Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

İSTENEN ÇOK, VERİLEN BOŞ ÜMİT!

RAHMİ DİLLİGİL DT EMEKLİ GENEL MÜDÜRÜ
Bir işi yapmak başka, o işin ehli olmak başka
Bugün toplum olarak çok şey istiyoruz.

İyi bir sağlık hizmeti, güvenilir bir hukuk hizmeti, sağlam yapılar, nitelikli eğitim ve çocuklarımız için doğru bir gelecek…

Peki, bütün bunların karşılığında bize ne sunuluyor?

Çoğu zaman yalnızca bir hizmetin görüntüsü, biraz bekleyiş, birkaç güzel söz ve sonunda da büyük bir hayal kırıklığı…

Asıl mesele şu: Bir kurumun kapısını açmış olması, o kurumun görevini hakkıyla yerine getirdiği anlamına gelir mi?

Bir hastaneye gittiğinizi düşünün. Muayene olmak istiyorsunuz. Doktor tercihinizi profesör, doçent veya uzman hekim arasından yapıyor, hatta elektronik ortamda özellikle bir uzman hekimden randevu alıyorsunuz.

Hastaneye gittiğinizde ise karşınıza bir intörn hekim çıkıyor.

Elbette intörn hekimler tıp eğitiminin önemli bir parçasıdır. Öğrenmeleri, uygulama yapmaları ve meslek hayatına hazırlanmaları gerekir. Ancak hasta, uzman hekimden randevu almışsa karşısında o hekimin sorumluluğunu ve denetimini görmek ister.

Hasta muayene olduğunu düşünürken, belki de asıl değerlendirmeyi yapması gereken uzman hekime hiç ulaşamıyorsa burada ciddi bir hizmet sorunu var demektir.

Peki, bunun hesabını kim verecek?

İnsan sağlığı, eğitim sürecindeki bir uygulamanın sessizce vatandaşa devredilebileceği bir alan değildir.

Aynı durum başka mesleklerde de karşımıza çıkıyor.

Bir mimarlık bürosuna gidiyorsunuz. Hayatınız boyunca belki bir kez yaptıracağınız evinizi, yılların tecrübesine sahip bir mimarın bilgisine emanet etmek istiyorsunuz. Ancak karşınıza yeni mezun bir mimar çıkıyor.

Elbette genç mimarların yetişmesi ve deneyim kazanması gerekir. Fakat deneyimli bir uzmanın sorumluluğunda yürütülmesi gereken bir işin bütünüyle deneyimsiz bir çalışana bırakılması başka bir şeydir.

Hukuk alanında da benzer sorunlarla karşılaşabiliyoruz.

Bir avukata gidiyorsunuz. Hayatınızı değiştirecek bir boşanma davası açacaksınız. Önce sekreter sizi karşılıyor, bilgilerinizi alıyor. Ardından avukat dosyaya şöyle bir göz atıp, “Boşanma davası mı? Tamam.” diyor.

Oysa belki anlatmanız gereken çok daha önemli ayrıntılar var. Belki davanın niteliğini değiştirecek, belki de haklarınızı koruyacak bilgiler henüz konuşulmamış.

Bir insanın sağlığı, evi, ailesi ve geleceği söz konusu olduğunda mesleki yeterlilik bir tercih değil, zorunluluktur.

Peki, bütün bunları neden anlatıyorum?

Çünkü bugün Kuşadası’nda çocuklarımıza sunulan hizmetler üzerinden de aynı soruyu sormak zorundayız.

Ege’den Medya Haber’de Sayın Ergun Ok’un çocuklara yönelik oyun evleri ve bu tür kurumların niteliği üzerine kaleme aldığı yazıyı bu açıdan önemli buluyorum.

Burada tartışılması gereken yalnızca bir oyun evinin açılması veya çocukların bir araya getirilmesi değildir. Asıl mesele, çocuklara hizmet veren kurumların hangi anlayışla yönetildiği, hangi eğitim yaklaşımının benimsendiği ve bu hizmetlerin kimlerin sorumluluğunda yürütüldüğüdür.

Bir çocuk oyun evi başka, çocukların gelişimine, eğitimine ve psikolojisine yönelik hizmet veren bir kurum başkadır.

Bunları birbirine karıştırmamak gerekir.

Çocuklarımız söz konusu olduğunda iyi niyet yeterli değildir. Güzel bir mekân, renkli duvarlar, birkaç oyuncak, bir tabela ve kurumun kapısına asılmış bir isim de tek başına yeterli olamaz.

Çocuk eğitimi ciddi bir uzmanlık alanıdır.

Pedagoji, çocuk psikolojisi, gelişim dönemleri, yaş gruplarına uygun eğitim yöntemleri ve sanatsal çalışmaların çocuklar üzerindeki etkileri bilinmeden bu alanda eğitim vermeye kalkışmak doğru değildir.

Özellikle kendi mesleğim olan tiyatro ve sanat eğitimi konusunda bu ayrımın altını çizmek istiyorum.

Kuşadası Belediyesi’nin geçmişte çocuklara yönelik açtığı bir sanat ve tiyatro kursunda da bu konuya dikkat çekmiştim. Yaklaşık sekiz ay devam eden bir çalışmadan söz ediyorum.

Burada tartışılması gereken, kursun ücretli olup olmadığı veya kaç çocuğun katıldığı değildir.

Asıl soru şudur:

Bu eğitimi veren kişinin, o eğitimi verebilecek mesleki yeterliliği var mıydı?

Bir üniversitede dramaturji eğitimi almak elbette kıymetlidir. Dramaturji, tiyatro sanatının temel disiplinlerinden biridir. Bir metni çözümlemek, incelemek, yorumlamak ve sahne üzerindeki yapısını değerlendirmek önemli bir uzmanlık alanıdır.

Ancak dramaturji eğitimi almış olmak, tek başına oyunculuk eğitimi verme, sahne yönetme, çocuk tiyatrosu çalıştırma veya çocuklara drama eğitimi verme yeterliliği anlamına gelmez.

Oyunculuk ayrı bir uzmanlık, rejisörlük ayrı bir uzmanlık, dramaturji ayrı bir uzmanlık alanıdır. Çocuklarla yürütülecek sanatsal eğitim çalışmaları ise ayrıca bilgi, pedagojik yaklaşım ve deneyim gerektirir.

Bir insanın tiyatroya ilgi duyması, tiyatroyu sevmesi, oyun izlemesi veya bir tiyatro metnini çözümleyebilmesi onu kendiliğinden çocuk eğitimcisi yapmaz.

Burada kimseyi küçümsemek ya da bir insanın eğitimini değersizleştirmek gibi bir niyetim yok. Tam tersine, her mesleğin kendi uzmanlığına saygı duyulmasını istiyorum.

Bir dramaturgun dramaturji alanındaki emeğine saygı duyduğumuz gibi oyuncunun oyunculuğuna, yönetmenin rejisine, çocuk gelişimi uzmanının bilgisine de saygı duymalıyız.

Çünkü çocuklarımız deneme tahtası değildir.

Bir belediyenin çocuklara yönelik kurs açması elbette güzel bir hizmettir. Ancak o kursun içeriğini kim hazırlıyor? Eğitimi kim veriyor? Eğitmenin hangi mesleki yeterlilikleri bulunuyor? Çocukların gelişimi nasıl takip ediliyor?

Bunların hepsi kamuoyunun bilmesi gereken sorulardır.

Belediyecilik yalnızca bir hizmeti başlatmak değildir. O hizmetin doğru, nitelikli ve sürdürülebilir olmasını sağlamaktır.

Bugün artık her alanda bir tabela asarak, bir görevli belirleyerek ve birkaç faaliyet gerçekleştirerek başarı elde edildiğini düşünmekten vazgeçmeliyiz.

Bir hastanede uzman hekimin, bir mimarlık bürosunda deneyimli mimarın, bir hukuk bürosunda dosyanın sorumluluğunu üstlenen avukatın, bir çocuk eğitim kurumunda ise alanında yetkin eğitimcilerin bulunması gerekir.

Elbette gençler yetişecek, yeni mezunlar deneyim kazanacak, meslekler usta-çırak ilişkisi içinde gelişecektir.

Ancak bunun yolu, vatandaşa sunulması gereken hizmeti deneyimsiz kişilere devretmek değildir. Bunun yolu, deneyimli insanların gözetiminde eğitim vermek ve sorumluluğu doğru kişilere bırakmaktır.

İstenilen çok, vaat edilen çok, açılan kurum çok…

Peki, bütün bunların karşılığında verilen hizmetin niteliği nerede?

Sayın Ergün Ok’un yazısında gündeme getirdiği konunun da bu yönüyle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kuşadası’nda çocuklarımız için bir şeyler yapmak istiyorsak önce onları gerçekten önemsemeliyiz. Onlara sunacağımız hizmetin içini doldurmalı, işin ehli insanlarla çalışmalı ve kamu kaynaklarının karşılığında gerçek bir eğitim kalitesi sağlamalıyız.

Çünkü çocuklara verilen yanlış veya yetersiz bir eğitim, bazen yıllar sonra ortaya çıkan bir eksiklik olarak karşımıza çıkar.

Sağlıkta, hukukta, mimaride ve eğitimde ortak bir ilke vardır:

İyi niyet, mesleki yeterliliğin yerine geçmez.

Vatandaşın istediği bir tabela, bir makam, bir randevu veya yalnızca bir kurs değildir. Vatandaş, karşılığını alabileceği nitelikli hizmet istemektedir.

Artık insanlara boş ümitler vermek yerine, hak ettikleri hizmeti sunmanın zamanı gelmedi mi?

Rahmi Dilligil
Devlet Tiyatroları Emekli Genel Müdürü
Ege’den Medya Haber | Köşe Yazısı