Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BÜLENT TEZCAN DOSYASI: BİR SİYASİ KARİYERİN ETRAFINDA BİRİKEN SORULAR

Ergun Ok

Siyaset, yalnızca seçim kazanma ve milletvekili olma sanatı değildir.

Siyaset aynı zamanda kamu adına hesap verme sanatıdır.

Hele ki bir siyasetçi yıllarca parlamentoda bulunmuş, partisinin en üst karar mekanizmalarında görev yapmış, hukuk ve seçim politikalarının başında durmuş, parti sözcülüğü yapmış ve nihayetinde ülkenin en önemli siyasi projelerinden birinin koordinasyonunu üstlenmişse…

O kişinin özel hayatına ilişkin her ayrıntının kamuya mal edilmesi elbette doğru değildir.

Fakat kamu göreviyle, kamu kaynaklarıyla, belediyelerle, kamu kurumlarıyla ve siyasi nüfuzla kesişen her ilişki de kamuoyunun soru sorma hakkının dışına çıkarılamaz.

Bülent Tezcan’ın siyasi hayatına baktığımızda tam da böyle bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Ve bugün artık soru tek tek olaylardan ibaret değildir.

Soru, bütün bu olayların aynı siyasi çevrenin etrafında neden bu kadar yoğunlaştığıdır.

SIRADAN BİR AVUKATLIKTAN SİYASETİN MERKEZİNE

Bülent Tezcan, Samsun’un Havza ilçesinde doğdu.

Hukuk eğitiminin ardından 1990’da Kuşadası’na yerleşti ve avukatlık yapmaya başladı.

1999-2002 yılları arasında CHP Kuşadası İlçe Başkanlığı, 2003-2007 yılları arasında CHP Aydın İl Başkanlığı yaptı.

2011’den itibaren ise Aydın milletvekilliği başladı.

2011, 2015 Haziran, 2015 Kasım, 2018 ve 2023 seçimlerinde Aydın’dan milletvekili seçildi.

Beş dönem.

Üstelik yalnızca milletvekili olarak kalmadı.

CHP Genel Başkan Yardımcılığı yaptı.

Parti Sözcülüğü yaptı.

Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

TBMM’nin Anayasa ve Adalet komisyonlarında görev aldı.

2025-2026 döneminde ise Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin Genel Koordinatörlüğünü üstlendi. CHP’nin kendi yayınında da bu görev açık biçimde yer aldı.

Yani karşımızda siyasetin dışında kalmış sıradan bir hukukçu yoktur.

Karşımızda otuz yılı aşan siyasi geçmişi ve ciddi bir siyasi nüfuzu bulunan bir isim vardır.

Bu nedenle hakkında sorulan soruların da sıradan sorular olarak görülmemesi gerekir.

“HERKESİN ÇOCUĞU VAR” DENİLİYOR…

Son dönemde Tezcan ailesiyle ilgili eleştiriler üzerine “Herkesin çocuğu var” yaklaşımı öne çıkıyor.

Elbette herkesin çocuğu vardır.

Ancak mesele zaten çocuk sahibi olmak değildir.

Mesele şudur:

Herkesin çocuğu, bir milletvekilinin çocuğu olduğu için mi kamu görevine getiriliyor?

Hayır.

Bir insanın çocuğunun belediyede çalışması suç değildir.

Bir avukatın belediyeye hukuki hizmet vermesi de suç değildir.

Bir mimarın imar biriminde çalışması da tek başına suç değildir.

Bir kamu görevlisinin eşinin belediyede çalışması da tek başına suç değildir.

Fakat bütün bunlar aynı siyasi aktörün ailesi etrafında toplandığında, demokratik denetimin sorması gereken soru ortaya çıkar:

Bu görevler hangi objektif kriterlerle verilmiştir?

Kamuya açık sınav, liyakat ve işe alım süreçleri nedir?

Hangi tarihte kim tarafından atanmışlardır?

Görev tanımları nelerdir?

Ücretleri ne kadardır?

Kamuya ait veya belediye şirketlerine ait hangi sözleşmelerden ne kadar gelir elde edilmiştir?

Bunların tamamı belgelerle açıklanabilir.

Açıklanmalıdır da.

Çünkü mesele “çocukların çalışması” değil.

Mesele, kamu gücü ile aile ilişkileri arasındaki sınırın nerede çizildiğidir.

KUŞADASI’NDA TEZCAN AİLESİ TARTIŞMASI

Kuşadası Belediyesi bu tartışmanın merkezindeki yerlerden biri haline geldi.

Çeşitli yayınlarda Bülent Tezcan’ın kızı Öykü Tezcan’ın Kuşadası Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde görev yaptığı, kızı Ezgi Tezcan Yaşar ile damadı Umut Yaşar’ın belediye ve belediye şirketleriyle hukuki ilişkilerinin bulunduğu, bazı akrabalarının da belediyenin çeşitli birimlerinde görev yaptığı ileri sürüldü.

Bu iddialar yalnızca tek bir yayın organında yer almadı.

Yeni Şafak, Kuşadası Belediyesi’ni “Tezcan Belediyesi” olarak nitelendiren iddialara yer verirken, Tezcan’ın çeşitli yakınlarının belediyede görev yaptığını ileri sürdü.

Aydınlık’ta yayımlanan bir haberde de “Tezcan ailesi” adı altında bir görev şeması yayımlandı. Bu şemada eş, çocuklar, yeğenler ve damadın belediye veya belediye şirketleriyle ilişkilerine dair iddialar yer aldı. Ancak bunların önemli bölümü iddia niteliğindedir ve ilgili kişilerin cevaplarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Burada akademik bir bakışın gerektirdiği şeyi yapalım:

İddiayı hükme dönüştürmeyelim.

Ama iddia var diye soruyu da ortadan kaldırmayalım.

Belgeleri isteyelim.

Çünkü gerçek, belgeden korkmaz.

ÇANKAYA’DAKİ EŞ MESELESİ

Aynı tartışmanın Ankara ayağında da Tezcan’ın eşi Süheyla Demir Tezcan’ın Çankaya Belediyesi’nde görev yaptığı yönündeki iddialar gündeme geldi.

Bazı yayınlarda bu görevlendirmenin niteliği ve çalışma koşulları hakkında daha ağır iddialar ileri sürüldü.

Fakat burada da aynı ölçüyü uygulamak gerekir.

“İşe gitmeden maaş aldı” gibi ağır bir iddia, resmi devam çizelgesi, bordro, soruşturma raporu veya başka birincil belge ortaya konulmadan kesin gerçek gibi yazılamaz.

Ama kamuoyunun şu soruyu sorma hakkı vardır:

Atama nasıl gerçekleşti?

Görev süresi boyunca fiili çalışma durumu nedir?

Kamu kaynağından yapılan ödemelerin karşılığı nedir?

Bu soruların cevabı verilirse tartışma biter.

Verilmezse tartışma büyür.

VE ŞİMDİ 500 BİN STERLİNLİK SORU

Dosyanın belki de en dikkat çekici noktası burasıdır.

10 Ağustos 2026 tarihli Yeni Asır haberinde, Kuşadası Belediyesi soruşturması kapsamında Bülent Tezcan’ın kızı Ezgi Tezcan Yaşar ile damadı Umut Yaşar’ın hukuk bürosunda yapılan aramada, Londra’da 500 bin sterline satın alındığı ileri sürülen bir konuta ilişkin satış sözleşmesinin bulunduğu bildirildi.

Haberde, söz konusu taşınmazın edinilme sürecinin ve kaynağının soruşturma kapsamında incelendiği belirtildi.

İşte burada artık siyasal polemiğin ötesine geçiyoruz.

Çünkü 500 bin sterlin, sıradan bir rakam değildir.

Ancak hemen bir uyarı:

Bir satış sözleşmesinin bulunması, tek başına taşınmazın kesin olarak hangi parayla alındığını kanıtlamaz.

Bu nedenle gazetecinin sorusu şu olmalıdır:

Taşınmaz gerçekten satın alındı mı?

Tapu kimin adına?

Ödeme hangi hesaptan yapıldı?

Bedel hangi tarihlerde ödendi?

Kredi kullanıldı mı?

Kredi kullanıldıysa hangi banka tarafından verildi?

Gelirin kaynağı nedir?

Bu para ile aile bireylerinin mesleki gelirleri arasında nasıl bir ilişki vardır?

İşte bunlar cevaplandığında kamuoyu gerçek tabloyu görebilir.

Bugün için bildiğimiz şey ise şudur:

Basına yansıyan haberlere göre, hukuk bürosunda yapılan aramada 500 bin sterlinlik Londra konutuna ilişkin bir satış sözleşmesi bulunduğu bildirilmektedir.

Bundan sonrası belge ve soruşturma konusudur.

ÇOCUKLARI NEDEN DÖNMÜYOR?

7 Ağustos’ta Kuşadası Belediyesi soruşturması kapsamında 21 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Bu isimler arasında Bülent Tezcan’ın kızı Ezgi Tezcan Yaşar ile damadı Umut Yaşar da bulunuyordu.

Çiftin yurt dışında olduğu bildirildi.

Tezcan, aynı gün yaptığı açıklamada çocuklarının bir süredir yurt dışında olduğunu, “en kısa sürede” Türkiye’ye döneceklerini söyledi.

Fakat 13 Eylül’de yayımlanan haberde, aradan bir aydan fazla süre geçmesine rağmen çiftin Türkiye’ye dönmediği bildirildi.

Burada da hüküm vermeyelim.

Ancak soru soralım:

En kısa süre ne kadar sürer?

Bir milletvekili, hakkında gözaltı kararı bulunan çocuklarının suçsuz olduğuna inanıyorsa, onların adli makamlara gidip ifadelerini vermeleri neden gerçekleşmemiştir?

Bunun hukuki gerekçesi nedir?

Kamuoyu bunu bilmek ister.

Daha sonra çiftin mal varlıkları hakkında tedbir uygulandığı da çeşitli yayınlarda yer aldı.

Bu gelişmeler, Londra’daki taşınmaz iddiasını daha da önemli hale getiriyor.

Fakat yine aynı noktaya dönüyoruz:

Belge.

Para hareketi.

Tapu.

Vergi.

Gelir.

Bunlar açıklanırsa tartışma aydınlanır.

“BENİM ÇOCUKLARIM DA ÇALIŞIYOR” DEMEK YETERLİ Mİ?

Hayır.

Çünkü demokratik toplumlarda mesele, çocukların çalışıp çalışmaması değildir.

Mesele, fırsatların eşit olup olmadığıdır.

Aydın’da yüz binlerce ailenin çocuğu üniversite bitiriyor.

Avukat oluyor.

Mimar oluyor.

Mühendis oluyor.

Kamu sınavlarına giriyor.

Belediyelerde iş arıyor.

Özel sektörde iş arıyor.

Peki onların çocukları aynı siyasi bağlantılara sahip olmadan aynı imkânlara erişebiliyor mu?

İşte asıl soru budur.

Bunu sormak kimsenin çocuğuna düşmanlık değildir.

Tam tersine, liyakat ilkesini savunmaktır.

KUŞADASI SORUŞTURMASI VE TEZCAN’IN YAKIN ÇEVRESİ

7 Ağustos’taki operasyonda 21 kişi hakkında gözaltı kararı verilmesi ve bunlardan 15’inin yakalanması, soruşturmanın kapsamını ortaya koyuyor.

Soruşturmanın tanık beyanları, etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeler, HTS kayıtları ve MASAK raporları üzerinden yürütüldüğü bildirildi.

Tezcan’ın kızı ve damadı da bu soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen isimler arasında yer aldı.

Burada yine hukuk devreye giriyor:

Gözaltı kararı suçluluk değildir.

Soruşturma, mahkûmiyet değildir.

İddia, hüküm değildir.

Ama soruşturma da yokmuş gibi davranılamaz.

Hele ki soruşturmanın içinde bir milletvekilinin birinci derece yakınları bulunuyorsa…

Kamuoyu daha fazla açıklama istemekte haklıdır.

TEZCAN’IN KENDİ AÇIKLAMALARI DA DOSYANIN PARÇASIDIR

Tezcan, operasyon sonrasında çocuklarının yurt dışında olduğunu kabul etti.

Ancak onların suçsuz olduğunu savundu ve siyasi bir hedef gösterme yapıldığını ileri sürdü.

Yeni Parti Aydın İl Başkanı Hikmet Saatçı da operasyonu “siyasi operasyonların yeni bir halkası” olarak nitelendirdi ve Tezcan ailesinin hedef alındığını savundu.

Bu açıklamalar da elbette dosyanın bir parçasıdır.

Çünkü iyi gazetecilik yalnızca suçlayanın değil, suçlanan kişinin sözlerini de kayda geçirir.

Fakat savunmanın varlığı, soruyu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine…

Savunmanın belgelerle desteklenmesi gerekir.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAY OFİSİ

Bülent Tezcan’ın siyasi kariyerindeki son büyük görevlerden biri de Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecindeki Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin koordinatörlüğüydü.

Tezcan bu ofisin Genel Koordinatörü olarak görev yaptı.

Ofis, politika kurulları ve gönüllü yapılanmalarıyla ciddi bir siyasi organizasyon olarak tarif edildi.

Burada da kamuoyunun cevap beklediği bir başka başlık var:

Bu yapının mali kaynakları neydi?

Bağışlar nasıl toplandı?

Kimler bağış yaptı?

Hangi hesaplarda toplandı?

Harcamalar nasıl yapıldı?

Ofisin kapanması veya faaliyet biçiminin değişmesi sonrasında mali hesaplar kamuoyuna açıklandı mı?

Bu soruların cevaplarını ben bugün itibarıyla kesin biçimde ortaya koyacak yeterli birincil belgeye ulaşmış değilim.

O halde gazetecilik şunu yapmalıdır:

İddia etmeye değil, açıklamaya çağırmalıdır.

MALİ DURUM MESELESİ

Ve belki de dosyanın en önemli fakat en az konuşulan tarafı budur.

Bir insanın zenginleşmesi suç değildir.

Bir avukatın yüksek gelir elde etmesi suç değildir.

Bir siyasetçinin ailesinin ekonomik olarak başarılı olması da suç değildir.

Fakat kamu görevi yapan veya kamu gücü kullanan bir kişinin ve yakın çevresinin kamu görevleriyle bağlantılı ekonomik ilişkileri, doğal olarak kamu denetiminin konusudur.

Dolayısıyla yapılması gereken “Bülent Tezcan’ın malı ne kadar?” diye magazinleştirmek değildir.

Asıl soru şudur:

Kamu görevleri boyunca elde edilen gelirler ile bugün kamuoyuna yansıyan ekonomik varlıklar arasında açıklanabilir, belgelenebilir ve hukuka uygun bir ilişki var mıdır?

Bunu belirleyecek olan dedikodu değildir.

Mali kayıtlar, tapular, banka hareketleri, vergi kayıtları ve resmi soruşturma belgeleridir.

İşte ben bu belgelerin açıklanmasını istiyorum.

2016’DAN 2026’YA…

Bülent Tezcan’ın hayatındaki bir başka çarpıcı olay da 2016 yılında yaşandı.

Tezcan, Aydın’da silahlı saldırıya uğradı ve bacağından yaralandı.

Saldırının faili olarak Alparslan Sargın hakkında dava açıldığı kamuoyuna yansıdı.

Aradan yaklaşık on yıl geçti.

Ve 2 Ekim 2026’da Alparslan Sargın’ın Aydın Efeler’deki evinde ölü bulunduğu bildirildi.

Burada da çok dikkatli olmak zorundayız.

Bazı haberlerde Sargın’ın silahla başından vurulmuş halde bulunduğu ve olayın intihar şüphesiyle soruşturulduğu yazıldı.

Fakat kesin ölüm nedeninin adli inceleme ve otopsi sonucuyla ortaya konulması gerekir.

Daha da önemlisi:

Sargın’ın ölümü ile Bülent Tezcan arasında bugün itibarıyla kurulmuş resmi bir bağlantı olduğuna dair elimizde belge yoktur.

Dolayısıyla bu ölümü Tezcan’a bağlamak gazetecilik değil, spekülasyon olur.

Bizim işimiz spekülasyon yapmak değil.

Soruyu doğru yere koymaktır.

2016’da Tezcan’ı vuran kişi, 2026’da evinde ölü bulundu.

Bundan sonrası soruşturmanın işidir.

ASIL MESELE: BİR KİŞİ DEĞİL, SİYASİ KÜLTÜR

Bülent Tezcan meselesini yalnızca bir siyasetçinin kişisel dosyası olarak okumak eksik olur.

Çünkü burada Türkiye siyasetinin çok daha büyük bir hastalığı tartışılıyor:

Siyasi güç ile aile çevresi arasındaki sınır.

Kamu görevi ile özel çıkar arasındaki sınır.

Liyakat ile siyasi yakınlık arasındaki sınır.

Siyasi bağış ile kamu kaynakları arasındaki sınır.

Avukatlık faaliyeti ile siyasi nüfuz arasındaki sınır.

Ve nihayet…

Siyasetçinin hesap verme yükümlülüğü.

Bülent Tezcan’ın beş dönem milletvekilliği yapması ona dokunulmaz bir siyasi alan sağlamaz.

Tam tersine, uzun süre kamu görevi yapan kişinin kamuya karşı sorumluluğunu artırır.

Çünkü uzun siyasi kariyer, daha fazla güç demektir.

Daha fazla güç ise daha fazla denetim gerektirir.

Ben Bülent Tezcan’ın suçlu olduğunu söylemiyorum.

Bunu söylemek benim görevim de değil.

Mahkeme karar verir.

Savcılık soruşturur.

Mali makamlar inceler.

Belgeler konuşur.

Benim görevim soru sormaktır.

Ve bugün sorulması gereken sorular vardır:

Kuşadası Belediyesi’ndeki aile bağlantıları nasıl oluştu?

Bu görevlendirmelerin hukuki ve idari dayanağı nedir?

Belediye ve şirketlerinden aile bireylerine yapılan ödemelerin toplamı nedir?

Londra’daki 500 bin sterlinlik konut sözleşmesinin hukuki ve mali gerçekliği nedir?

Taşınmazın gerçek sahibi kimdir?

Ödeme hangi kaynaktan yapılmıştır?

Bu ekonomik kaynaklar nasıl elde edilmiştir?

Kızı ve damadı neden Türkiye’ye dönmemiştir?

Hakkındaki soruşturmanın sonucu nedir?

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin gelir-gider tablosu kamuoyuna açıklanacak mıdır?

Ve belki de hepsinden önemlisi:

Bülent Tezcan, yıllardır kullandığı siyasi gücün etrafında biriken bütün bu sorulara neden tek tek, belge belge cevap vermesin?

İşte o zaman mesele kapanır.

Eğer iddialar yanlışsa…

Belgelerle çürütülür.

Eğer doğruysa…

Hukuk gereğini yapar.

Bundan daha demokratik, bundan daha akademik, bundan daha gazeteci bir yöntem olabilir mi?

Benim tarafım belli:

Ne Bülent Tezcan’ın tarafındayım, ne ona karşı olanların.

Ben kamusal gerçeğin, hukukun ve halkın bilgi edinme hakkının tarafındayım.

Çünkü siyasette dokunulmaz insan yoktur.

Sadece cevap vermesi gereken insanlar vardır.

Ergun Ok