DEVLET, 78 YAŞINDAKİ TEKİRDAĞLI BİR KÖFTECİYİ NEDEN ÖLDÜRÜR?

TEMEL ERSOY
Emekli Deniz Albay
Günün birinde FETÖ’cü bir mahkûmun haklarını savunacağım elbette aklıma gelirdi. Çünkü ben, zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, gittiği her yere medeniyet nurlarını taşıyan Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir mensubuyum. Harp Okulu ve Harp Akademileri eğitimim sırasında savaş hukuku ve harp esirlerine nasıl davranılacağı konusunda çok güçlü bilgi ve donanıma sahip oldum. Evrensel savaş hukukuna ve insan haklarına saygı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onur meselesidir.
Uluslararası savaş hukukuna göre, savaşamayacak kadar hasta veya ağır yaralı bir savaş esiri (POW), düşman tarafından öldürülemez, terk edilemez ya da tedaviden mahrum bırakılamaz. Aksine, kendisine tıbbi bakım sağlanması zorunludur. Bu yükümlülük özellikle 1949 tarihli III. Cenevre Sözleşmesi (Savaş Esirlerine Muamele Sözleşmesi) ve diğer Cenevre Sözleşmeleriyle düzenlenmiştir.
Şimdi gelelim Tekirdağlı kasap ve köfteci Abdullah Tırpan’ın trajik ölümüne.

Kamuya açık bilgilerden görülebildiği kadarıyla Abdullah Tırpan’ın ölüm sebebi konusunda iki farklı düzeyde değerlendirme var. Resmî açıklamalar ve haber kaynaklarına göre Tırpan, cezaevinde hükümlü bulunurken diyabet, yüksek tansiyon ve damar rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunları yaşamış, kangren nedeniyle bacağı kesilmiş ve daha sonra hastanede hayatını kaybetmiştir.
Ailesi, insan hakları savunucuları ve bazı medya kuruluşları ise ağır hasta olmasına rağmen cezaevinde tutulmasının ölümüne katkıda bulunduğunu, tahliye veya uygun sağlık tedbirlerinin zamanında uygulanmadığını ileri sürmektedir.
Tırpan’ın neden cezaevinde bulunduğu konusunda ise mahkeme kararlarında, FETÖ/Gülen hareketi bağlantısı kapsamında “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla aldığı 7 yıl 6 aylık hapis cezasının Yargıtay tarafından onandığı ve cezasının infaz edildiği belirtilmektedir. Haberlerde Bank Asya hesabı, bazı yayın abonelikleri ve çeşitli ilişkilerin dosyada delil olarak yer aldığı aktarılmaktadır.

Dolayısıyla bugün için doğrulanmış biçimde söylenebilecek şey şudur: Abdullah Tırpan, cezaevi hükümlüsüyken sağlık sorunları nedeniyle hastanede hayatını kaybetmiştir. Buna karşılık ailesi ve destekçileri, cezaevinde tutulmasının ve sağlık durumuna rağmen tahliye edilmemesinin ölümünde sorumluluk payı bulunduğunu savunmaktadır.
Kamuya açık haberlerde yer alan ve mahkeme dosyasına atıf yapan bilgilere göre, Abdullah Tırpan hakkındaki mahkûmiyet kararında öne çıkan deliller şunlardı:
- Bank Asya hesabı ve bankacılık işlemleri: Mahkeme dosyasında Bank Asya ile ilişkili hesap hareketlerinin delil olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
- Bazı gazete ve dergilere abonelikler: Gülen hareketiyle ilişkili olduğu değerlendirilen yayınlara abonelikler, dosyada yer alan unsurlar arasında gösterildi.
- Çocuklarını belirli özel okullara göndermesi: Kararda, hareketle bağlantılı olduğu kabul edilen eğitim kurumlarıyla ilişkiler de değerlendirilen hususlar arasında sayıldı.
- Dernek ve yardım faaliyetleriyle ilgili bağlantılar: Bazı haberlerde dernek üyelikleri ve çeşitli yardım faaliyetlerinin de dosyada yer aldığı aktarılıyor.
Ancak önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Elimde mahkemenin gerekçeli karar metninin tamamı bulunmuyor. Bu nedenle yukarıdaki liste, haber kaynaklarının karar dosyasına ilişkin aktardığı unsurların özetidir. Delillerin hangi ağırlıkta değerlendirildiği, başka tanık beyanları veya dijital deliller bulunup bulunmadığı bu kaynaklarda ayrıntılı şekilde yer almıyor.
Bu davalarla ilgili kamuoyundaki temel tartışma da zaten burada ortaya çıkmaktadır. Destekçileri, bu tür delillerin tek başına örgüt üyeliğini kanıtlamaya yetmeyeceğini savunurken, yargı makamları ise bunları dosyadaki diğer unsurlarla birlikte değerlendirerek mahkûmiyet kararı verildiğini söylüyor.
AİHM’nin (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) yaklaşımı ile Türkiye’deki FETÖ davalarında uzun süre uygulanan yaklaşım arasında önemli bir fark vardır. AİHM genellikle tek tek fiillerden ziyade, bu fiillerin kişinin örgütün suç teşkil eden amaçlarını bildiğini ve gönüllü olarak desteklediğini göstermeye yeterli olup olmadığına bakar.

1. Bank Asya hesabı
Türk mahkemelerinde özellikle 2014-2015 döneminde Bank Asya’ya para yatırmak veya hesap açmak önemli bir delil olarak değerlendirildi.
AİHM ise hesap sahibi olmanın tek başına yeterli olmadığını, şu soruların cevaplanması gerektiğini vurgulamaktadır:
- İşlem yapıldığı tarihte banka yasal mıydı?
- Kişi olağan bankacılık faaliyeti mi yürütüyordu?
- Yoksa örgütsel bir talimat doğrultusunda mı hareket etmişti?
AİHM açısından kritik nokta, “örgütsel kast”ın kanıtlanmasıdır. Sadece yasal bir bankada hesabın bulunması otomatik olarak suç delili sayılmaz.
2. Çocukları belirli okullara göndermek
AİHM’in yerleşik insan hakları yaklaşımına göre, devlet tarafından ruhsatlandırılmış ve yasal olarak faaliyet gösteren bir okula çocuk göndermek tek başına suç teşkil etmez.
Burada da mahkeme, velinin okul tercihiyle örgütsel faaliyet arasında somut bir bağ kurulup kurulamadığına bakar.
3. Gazete ve dergi abonelikleri
AİHM ifade özgürlüğü konusunda oldukça hassastır. Genel yaklaşım şudur: Yasal olarak yayımlanan bir gazeteyi okumak, dergiye abone olmak ve bir yayını satın almak tek başına suç delili olarak kabul edilmemelidir.
AİHM pek çok kararında devletlerin siyasi veya dini görüşlerin okunmasını suç hâline getirmemesi gerektiğini belirtmiştir.
4. Dernek üyeliği
Burada durum daha karmaşıktır. AİHM’in yaklaşımı şu sorulara dayanır:
- Üyelik sırasında dernek yasal mıydı?
- Derneğin suç faaliyetlerine katılım var mıydı?
- Üye sadece kayıtlı mıydı, yoksa aktif yöneticilik ve örgütsel faaliyet mi yürütüyordu?
AİHM, yasal bir derneğe pasif üyelik ile örgütsel faaliyet arasında ayrım yapılmasını ister.
AİHM’nin Türkiye hakkındaki son yıllardaki genel çizgisi
AİHM, özellikle darbe girişimi sonrası açılan davalarda şu ilkeyi sık sık vurgulamıştır: Suçun şahsiliği gereğince, kişinin cezai sorumluluğu bireysel ve somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Yani banka hesabı, okul kaydı, gazete aboneliği ve dernek üyeliği gibi olguların tek başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Abdullah Tırpan dosyasına uygulanırsa
Kamuya açık haberlerde görülen kadarıyla Abdullah Tırpan hakkında zikredilen deliller arasında Bank Asya hesabı, bazı yayın abonelikleri, okul tercihleri ve çeşitli dernek/yardım bağlantıları bulunmaktadır.
Eğer dosyada sadece bunlar mevcut olsaydı, AİHM’in yerleşik yaklaşımı açısından bunların suçun ispatı bakımından ne derece yeterli olduğu ciddi bir tartışma konusu olurdu. Ancak gerekçeli kararın tamamını görmeden, dosyada tanık beyanları, haberleşme kayıtları, örgütsel görevler veya başka unsurlar bulunup bulunmadığı konusunda kesin hüküm vermek mümkün değildir.
Ama burada asıl konu, uluslararası savaş hukukuna bile aykırı bir biçimde, 78 yaşında, tek başına yaşamını sürdüremeyecek kadar hasta bir insanın bütün uyarı ve taleplere rağmen göz göre göre ölüme terk edilmesidir.
Tabii ki iş bununla da bitmiyor.
Türkiye’de hukuku silah olarak kullanan, sahte delillerle ve karalama kampanyalarıyla insanları mahkûm eden, cezaevlerinde onurlu subayların hastalıktan ölmelerine seyirci kalan, intihar etmelerini kayıtsızca izleyen savcı ve hâkimler yetiştirip Türk adalet mekanizmasını kirleten FETÖ’cüler, Türkiye bu günahla sizin sayenizde tanışmadı mı?
Zilzâl 99:7-8, Necm 53:39 ve Şûrâ 42:30’dan haberdar mısınız?
Ya da sekülerlerin dediği gibi, “Ne ekerseniz onu biçersiniz” özdeyişini hiç duymadınız mı?
Ne istediniz de verilmedi!
Bir özür bile dilemeyecek misiniz?
Yoksa siz de mi aldatıldınız?















































