Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BİR KADIN OLARAK SORUYORUM: NEDEN SADECE BİR TARAFI DİNLİYORSUNUZ?

Serap Başel

Bir kadın olarak soruyorum:

Kadın olmak, söylediğimiz her şeyin sorgusuz sualsiz doğru kabul edilmesi anlamına mı geliyor?

Hayır!

Kadına yönelik şiddetin karşısında olmak başka bir şeydir; bir kadının anlattığı her iddiayı araştırmadan gerçekmiş gibi kamuoyuna sunmak başka…

Berhan Şimşek meselesinde tam da bu ayrımı yapmak zorundayız.

Çünkü ortada yalnızca birkaç saniyelik bir görüntü yok.

Ortada yıllara yayılan bir ilişki, karşılıklı suçlamalar, özel hayat tartışmaları, evler üzerinden yaşanan anlaşmazlıklar, ekonomik meseleler ve bugün hâlâ hukuk önünde tartışılan iddialar var.

Fakat bütün bunlar bir kenara bırakılıyor.

Ne yapılıyor?

Bir görüntü alınıyor.

Üzerine bir tarafın anlatımı konuluyor.

Sonra manşet geliyor:

“Berhan Şimşek şiddet uyguladı!”

İşte burada durmak gerekiyor.

Çünkü gazetecilik, iddia ile hükmü birbirine karıştırmamalıdır.

Peki olay nasıl başladı?

Kamuoyuna yansıyan görüntülerde, olayın öncesi ve sonrası tartışılmadan yalnızca belirli anlar üzerinden yorum yapılıyor.

Berhan Şimşek’in anlatımında ise kendisine bir tabak atıldığı ve tartışmanın bu olayın ardından büyüdüğü ifade ediliyor.

Şimdi soruyorum:

Bir insanın kafasına tabak atıldığı iddiası neden haberin merkezinde yok?

Neden sadece görüntünün belirli saniyeleri konuşuluyor?

Görüntülerde Şimşek’in karşısındaki kadına yumruk yumruğa saldırdığı, yere yatırıp dövdüğü ya da uzun süre şiddet uyguladığı şeklinde bir tabloyu ben göremiyorum.

Görüntünün yorumlanması elbette herkesin takdirindedir.

Ama birkaç saniyelik görüntü üzerinden bir insanı “şiddet uygulayan canavar” pozisyonuna yerleştirmek başka bir şeydir.

Hele hele bunu bir gazetenin manşeti üzerinden yapmak çok daha başka bir şeydir.

Bir de olayın geçmişi var!

Burası özellikle önemli.

Bu mesele bugün başlamadı.

Anlatılanlara göre yıllardır devam eden bir özel hayat ve hukuk uyuşmazlığından söz ediyoruz.

Özlem Şanver, Enver Aysever’e verdiği röportajda kendi yaşadıklarını anlattı.

Yeğeninin özel okul ücretinin Berhan Şimşek tarafından ödendiğini, daha sonra bu desteğin kesildiğini söyledi.

Birlikte kurduklarını ifade ettiği bir şirket konusunda da destek görmediğini ve şirketin kapatıldığını ileri sürdü.

Bunlar Şanver’in kendi ağzından dile getirdiği iddialar.

Peki Berhan Şimşek ne diyor?

O da çok farklı iddialar ortaya koyuyor.

İstanbul’daki evinin çilingirle açılarak eve girildiğini söylüyor, bu durumu Şanver’de farklı şekilde anlatıyor.

Daha da önemlisi, Burhaniye/Ayvalık bölgesindeki yazlığı konusunda, sahte olduğunu ileri sürdüğü bir kontratla evine yerleşilmeye çalışıldığını iddia ediyor.

Şimdi bütün bunların hepsi nedir?

İddia!

Tıpkı diğer taraftan ortaya atılan iddialar gibi…

O zaman neden bir tarafın iddiası manşetlik gerçek, diğer tarafın iddiası ise yok hükmünde?

İşte benim itirazım tam da buna!

KADIN OLARAK SÖYLÜYORUM…

Ben kadınım.

Kadının yaşadığı şiddetin üzerinin örtülmesine de karşıyım.

Ama kadın olduğum için bir başka şeyi de söyleme hakkım var:

Kadın olmak, otomatik olarak haklı olmak değildir.

Kadının beyanı değerlidir.

Ama erkeğin beyanı da dinlenmelidir.

Kadının iddiası araştırılmalıdır.

Erkeğin iddiası da araştırılmalıdır.

Çünkü adaletin kadın-erkek tarafı olmaz.

Adaletin yalnızca delil tarafı vardır.

PEKİ NEDEN ŞİMDİ?

Bence asıl sorulması gereken soru budur.

Bu görüntüler bugünün görüntüleri değil.

Bu mesele bugünün meselesi değil.

Yıllardır devam eden bir özel hayat ve hukuk tartışmasından söz ediliyor.

Peki Berhan Şimşek CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine geldikten sonra, yıllar öncesine ait görüntülerin yeniden bu kadar güçlü biçimde gündeme taşınmasının zamanlamasını nasıl açıklayacağız?

Neden şimdi?

İşte bunu sormak gazetecilik düşmanlığı değildir.

Tam tersine gazeteciliğin ta kendisidir.

Çünkü bir insanın siyasi konumu değiştiğinde, yıllardır bilinen özel hayat tartışmalarının bir anda siyasi linç malzemesine dönüştürülüp dönüştürülmediğini sorgulamak herkesin hakkıdır.

CUMHURİYET’E DE BİR SÖZÜM VAR

Cumhuriyet gazetesi sıradan bir gazete değildir.

Türkiye basınının en köklü yayın organlarından biridir.

Tam da bu nedenle ondan beklentimiz daha büyüktür.

Bir tarafın iddiasını bütün ayrıntılarıyla verirken diğer tarafın anlattıklarını küçültmek…

Bir görüntünün belirli bölümünü öne çıkarırken olayın tamamını tartışmamak…

Ve bütün bunların üzerine siyasi kimliği de koyarak bir insanı kamuoyunun önünde mahkûm etmek…

Cumhuriyet’e yakışmaz.

Gazetecilik, linç korosu değildir.

Gazetecilik, bir insanı hedef göstermek değildir.

Gazetecilik, “Ben bu kişiyi sevmiyorum, o halde her iddiasını doğru kabul ederim” demek hiç değildir.

BERHAN ŞİMŞEK’İN İSTİFASI DA YOK SAYILMAMALI

Üstelik Berhan Şimşek, görüntülerin kamuoyuna yansımasının ardından CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti.

Yani siyasi sorumluluk aldı.

Kendisini savunmak için göreve sarılmadı.

Sürecin hukuk önünde sonuçlanmasını beklemeyi tercih etti.

Bu tavır eleştirilebilir.

Beğenilmeyebilir.

Ama yok sayılamaz.

Çünkü bugün Türkiye’de nice siyasi ve kamuoyu figürü hakkında çok daha ağır iddialar gündeme gelirken koltuğuna sımsıkı sarılanları da gördük.

Şimşek’in istifasını da bu tartışmanın bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

SON SÖZÜM ÇOK AÇIK

Ben Berhan Şimşek’i aklamak için yazmıyorum.

Ben bir insanın, yalnızca bir tarafın iddiaları üzerinden kamuoyu önünde mahkûm edilmesine karşı çıkıyorum.

Kadına şiddete karşıyım.

Ama siyasi linçe de karşıyım.

Manipülasyona da karşıyım.

Eksik anlatıya da karşıyım.

Bir kadının sözünün kutsallaştırılıp diğer tarafın sözünün yok sayılmasına da karşıyım.

Çünkü kadın olmak;

adaletten vazgeçmek değildir.

Gazeteci olmak;

hüküm vermek değildir.

Ve Cumhuriyet gibi bir gazetenin görevi;

bir insanı linç etmek değil, gerçeğin bütününü ortaya koymaktır.

O yüzden soruyorum:

Neden sadece bir tarafı dinliyorsunuz?

Neden yıllardır devam eden bu meselenin bütününü anlatmıyorsunuz?

Neden “iddia” ile “gerçek” arasındaki o hayati çizgiyi korumuyorsunuz?

Ve en önemlisi:

Berhan Şimşek bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı olmasaydı, yıllar öncesinin aynı görüntüleri bugün aynı manşetle karşımıza çıkar mıydı?

İşte asıl soru budur.

Çünkü linç, adalet değildir.
Manşet, mahkeme değildir.
İddia, gerçek değildir.

Ve kadın olmak da…

Sadece kadının tarafını tutmak değildir.

Serap Başel