ÖĞRETMENİ SADECE 5 EKİM’DE HATIRLAMAYIN!

Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi
Bir öğretmenin elinde yalnızca tebeşir yoktur; bir ülkenin geleceği vardır.
Bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü…
Çiçekler verilecek, güzel sözler söylenecek, öğretmenlerimizin fotoğrafları sosyal medyada paylaşılacak. “İyi ki varsınız” denilecek.
Peki ya yarın?
5 Ekim geçtikten sonra öğretmen yine kendi sorunlarıyla baş başa mı kalacak?
Asıl sormamız gereken soru budur.
Çünkü öğretmeni yalnızca bir gün hatırlamak, ona duyduğumuz saygıyı göstermeye yetmez. Öğretmenin emeğini, mesleki itibarını, çalışma koşullarını ve geleceğe dair kaygılarını yılın 365 günü konuşmak zorundayız.
Ben bu soruyu eğitim camiasının dışından soranlardan değilim.
8 yıl sınıf öğretmenliği, 8 yıl okul yöneticiliği, 17 yıl eğitim müfettişliği yaptım.
Tam 33 yıl eğitim camiasının içinde; sınıfta, okul yönetiminde ve eğitim denetiminde görev yaptım.
Bu nedenle öğretmenin yaşadıklarını yalnızca kitaplardan ya da raporlardan bilmiyorum.
Okul koridorlarından, sınıflardan, öğretmenler odalarından biliyorum.
DİPLOMASI VAR, SINIFI YOK!
5 Ekim’de alkışların arasında adı yeterince duyulmayan bir başka öğretmen grubu daha var:
Diplomasını almış ama atanmayı bekleyen genç öğretmenler…
Yıllarca öğretmen olmak için eğitim alan, KPSS’ye hazırlanan, sınavlara giren ve sonunda beklemeye başlayan binlerce genç…
Kimileri ücretli öğretmenlik yaparak mesleğinden kopmamaya çalışıyor.
Kimileri geçinebilmek için başka sektörlere, başka mesleklere yöneliyor.
Düşünün…
Bir insan yıllarca öğretmen olmak için eğitim alıyor.
Diplomasını eline alıyor.
Ama öğrencisinin karşısına kadrolu bir öğretmen olarak çıkamıyor.
Bu tabloyu görmeden öğretmenler gününü kutlamak bana göre eksik kalır.
Çünkü mesele yalnızca bir atama meselesi değildir.
Mesele, yetişmiş insan gücünün heba edilmemesidir.
Mesele, gençlerin yıllarca verdikleri emeğin karşılığını bulabilmesidir.
Mesele, öğretmenlik mesleğinin toplumdaki yerinin ve değerinin korunmasıdır.
ÖĞRETMENİ KAYBEDERSEK GELECEĞİ KAYBEDERİZ
Türkiye’nin eğitim sisteminde milyonlarca öğrenci ve bir milyondan fazla öğretmen görev yapıyor.
Bu rakamların bize anlattığı çok önemli bir gerçek var:
Öğretmen meselesi yalnızca öğretmenin meselesi değildir.
Her öğretmen, yüzlerce öğrencinin hayatına dokunuyor.
Bir öğretmenin bilgisi kadar öğrencisine yaklaşımı, çalışma şartları, mesleki itibarı ve geleceğe güveni de eğitim kalitesini doğrudan etkiliyor.
Kendini değerli hissetmeyen, geleceğinden endişe duyan, ekonomik ve mesleki sorunlarla mücadele eden bir öğretmenin üzerindeki yük yalnızca kendi yükü değildir.
O yük sınıfa da yansır.
Öğrenciye de yansır.
Eğitimin kalitesine de yansır.
Bu nedenle öğretmenin sorunlarını çözmek, aslında öğrencinin sorunlarını çözmektir.
UNESCO’nun da yıllardır dikkat çektiği gibi öğretmenlerin mesleki statüsünün güçlendirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve eğitim politikalarının oluşturulmasında öğretmenlerin söz sahibi olması büyük önem taşıyor.
Çünkü eğitim, yalnızca müfredat hazırlamakla değil; o müfredatı sınıfta uygulayan öğretmeni güçlendirmekle başarılabilir.
BUGÜN ÇİÇEK VERMEK YETMEZ!
Elbette bugün öğretmenlerimize çiçek verelim.
Onları alkışlayalım.
Güzel sözler söyleyelim.
Başımızın üzerinde taşıyalım.
Ama yarın da hatırlayalım.
Öğretmeni yalnızca 5 Ekim’de alkışlayan değil, 365 gün destekleyen bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var.
Atanamayan öğretmenin umudunu,
ücretli öğretmenin emeğini,
sınıfta görev yapan öğretmenin yükünü,
emekli öğretmenin tecrübesini
aynı anda düşünmek zorundayız.
Çünkü eğitim bir zincirdir.
Bu zincirin bir halkası zayıflarsa bütün sistem bundan etkilenir.
ÖĞRETMENİN EMEĞİ SADECE SINIFTA ÖLÇÜLMEZ
Öğretmenin yaptığı iş, ders saatleriyle sınırlı değildir.
Ders biter, öğretmenin işi bitmez.
Sınav kâğıtları okunur.
Ders hazırlanır.
Öğrencinin durumu değerlendirilir.
Veliyle görüşülür.
Bir öğrencinin davranışındaki değişiklik fark edilmeye çalışılır.
Bazen bir çocuğun evinde yaşadığı sorun, öğretmenin dikkatinden geçer.
Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir.
Öğrenciyi tanıyan, onu anlayan ve gerektiğinde ona yol gösteren kişidir.
BENİM ÖĞRETMENİM…
Benim için öğretmen yalnızca ders anlatan insan değildir.
Öğrencisinin evindeki sıkıntıyı fark eden,
yoksul çocuğu arkadaşlarının yanında mahcup etmemeye çalışan,
başarısız öğrencinin elinden tutan,
bazen anne, bazen baba, bazen rehber,
bazen de bir çocuğun hayattaki tek umudu olan insandır.
Öğretmen, çocuğun hayatına dokunan insandır.
Bir öğrencinin yıllar sonra gelip:
“Öğretmenim, sizin sayenizde…”
demesi, belki de bir öğretmenin alabileceği en büyük ödüldür.
Ben 33 yıl okul koridorlarında yürüdüm.
Sınıflara girdim.
Öğretmenlerle, öğrencilerle ve velilerle aynı eğitim ortamını paylaştım.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum:
Bir ülkenin gerçek zenginliği ne petrolüdür ne altınıdır ne de fabrikasıdır.
Bir ülkenin gerçek zenginliği iyi yetişmiş insanıdır.
O insanı yetiştiren de öğretmendir.
ÖĞRETMENE DEĞER VERMEK, GELECEĞE DEĞER VERMEKTİR
Bugün öğretmenlerimizin sorunlarını konuşurken yalnızca maaşları ya da atamaları konuşmak yeterli değildir.
Öğretmenin toplumdaki saygınlığını,
mesleki gelişimini,
çalışma ortamını,
sınıf mevcutlarını,
eğitimdeki söz hakkını,
emeklilik dönemindeki yaşam koşullarını
bir bütün olarak değerlendirmek gerekir.
Çünkü öğretmene verilen değer, aslında eğitime verilen değerdir.
Eğitime verilen değer ise doğrudan doğruya ülkenin geleceğine verilen değerdir.
Bir ülke geleceğini inşa etmek istiyorsa önce öğretmenine güvenmeli, öğretmenini güçlendirmeli ve öğretmeninin yanında durmalıdır.
5 EKİM BİR SON DEĞİL, HATIRLATMA OLSUN
Bugün 5 Ekim.
Öğretmenlerimizi kutlayacağız.
Ama gelin, 5 Ekim’i yalnızca bir kutlama günü olarak görmeyelim.
Bir hatırlatma günü olarak kabul edelim.
Atanmayı bekleyen genç öğretmeni hatırlayalım.
Ücretli öğretmenin emeğini hatırlayalım.
Sınıfta büyük fedakârlıklarla görev yapan öğretmeni hatırlayalım.
Emekli öğretmenin yıllar içinde biriktirdiği deneyimi hatırlayalım.
Ve en önemlisi…
Öğretmenin aslında geleceğimizi yetiştirdiğini hatırlayalım.
Başta emekli meslektaşlarım olmak üzere, bugün sınıflarda çocuklarımızın geleceğini yoğuran bütün öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü kutlu olsun.
Atanmayı bekleyen genç öğretmenlere,
ücretli öğretmenlik yapanlara,
başka mesleklere yönelmek zorunda kalan öğretmenlere,
emekli olup hâlâ eğitime gönül vermiş meslektaşlarıma selam olsun.
Çünkü öğretmen sadece bir meslek değildir.
Öğretmen, bir ülkenin geleceğine bırakılmış en büyük emanettir.
Ve o emaneti yalnızca 5 Ekim’de hatırlamak yetmez.
Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi












































