam oturmaz).
  • Osmanlı bozkır imparatorluğu değildir (Göçebe-savaşçı konfederasyon mantığı yok; yerleşik bürokratik merkez çok güçlü).

Bu üç reddiye, bizi doğal olarak şu soruya getirir: O hâlde Osmanlı hangi devlet tipidir?

Cevap: Osmanlı klasik tipolojilere sığmayan, kendine özgü bir merkezî-bürokratik askerî devlet modelidir. Ama bunu daha teknik bir çerçeveye oturtalım.

Osmanlı’nın Devlet Tipi: “Merkezî-Askerî-Bürokratik İmparatorluk”

Bu model üç ana sütun üzerine oturur:

1) Merkezî bürokratik çekirdek

Osmanlı’da devlet, toprağı ve üretimi yerel aristokrasiye bırakmaz. Tımar sistemi, yerel güç üretmez; tam tersine merkezî otoritenin taşra üzerindeki kontrol mekanizmasıdır.

Tımar sistemi asıl olarak vergi toplama ve asker yetiştirme görevini yerine getirir. Sipahiler devlet memuru niteliğindedir. Toprak mülkiyetine değil, kullanım hakkına sahiptir. Bürokrasi kalıcı ve profesyoneldir ve yazılı kültüre dayalıdır.

Bu yapı Avrupa feodalizmiyle tamamen çelişir.

2) Askerî-sınıf merkezli devlet yapısı

Osmanlı’da “askerî zümre” (seyfiye), kalemiye ve ilmiye toplumdan hukuken ayrıdır. Bu sınıf vergi vermez, devletin yönetici çekirdeğini oluşturur, üretimden değil, devlet görevinden beslenir ve yerel aristokrasi oluşturmaz.

Bu, bozkır imparatorluklarından farklıdır; çünkü orada yönetici sınıf aşiret bağlarıyla oluşur. Osmanlı’da ise yönetici sınıf kurumsal ve bürokratik bir yapıdır.

3) Devletin üretim üzerindeki düzenleyici rolü

Osmanlı’da üretim ilişkileri ne feodal ne ATÜT’tür. Devlet, üretimi doğrudan sahiplenmez, ama narh sistemi, lonca düzeni, vakıf ekonomisi, miri arazi sistemi ve vergi rejiminden (iltizam, tımar, malikâne) oluşan sıkı bir düzenleme uygular.

Bu yapı, “devletçi ama mülkiyetçi olmayan” bir ekonomik düzen yaratır.

Osmanlı’yı Hangi Kavramsal Modele Oturtabiliriz?

Model 1: “Patrimonyal-Bürokratik İmparatorluk”

*** (Max Weber çizgisi) ***

Yönetim patrimonyaldir. Yani devlet hanedanın mülkü gibidir. Bürokrasi rasyonelleşmiştir. Kalıcıdır, yazılıdır ve profesyoneldir. Askerî sınıf toplumdan ayrıdır. Yerel aristokrasi yoktur ve toprak devlete aittir ama üretim köylüdedir.

Bu model Osmanlı’ya çok iyi oturur.

Model 2: “Askerî-Fetih Devleti”

*** (Halil İnalcık çizgisi) ***

Devlet fetih üzerine kuruludur. Askerî sınıf merkezîdir. Tımar sistemi fetih ekonomisinin bir parçasıdır ve devlet, üretimi fetih temposuna göre düzenler.

Bu model Osmanlı’nın klasik dönemini açıklar.

Model 3: “Merkezî-Leviathan Devleti”

*** (Kemal Tahir çizgisi) ***

Kemal Tahir’e göre Osmanlı, “köylü toplumunun üzerinde yükselen devletçi bir Leviathan”dır. Devlet toplumdan güçlüdür ve toplum devlete bağımlıdır. Yerel güç odakları bastırılır ve devlet, toplumu modernleştirme kapasitesine sahiptir.

Bu model Osmanlı’nın toplumsal yapısını açıklar.

Model 4: “Doğu Akdeniz İmparatorluk Tipi”

*** (Baykan Sezer çizgisi) ***

Baykan Sezer’e göre Osmanlı, Avrupa feodalizmi veya Asya Tipi Üretim Tarzı gibi kategorilere değil, Doğu Akdeniz uygarlık alanına oturur.

Osmanlı medeniyeti çok kültürlü, çok hukuklu, çok milletli, merkezî ama esnek ve ticaret yolları üzerinde hâkimiyete sahip bir medeniyet tipidir.

Sonuç: Osmanlı Hangi Kalıba Oturur?

Osmanlı, klasik tipolojilere sığmayan, kendine özgü bir “merkezî-bürokratik askerî imparatorluk”tur. Ne feodaldir ne ATÜT’tür ne bozkır imparatorluğudur. En doğru kavramsal çerçeve: “Patrimonyal-bürokratik, askerî-sınıf merkezli, devletçi bir imparatorluk modelidir.”

Dediğim gibi, Osmanlı’yı doğru anlamadan bugünü anlayamayız. Bu konuyu ileride daha da deşeceğiz.