“KARUN HAZİNESİ”NİN ÇALINMASI
Bir Yurtsever Gazeteci Özgen Acar’ın Uğraşısı

Celal Küçük Yazdı
Anadolu, binlerce yıllık tarihi boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yaptı. Bu toprakların bağrından çıkarılan her eser, yalnızca geçmişin değil, insanlık tarihinin de önemli bir parçasıdır.
İşte “Karun Hazinesi” olarak bilinen ve bugün bilimsel olarak “Lidya Hazinesi” adıyla anılan eserler topluluğunun hikâyesi de Anadolu’nun zengin tarihinin yanı sıra, kaçak kazıların, kültür varlığı kaçakçılığının ve yıllar süren bir mücadelenin hikâyesidir.
Uşak’ın Mıdıklı ve Güre köylerinde 1965-1968 yılları arasında tümülüslerde yapılan kaçak kazılarda ortaya çıkarılan eserler, MÖ 6. yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir. Bu dönem, Lidya Kralı Krezüs’ün (Karun) hükümdarlığına denk geldiği için eserler kamuoyunda “Karun Hazinesi” adıyla tanınmıştır.
Kaçak kazılarla başlayan büyük yağma
Hikâyenin başlangıcı 1965 yılına uzanıyor.
Bir çobanın sürüsünü otlatırken altından bir yüzük bulması, yöredeki köylülerin dikkatini çekti. Bunun ardından bölgede kaçak kazılar başladı.
Sardes’teki arkeolojik kazılarda işçi olarak çalışan Mıdıklı köyünden Ahmet Bülbül, tümülüslerin nasıl kazıldığını öğrenmişti. Köyünün yakınındaki Toptepe Tümülüsü’nü kazmaya karar verdi. Yaptığı gözlemler sonucunda belirlediği noktadan kazıya başlayan Bülbül, bir giriş yoluna ulaştı ve buradan mezar odasına girerek hazineye ulaştı.
Ardından Güre köyünden 10 kişi, Mıdıklı’daki bazı kişilerin zenginleşmesinden etkilenerek Haziran 1966’da İkiztepe Tümülüsü’nü yaklaşık 10 gün süren kaçak kazıyla soydu.
Ortaya çıkan olağanüstü zenginlikteki hazine, İzmir’de Ali Bayırlar adlı kişiye satıldı. Ancak köylülerden birinin jandarmaya ihbarda bulunması üzerine operasyon yapıldı ve hazinenin bir bölümü ele geçirildi. Kaçak kazıyı gerçekleştirenler yakalanarak yargılandı.
Ancak hazinenin önemli bir bölümü çoktan yurt dışına çıkarılmaya başlanmıştı.
Hazine New York’a nasıl gitti?
Ali Bayırlar, eserleri New York’tan İzmir’e gelen bir antika galerisi sahibine çeşitli aşamalarda sattı.
Galerinin sahibi ise eserleri 1966-1968 yılları arasında New York Metropolitan Sanat Müzesi’ne (MET) sattı. Koleksiyonun tamamının yaklaşık 1,7 milyon dolara satıldığı belirtilmektedir.
Hazine, müzenin çelik kasalarında saklanıyordu.
Hazinenin izini süren İngiliz Sunday Times gazetesi muhabiri Peter Hopkirk, Ankara’ya geldi. Hopkirk’in Londra’ya dönüşünün ardından gazetesinde, “Türkler Karun Hazinesi’ni Geri İstiyor” başlıklı bir haber yayımlandı.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Orhan Oğuz da, hazinenin Türkiye’den kaçırıldığının ortaya çıkması halinde müzeye karşı dava açılabileceğini açıkladı.
İşte bu gelişmelerden sonra, Türk gazeteciliği açısından önemli bir araştırma süreci başladı.
16 yıllık araştırmanın ardından
Gazeteci Özgen Acar, tam 16 yıl boyunca bilgi, belge ve tanık ifadelerinin peşinden gitti.
Acar’ın araştırmaları sonucunda Karun Hazinesi’nin New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunduğuna ilişkin bilgiler ortaya konuldu. Bu araştırmanın sonuçları Nisan 1986’da Milliyet Gazetesi’nde yayımlandı.
Bu eserler yalnızca maddi değerleri nedeniyle değil, Lidya uygarlığının sanat anlayışını, Anadolu ile Pers dünyası arasındaki kültürel ve sanatsal etkileşimi göstermesi bakımından da büyük önem taşıyordu.
Özellikle bölgenin kuyumculuk geleneği ve şarap kültürü açısından koleksiyonun değeri son derece büyüktü.
Türkiye hukuk mücadelesini başlattı
Türkiye, Haziran 1987’de New York Federal Mahkemesi’ne başvurarak hazinenin Türkiye’ye iade edilmesi için Metropolitan Sanat Müzesi’ne karşı hukuki sürecin başlatılmasını istedi.
MET’in davayı kaybetme ihtimalini değerlendirdiği süreçte, mahkeme kararını beklemeden 1993 yılında hazinenin Türkiye’ye iadesi gerçekleşti.
Hazine önce Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilendi. Daha sonra ait olduğu topraklara, Uşak’a gönderilerek Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.
Ancak hikâye burada bitmedi.
Hazinenin gözbebeği: Kanatlı Denizatı Broşu
Koleksiyonun en değerli ve en tanınmış parçalarından biri olan Kanatlı Denizatı Broşu, yıllar sonra yeniden bir skandalın merkezine oturdu.
2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gelen bir ihbar üzerine müzedeki broşun gerçek olmadığı, orijinal eserin çalınarak yerine sahtesinin konulduğu ortaya çıktı.
Üstelik müze, 8 kamera ve geceleri devreye giren alarm sistemiyle korunuyordu. Buna rağmen hırsızlığın üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş ve olay fark edilmemişti.
İddialara göre Uşak Müzesi Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu, daha önce halı, kilim ve şamdan gibi bazı eserlerin kaybolması olaylarına da karışmıştı. Daha sonra sıra Karun Hazinesi’nin gözbebeği olan Kanatlı Denizatı Broşu’na geldi.
Broşun İstanbul’da yaklaşık 1,5 milyon dolar karşılığında satılması için girişimde bulunuldu. Ancak alıcılar, eserin gerçek olup olmadığını inceleyeceklerini söyleyerek broşu aldılar ve ortadan kayboldular.
İhbar üzerine müze müdürü yakalandı ve tutuklandı.
Fakat broş ortada yoktu.
Altı yıl sonra Almanya’dan gelen haber
Aradan altı yıl geçti.
2012 yılında Alman polisi, Kanatlı Denizatı Broşu’nun Hagen kentinde bulunduğunu bildirdi.
Uşak’ta mahkûm olan kişilerden birinin akrabasının broşu Almanya’ya götürdüğü ve burada pazarlamaya çalıştığı belirtildi. Broşu pazarlamaya çalışan kişinin ihbar edilmesi üzerine eser savcılığa teslim edildi.
Ve nihayet Mart 2013’te Kanatlı Denizatı Broşu Türkiye’ye iade edildi.
Böylece yıllarca süren ikinci bir mücadele daha Türkiye’nin lehine sonuçlandı.
Karun Hazinesi’nin yolculuğu
Karun Hazinesi’nin ve özellikle Kanatlı Denizatı Broşu’nun hikâyesine baktığımızda, aslında Anadolu kültür varlıklarının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.
1968: Kanatlı Denizatı Broşu köylüler tarafından bir tarlada bulundu.
1984: Broşun New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunduğu anlaşıldı.
1993: Hazine Türkiye’ye getirildi ve müzede sergilenmeye başlandı.
2005: Kanatlı Denizatı Broşu Uşak Müzesi’nde sahtesiyle değiştirildi.
2006: Broşun sahte olduğu fark edildi.
2012: Orijinal broş Almanya’da bulundu.
2013: Kanatlı Denizatı Broşu Türkiye’ye iade edildi.
Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu ise 17,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 8,5 yıl Uşak Cezaevi’nde kaldıktan sonra şartlı tahliye edildi. 2017 yılında, 64 yaşında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
Karun Hazinesi’nin hikâyesi yalnızca bir hazinenin bulunması ve yeniden Türkiye’ye getirilmesinin hikâyesi değildir.
Bu hikâye; kaçak kazıların Anadolu’nun kültürel mirasına verdiği zararın, eser kaçakçılığının, müzelerdeki güvenlik ve denetimin öneminin ve gazeteciliğin kamu yararı açısından ne kadar güçlü bir araç olduğunun da göstergesidir.
Özgen Acar’ın 16 yıl boyunca sürdürdüğü araştırma, bilgi ve belgelerin sabırla takip edilmesinin, tanıkların dinlenmesinin ve gerçeğin peşinden gidilmesinin nasıl sonuç verebileceğinin önemli örneklerinden biridir.
Bugün Karun Hazinesi’ne baktığımızda, yalnızca altınları ve değerli eserleri değil, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini görüyoruz.
Bu nedenle kültür varlıklarını korumak yalnızca devletin değil, hepimizin sorumluluğudur.
Çünkü Anadolu’dan çıkarılan her eser, yalnızca bir müze parçası değil; bu toprakların hafızasıdır.
Celal Küçük
Kaynaklar: National Geographic, Ocak 2010; Aktüel Arkeoloji, Ocak-Şubat 2011.
















































