Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

KUMPAS KAVRAMI KİMİN ÜZERİNE KALDI?

Ergun Ok

Kuşadası soruşturmasında bugün yeni bir tartışma başladı.

Ömer Günel, avukatı aracılığıyla Behçet Alp hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Ardından Bülent Tezcan da Alp hakkında ortaya atılan iddiaların araştırılması gerektiğini açıkladı. İddia özetle şu: Behçet Alp bazı tutuklularla görüşmüş, Ömer Günel aleyhine beyanda bulunmaları karşılığında tahliye konusunda yardımcı olabileceğini söylemiş.

İddia ciddi midir?

Evet.

Araştırılmalı mıdır?

Elbette.

Fakat hukuk burada başka bir soru sorar:

İddia nerede bitiyor, delil nerede başlıyor?

Çünkü bir avukatın cezaevine gitmesi suç değildir. Tutuklu veya hükümlülerle görüşmek de tek başına suç değildir. Suç olan bir eylem varsa, bunun ayrıca ortaya konulması gerekir.

Dolayısıyla mesele Behçet Alp’in cezaevine girip çıkması değil; orada ne yaptığıdır.

Eğer bir tutukluya “Günel aleyhine ifade ver, seni tahliye ettirelim” denildiğine ilişkin somut delil varsa, ortaya konulmalıdır. Yoksa yalnızca görüşme kayıtlarından böyle bir sonuç çıkarmak, hukuki değerlendirme değil, yorum olur.

Burada daha önemli bir çelişki ortaya çıkıyor.

Ömer Günel geçmişte FETÖ soruşturmalarında sanıkların avukatlığını yaparken, kendisine yöneltilen eleştirilere savunma hakkını hatırlatarak cevap vermişti. Yani bir avukatın toplumun ağır biçimde suçladığı kişilerle görüşmesi, hukuk açısından savunma hakkının doğal sonucu olarak görülüyordu.

Peki bugün ölçü neden değişiyor?

Dün cezaevinde bir sanıkla görüşmek “savunma hakkı” iken, bugün bir avukatın tutukluyla görüşmesi neden peşinen “kumpas” şüphesine dönüştürülüyor?

Hukuk kişiye göre değişmez.

Behçet Alp avukattır. Aynı zamanda İYİ Parti Kuşadası İlçe Başkanıdır. Siyasi kimliği ayrıca tartışılabilir; fakat siyasi kimlik, bir avukatın hukuken yapabileceği işlemleri kendiliğinden suç haline getirmez.

Üstelik bir başka husus daha var.

Bülent Tezcan’ın kızı ve damadı da Kuşadası Belediyesi soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen isimler arasında yer aldı. Tezcan, o tarihte iki ismin yurtdışında bulunduğunu ve Türkiye’ye döneceklerini açıklamıştı.

Onların hukuki durumunu elbette mahkeme belirleyecektir.

Fakat tam da bu nedenle hukuk standardı herkes için aynı olmalıdır.

Bir tarafta gözaltı kararı bulunan kişilerin hukuki durumunda “savunma hakkı” ve “hukuk” vurgusu yapılırken, diğer tarafta bir avukatın cezaevinde yaptığı görüşmeler üzerinden henüz ispatlanmamış bir fiilden hareketle “kumpas” kavramının kullanılması, ister istemez bir ölçü sorununu gündeme getiriyor.

Çünkü kumpas, siyasi bir niteleme değil; somutlaştırılması ve ispatlanması gereken bir eylemdir.

Bugün bir dilekçe verilmiştir.

Dilekçe vermek herkesin hakkıdır.

Ancak dilekçede yazılanlar, mahkeme kararı değildir.

Asıl önemli olan bundan sonra yapılacak soruşturmadır.

Kim görüşmüş?

Kiminle görüşmüş?

Ne konuşulmuş?

Herhangi bir menfaat teklif edilmiş mi?

Tahliye konusunda gerçekten bir vaat var mı?

Bunların tamamı araştırılabilir.

Ve araştırmanın sonunda delil varsa hukuk gereğini yapar.

Fakat delil yoksa, geriye yalnızca bir iddia kalır.

İşte burada kamuoyunun dikkat etmesi gereken nokta budur:

Bir kişiyi suçlayan cümle ile o kişiyi suçlu yapan delil aynı şey değildir.

Kuşadası dosyasında herkes için aynı hukuk ölçüsünü savunmak zorundayız.

Ömer Günel için de…

Bülent Tezcan’ın ailesi için de…

Behçet Alp için de…

Soruşturmadaki diğer herkes için de…

Çünkü hukuk, ancak sevdiğimiz kişiyi değil, hakkında kuşku duyduğumuz kişiyi de koruduğu zaman hukuk olur.

Bugün Behçet Alp hakkında ortaya atılan iddialar araştırılsın.

Ama araştırmanın sonucunu algı değil, delil belirlesin.

Çünkü sonunda cevaplanması gereken soru çok basit:

Behçet Alp gerçekten bir kumpasın faili mi, yoksa hakkında henüz kanıtlanmamış bir iddianın hedefi mi?

Bu sorunun cevabını ne Ömer Günel’in dilekçesi, ne Bülent Tezcan’ın açıklaması, ne de kamuoyundaki tartışmalar verebilir.

Cevabı ancak delil ve hukuk verebilir.

Peki neden Behçet Alp hedefe oturtuluyor? Durum açık Kuşadası’nda Ömer Günel’i siyasi yarışta yenebilecek başka kim var?