Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Gazetecilik Bir Etiket Değil, Topluma Karşı Taşınan Bir Sorumluluktur

Dr. Süleyman Basa’dan medyanın geleceğine güçlü çağrı: “Önce gazetecinin kim olduğunu tarif etmeliyiz”

Haber: Egeden Medya Haber

Gazetecilik…

Kimi zaman bir kalemin ucunda, kimi zaman bir kameranın objektifinde, kimi zaman da bir mikrofonun ardında hayat bulan; ancak özünde toplum adına gerçeğin peşine düşme sorumluluğunu taşıyan bir meslek.

Peki, bugün Türkiye’de “gazeteci” dediğimizde kimi tarif ediyoruz?

İşte tam da bu sorunun üzerine dikkat çeken bir söz bıraktı Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Genel Başkanı Dr. Süleyman Basa.

BRTV ekranlarında katıldığı programda Türkiye’de medya sektörünün bugününü ve yarınını değerlendiren Basa, yıllardır tartışılan ancak bir türlü ortak bir zemine oturtulamayan gazetecilik tanımına ilişkin önemli bir noktaya işaret etti.

Basa’nın yaklaşımı aslında oldukça net:

Gazetecinin kim olmadığını anlatmaya çalışmak yerine, önce gazetecinin kim olduğunu tarif etmek gerekiyor.

Çünkü bir mesleğin sınırları belli değilse, o mesleğin itibarı, hakları, sorumlulukları ve geleceği konusunda sağlıklı bir yapı kurmak da kolay değil.

“Gazeteci kimdir?” sorusu artık ertelenmemeli

Türkiye’de gazetecilik uzun yıllardır farklı mevzuatlar, uygulamalar ve mesleki tanımlar üzerinden tartışılıyor.

Ancak Dr. Süleyman Basa, tartışmanın merkezine daha temel bir soru koyuyor:

“Gazeteci kimdir?”

Bu sorunun açık, anlaşılır ve ortak bir hukuki zeminde yanıtlanması gerektiğini savunan Basa, gazetecilik mesleğinin kimleri kapsadığının netleştirilmesinin yalnızca gazeteciler açısından değil, medya sektörünün tamamı açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Zira bugün medya artık yalnızca gazete sayfalarından ibaret değil.

İnternet haberciliği, televizyon, radyo, dijital yayıncılık ve yeni medya alanları aynı büyük iletişim ekosisteminin parçaları haline gelmiş durumda.

Dolayısıyla değişen medya dünyasında eski kalıplarla yeni gerçekliği tarif etmeye çalışmak, beraberinde yeni sorunları da getiriyor.

Dr. Basa’nın çağrısı tam da burada anlam kazanıyor:

Önce mesleğin adını, sınırını ve sorumluluğunu doğru tarif etmek… Sonra geleceği bunun üzerine inşa etmek.

Medya birbirine sırtını değil, omuz vermeli

Dr. Süleyman Basa’nın BRTV ekranlarında dikkat çektiği bir diğer başlık ise medya sektörünün birlik meselesi oldu.

Türkiye’nin medya haritasının yalnızca büyük şehirlerden ibaret olmadığını hatırlatan Basa, Anadolu medyasının yaşadığı sorunların sahada görülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Çünkü Anadolu’da bir haber bazen bir gazetenin manşetinden çok daha fazlasıdır.

Bir ilçenin sesidir.

Bir esnafın derdidir.

Bir köyün unutulmaması için yakılan küçük bir ışıktır.

Bir kentin hafızasıdır.

Bu nedenle yerel medyanın güçlü olması, yalnızca medya sektörünün değil, toplumsal hayatın da güçlü olması anlamına geliyor.

Basa’nın “Medya birleşirse Türkiye güçlenir” sözü de bu açıdan yalnızca bir slogan değil; farklı medya mecralarının, farklı yayın kuruluşlarının ve farklı bölgelerde görev yapan gazetecilerin ortak bir gelecek etrafında buluşması gerektiğine yönelik güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.

Medyanın direksiyonunda yalnızca sermaye olmamalı

Programda medya kuruluşlarının sermaye yapısındaki değişimlere de değinen Dr. Basa, gazetecilikle doğrudan ilgisi bulunmayan sermaye gruplarının medyayı bir güç aracına dönüştürmesinin beraberinde ciddi riskler taşıyabileceğine işaret etti.

Çünkü medya, sıradan bir ticari alan değildir.

Bir medya kuruluşunun elindeki en büyük güç, sahip olduğu bina, kamera ya da teknoloji değil; toplumun ona duyduğu güvendir.

O güven kaybolduğunda en büyük ekran bile küçülür.

En güçlü manşet bile etkisini yitirir.

Gazeteciliğin temelinde ise bu güveni korumak, kamu yararını gözetmek ve gerçeğin peşinden gitmek vardır.

Dijital dünya değişti, radyo ve televizyon yeniden yükseliyor

Teknolojinin gazeteciliği baştan aşağı değiştirdiği bir dönemdeyiz.

Haber artık sabah gazetesinin sayfasını beklemiyor.

Bir telefon ekranına düşüyor, saniyeler içinde milyonlara ulaşabiliyor.

Ancak bu hızlı dönüşüm, geleneksel medyanın tamamen geride kaldığı anlamına gelmiyor.

Dr. Süleyman Basa da özellikle televizyon ve radyonun hâlâ güçlü bir karşılığı bulunduğuna dikkat çekiyor.

Televizyonların izlenme, radyoların ise dinlenme oranlarındaki hareketliliğe işaret eden Basa, özellikle günlük yaşamın önemli bir bölümünün trafikte geçirilmesinin radyo yayıncılığına yeniden önemli bir alan açtığını belirtiyor.

Yani teknoloji değişiyor, alışkanlıklar dönüşüyor; fakat insanın haber alma ve dünyayla bağ kurma ihtiyacı değişmiyor.

Yerel medya yaşarsa, toplumun hafızası da yaşar

Dr. Basa’nın dikkat çektiği bir başka konu ise medya kuruluşlarının ekonomik olarak ayakta kalabilmesi.

Bu noktada Basın İlan Kurumu’nun desteklerinin yalnızca gazetelerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Basa, televizyon ve radyoların da destek mekanizmalarından yararlanmasının önemine dikkat çekiyor.

Çünkü ekonomik olarak nefes alamayan bir medya kuruluşundan uzun soluklu, nitelikli ve bağımsız yayıncılık beklemek kolay değil.

Özellikle Anadolu medyası açısından mesele daha da büyük.

Bir yerel yayın kuruluşunun kapanması, yalnızca bir işletmenin kapanması değildir.

Bazen bir şehrin hafızası susar.

Bir mahallenin sesi kaybolur.

Yıllarca biriktirilmiş yerel arşivler, hikâyeler ve tanıklıklar sessizliğe gömülür.

Bu nedenle medya ekonomisi aynı zamanda toplumsal hafızanın korunması meselesidir.

Söylenecek sözün özü

Dr. Süleyman Basa’nın BRTV ekranlarında ortaya koyduğu tablo, aslında Türk medyasının bugün karşı karşıya bulunduğu temel soruların bir özeti niteliğinde.

Gazeteci kimdir?

Medya kimin için vardır?

Sermaye ile gazetecilik arasındaki sınır nerede başlamalı, nerede bitmelidir?

Anadolu medyası nasıl ayakta kalmalıdır?

Ve en önemlisi…

Türkiye’nin medya geleceğini nasıl birlikte kuracağız?

Bu soruların cevabı yalnızca kanunlarda değil, sektörün kendi iradesinde de aranmalı.

Çünkü gazetecilik yalnızca haber vermek değildir.

Gerçeğin peşinden gitmektir.

Toplumun görmediğini göstermek, duymadığını duyurmak ve unutmak üzere olduğu şeyi yeniden hatırlatmaktır.

Tam da bu nedenle Dr. Süleyman Basa’nın “Gazetecinin kim olduğunu tarif etmeden ilerleyemeyiz” yaklaşımı, bugün medyanın üzerine yeniden düşünülmesi gereken en temel meselelerden birini ortaya koyuyor.

Çünkü gazeteciliğin geleceğini konuşmadan önce, gazeteciliğin kendisini doğru tarif etmek gerekiyor.

Ve belki de bütün tartışmanın başlangıç noktası tek bir cümlede saklı:

Gazeteci kimdir?