Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SANDIK YANITINI VERDİ: TESPİTİMİZ YİNE DOĞRU ÇIKTI

Siyaset, her makama aday olmak değil; o makamın ne olduğunu bilmektir

Dursun Uzun
Egeden Medya Haber

Bazı yazılar vardır; yazıldığı gün değil, birkaç hafta sonra anlaşılır.

Benim Ali Başaran hakkında daha önce kaleme aldığım yazı da bunlardan biri.

O yazıda açıkça söyledim: Bu isim, Yeni Parti Kuşadası İlçe Başkanlığı için doğru aday değil. Mehmet Gürbilek karşısında da bu anlayışla başarı şansı oldukça zayıf.

Bugün yaşanan süreç, benim açımdan sürpriz olmadı.

Adaylık için gerekli desteğin oluşmaması ve yarışın dışında kalması, daha önce yaptığım tespiti yeniden gündeme getirdi.

Ancak benim asıl üzerinde durduğum mesele, kimin kazanıp kimin kaybettiği değil.

Mesele, insanın talip olduğu makamın ne olduğunu bilip bilmediğidir.

Bugünkü konuşmayı dinlediğimde aklımda kalan soru tam da bu oldu.

Davutlar’ın yolu, Güzelçamlı’nın altyapısı, su problemi…

Elbette bunlar Kuşadası’nın sorunları.

Ama bunların çözüm makamı bir siyasi partinin ilçe başkanlığı değildir.

İlçe başkanı belediye başkanı değildir.

Siyasi parti örgütünü yönetmek başka, belediye hizmetlerini yürütmek başka iştir.

Bunu ayırabilmek, siyasete girmenin ilk şartlarından biridir.

Daha da ilginci, konuşmada partiye neden üye olduğuna ilişkin yapılan açıklamaydı.

“Üyeler yöneticilerini seçecek” anlayışından etkilenerek partiye katıldığını söylemek, siyasete bakış açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir cümledir.

Çünkü siyasi parti üyeliği, bir makama ulaşmanın giriş kartı değildir.

Önce partiye inanırsınız, sonra o parti içerisinde görev üstlenirsiniz.

Tüzüğü bilirsiniz.

Örgütü bilirsiniz.

Kongreyi bilirsiniz.

Seçim sürecini bilirsiniz.

Hangi makamın hangi yetkiye sahip olduğunu bilirsiniz.

Sonra da “Ben bu görevi neden istiyorum?” sorusuna cevap verirsiniz.

Bunlar bilinmeden bir siyasi örgütün başına talip olmak, bana göre ciddi bir yeterlilik problemidir.

Üstelik bu ilk kez yaşanmıyor.

Geçmişte de aynı siyasi çevrelerde ortaya çıkan tabloları gördük. Görevler, adaylıklar, koltuklar ve sonuçlar…

Benim daha önceki yazımda anlatmak istediğim tam olarak buydu.

Siyasette heves başka şeydir, hazırlık başka.

Bir insanın siyaset yapmak istemesi elbette değerlidir.

Ama siyaset, yalnızca istemekle yapılmaz.

Bilgi ister.

Biriktirilmiş deneyim ister.

Örgütçülük ister.

Ve en önemlisi, insanın kendi sınırlarını da bilmesini ister.

Çünkü bazen en büyük siyasi olgunluk, “Bu görev için henüz yeterli değilim” diyebilmektir.

Bunu söyleyemeyenler ise kendileriyle birlikte başkalarının da önünü kapatabilir.

Benim itirazım tam olarak buna.

Yeni Parti’nin Kuşadası’nda daha güçlü, daha hazırlıklı, daha donanımlı isimlere ihtiyacı var.

Kimsenin kişisel hırsı, bu insanların önüne set olmamalı.

Çünkü siyasi partiler kişilerin kariyer basamağı değil, toplumun geleceği için mücadele eden örgütlerdir.

Bugün sandık kendi sözünü söyledi.

Ben de daha önce söylediğimi tekrar etmek zorundayım:

Tespitimiz yanlış değildi.

Fakat bundan sonrası için daha önemli bir soru var:

Bu sonuçtan kim ne ders çıkaracak?

Benim dileğim, bundan sonra herkesin kendisine bu soruyu sorması.

Ve müsaadenizle, yazıyı küçük bir tebessümle bitireyim.

Kendisini uzun zamandır tanıyan biri olarak, siyasetten önce başka bir hayalinin olduğunu da biliyorum: tatlıcılık.

Belki de hayat bazen insana çok açık mesajlar verir.

Her koltuğun peşinden koşmak yerine, insanın gerçekten sevdiği işi yapması da fena fikir değildir.

Siyasetin tadı alınmadıysa, belki biraz tatlı yapmak iyi gelebilir.

Ne diyelim?

Bazı insanlar için en doğru makam, gerçekten de bir siyasi koltuk değil;
tatlı tezgâhının başıdır.