Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Kuşadası Yeni Parti’de Seçim Yarışı

HÜSEYİN ASAR YAZDI

Kuşadası’nda Yeni Parti’nin ilçe başkanlığı yarışı, iki aday üzerinden şekillenmiş durumda. Sandığa giden süreçte ise yalnızca adayların kişisel özellikleri değil, örgütlenme gücü, saha hakimiyeti ve parti içindeki karşılıkları belirleyici olacaktır.

Yeni Parti’nin kongre süreci, zaman zaman ağır aksak ilerlese de devam ediyor. İlçelerde yapılacak seçimlerin tamamlanmasının ardından gözler il yönetimlerinin belirlenmesine çevrilecek. Dolayısıyla bugün ilçelerde yaşanan yarışlar, yalnızca birer ilçe başkanlığı seçimi olarak görülmemeli. Yeni Parti’nin yerelde nasıl bir örgüt yapısına sahip olacağının da ilk önemli göstergelerinden biri olacak.

Birden fazla adayın yarıştığı ilçelerden biri de Kuşadası. Şimdilik iki isim öne çıkıyor: Mehmet Gürbilek ve Ali Başaran.

Kuşadası’nda adaylığını ilk açıklayan isim Mehmet Gürbilek oldu. Gürbilek, Yeni Parti Kuşadası Kurucu İlçe Başkanı olarak kuruluş sürecinden bu yana teşkilatın başında bulunuyor. İlçe teşkilatının oluşturulması, üye çalışmalarının yürütülmesi ve parti binasının faaliyete geçirilmesi gibi süreçlerde doğrudan sorumluluk üstlenmişti.

Bu durum, kongre yarışında Gürbilek açısından önemli bir avantaj sağlıyor.

Çünkü siyasette seçim yalnızca sandık günü kazanılmıyor. Seçim, sandıktan önce örgütleniyor.

Bir siyasi partinin kuruluş aşamasında görev almak, üye kayıtlarını yapmak, mahallelerde teşkilatlanmak, insanlarla birebir temas kurmak ve parti adına sahada görünür olmak; özellikle yeni kurulmuş bir siyasi yapı açısından ciddi bir örgütsel birikim oluşturuyor.

Gürbilek’in bir başka avantajı ise geçmişten gelen siyasi ve örgütsel deneyimi. Uzun yıllar CHP örgütünde aktif görev yapmış olması, parti siyasetine ve örgüt ilişkilerine yabancı olmamasını sağlıyor. Elbette o dönemdeki başarısı ve kendi başına karar alabilme konusunda sıkıntıları olduğu biliniyor.

Gürbilek’in karşısındaki diğer aday ise Ali Başaran.

Başaran’ın siyasi geçmişi Gürbilek kadar örgüt siyasetine dayanmıyor. Buna karşılık Kuşadası Kent Konseyi ve Güngörmüşler Meclisi gibi demokratik kitle örgütlerinde görev almış olması, farklı toplumsal kesimlerle temas kurmasını sağlayan bir deneyim olarak değerlendirilebilir. Emekli sendikasındaki aktif çalışmaları da bu alandaki ilişkilerini güçlendiren bir başka unsur. Onun da demokratik kitle örgüt geçmişinin başarısız olduğu söyleniyor.

Başaran adaylık açıklamasını sosyal medya üzerinden yaptı ve seçim çalışmalarını da ağırlıklı olarak bu kanaldan yürüttüğü, bire bir çalışmalarının yetersiz olduğu görülüyor. Sosyal medyadaki görünürlük, örgüt seçimlerinde sandık gücüne ne kadar dönüşebilir? Bu tür seçimlerde üyeye dokunabilmek ve olumlu iletişim kurmak önem taşıyor.

Çünkü siyasi parti kongrelerinde sosyal medya etkisi elbette önemlidir; ancak özellikle ilçe başkanlığı seçimlerinde mahalle örgütleri, üyelerle birebir temas, delege ilişkileri ve sahadaki örgütlenme gücü halen belirleyici unsurlar arasında bulunuyor.

Başaran açısından en büyük handikap da burada ortaya çıkıyor. Kendisine yakın çevrelerde karşılığı olmak ile ilçe genelinde örgütsel bir yapı oluşturmak aynı şey değildir. Mevcut tabloya bakıldığında Başaran’ın özellikle Davutlar ve Soğucak çevresinde daha güçlü bir karşılık bulduğu, buna karşın Kuşadası’nın tamamında aynı ölçüde örgütsel bir ağı henüz oluşturamadığı ve üyelerle iletişim konusunda sıkıntılı olduğu görülüyor.

Üstelik Başaran’ın geçmişte görev aldığı demokratik kitle örgütlerindeki sert ve eleştirel tutumu da seçim sürecinde olumsuz bir sonuç doğurabilir. Bir taraftan kendisini farklılaştıran ve eleştirel kimliğini ortaya koyan bu tavır, diğer taraftan parti içinde daha geniş bir uzlaşma zemini oluşturma açısından dezavantaj yaratacaktır.

Burada asıl mesele, eleştirel olmakla örgüt yönetebilmek arasındaki farktır. Bir muhalefet hareketinde sert eleştiri önemli olabilir. Ancak örgüt yönetmek; eleştirmek kadar insanları aynı hedef etrafında bir araya getirmeyi, farklı görüşleri ortaklaştırmayı ve seçim sonrasında birlikte çalışabilmeyi de gerektirir.

Kuşadası’nda 12-13 Eylül tarihlerinde 23 mahallede delege seçimleri gerçekleştirildi. İlçe başkanlığı seçiminde 26 Eylül’e kadar partiye üye olanların oy kullanabilecek olması, yarışın önümüzdeki günlerde yeni üyeler üzerinden de hareketlenebileceğini gösteriyor.

Bu noktada Gürbilek’in önündeki en büyük avantaj, kurucu başkan sıfatının ötesinde, örgütün kuruluşundan itibaren sahada bulunması olacaktır.

Başaran’ın ise seçimi kazanabilmesi için yalnızca Gürbilek’e yönelik eleştiriler geliştirmesi yeterli olmayacaktır. Kendi çevresinin dışına çıkarak Kuşadası’nın tamamında daha güçlü bir örgütsel karşılık oluşturması ve üyelerle sağlıklı iletişim kurması gerekecektir.

Sonuç olarak mevcut tablo bize şunu söylüyor:

Mehmet Gürbilek örgütsel yapı, siyasi deneyim ve kuruluş sürecindeki aktif rolü bakımından kâğıt üzerinde yarışa avantajlı başlayan isim.

Ali Başaran ise demokratik kitle örgütlerinden gelen farklı bir siyasi çizgiyi ve eleştirel kimliği temsil ediyor. Ancak bu kimliğin parti örgütünde ne ölçüde geniş bir karşılık bulacağı henüz sandıkta test edilmiş değil.

Dolayısıyla Kuşadası’ndaki yarışın temel sorusu aslında “Kim daha çok konuşuyor?” değil. Kim daha geniş bir örgütü sandık başına taşıyabilecek? Bu sorunun cevabı, kongrenin kaderini belirleyecek.

Bugünkü tablo itibarıyla Gürbilek’in avantajı oldukça belirgin görünüyor. Kurucu ilçe başkanı olması, teşkilatın kuruluş sürecini yürütmesi, geçmişten gelen örgüt deneyimi ve Kuşadası genelindeki siyasi ilişkileri, onu yarışın başlangıç noktasında güçlü bir konuma getiriyor.

Başaran’ın ise bu tabloyu değiştirebilmesi için özellikle merkez dışındaki desteğini Kuşadası geneline yayması ve yalnızca eleştirel kimliğiyle değil, birleştirici ve kapsayıcı bir örgüt modeliyle ortaya çıkması gerekiyor.

Şimdilik iki adayın yarıştığı Kuşadası Yeni Parti İlçe Başkanlığı seçiminde ibre açık ara Gürbilek’i gösteriyor.

Ancak siyasetin en önemli kuralını da unutmamak gerekiyor: Sandık açılmadan seçim kazanılmaz.

“İster yapabileceğinize inanın, ister yapamayacağınıza; her iki durumda da haklısınız.” ( Henry Ford)