Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

TÜM KABAHAT YASTIKTA MI?

Fethi KARADENİZ

Bir zamanlar “Bir yastıkta kocayın” denirdi. Peki, bugün iki yastıkta uyumak gerçekten uzaklaşmak anlamına mı geliyor? Asıl mesele yastıkların sayısı değil; o yastıklara baş koyan iki insanın gönül bağını koruyup koruyamadığı…

Eskiden yeni evlenenlere güzel bir temenniyle, “Bir yastıkta kocayın” denirdi.

Bu sözün içinde sadece uzun bir ömür dileği yoktu. Birlikte yaşlanmak, aynı yastığa baş koymak, iyi günde de kötü günde de birbirinin yanında olmak vardı. Kısacası evlilik, iki insanın aynı hayatı paylaşma sözüydü.

Sonra zaman değişti.

Önce yastıklar iki oldu.

Sonra yataklar ayrıldı.

Ardından odalar, sofralar, hayaller ve nihayet hayatlar ayrılmaya başladı.

Şimdi insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Acaba bütün kabahat yastıkta mı?

Elbette değil…

Çünkü bir evliliği yıkan şey, iki ayrı yastık değildir. Asıl mesele, o iki yastığın arasındaki mesafenin gönüllerde de oluşmasıdır.

Eskiden aynı yastığa baş koyan insanlar, belki çok daha mütevazı şartlarda yaşıyordu. Evleri küçüktü, eşyaları azdı, imkânları sınırlıydı. Ama birbirlerine ayıracakları zamanları vardı.

Bugün ise evler büyüdü, yataklar genişledi, odalar çoğaldı; fakat bazen insanlar birbirlerinden uzaklaştı.

Aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşayan çiftlerin sayısı hiç de az değil.

Biri telefonuna bakıyor, diğeri televizyona…

Biri sosyal medyada, diğeri başka bir dünyada…

Aynı masada oturuyorlar ama birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar.

Belki de günümüz evliliklerinin en büyük sorunu, aynı evde yaşayıp aynı hayatı paylaşamamaktır.

Oysa evlilik sadece aynı çatı altında bulunmak değildir.

Evlilik; hastalandığında “Neyin var?” diye sormaktır.

Yorgun geldiğinde bir bardak çay uzatmaktır.

Kırıldığında gururu bir kenara bırakıp gönlünü almaktır.

Bazen haklı olduğunu bile bile susabilmektir.

Bazen de haksız olduğunu kabul edecek kadar sevdiğini önemsemektir.

Ve belki en önemlisi…

Eşinin karşısında değil, yanında durabilmektir.

“Bir yastıkta kocayın” sözü aslında bir yatak tavsiyesi değildi.

Bir hayat felsefesiydi.

“Ne olursa olsun birbirinizi bırakmayın” demenin eski ve zarif bir biçimiydi.

Bugün yastıkların iki olması elbette kötü bir şey değil. İnsanların farklı uyku alışkanlıkları, sağlık sorunları veya kişisel tercihleri olabilir.

Mesele yastıkların kaç tane olduğu değil.

Mesele, o yastıkların arasında sevginin hâlâ bulunup bulunmadığıdır.

İki yastık üzerinde uyuyup tek yürek olanlar da var.

Tek yastıkta yatıp birbirine kilometrelerce uzak yaşayanlar da…

Demek ki mesele yastık değil.

Mesele; birbirine sırtını dönen iki insanın aynı yatakta ne kadar yalnız olduğudur.

Belki de bugün yeni evlenenlere yeniden “Bir yastıkta kocayın” demenin zamanı geldi.

Ama bu kez sözün anlamını biraz daha genişletelim:

Bir yastıkta değil sadece, bir ömürde kocayın.

Birlikte gülün, birlikte ağlayın.

Birlikte yaşlanın, birlikte hatırlayın.

Çocuklar büyüsün, saçlara aklar düşsün, yüzlerde yılların çizgileri oluşsun…

Ama birbirinize baktığınızda hâlâ ilk günkü sıcaklığı bulabilin.

Çünkü evlilik, iki insanın aynı evde yaşaması değil; aynı hayatın içinde birbirine yoldaş olmasıdır.

Ve yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda, “İyi ki onunla aynı yola çıkmışım” diyebiliyorsanız…

İşte o zaman gerçekten bir yastıkta kocamışsınızdır.

Demek ki suçlu yastık değilmiş.

Yastık sadece şahidimizmiş…

Asıl mesele, o yastığa baş koyan iki insanın birbirine ne kadar gönül verdiğiymiş.