GEORGE SOROS YİNE HAKLI ÇIKTI: TÜRK ORDUSU YİNE, YENİDEN YEMEN ÇÖLLERİNDE Mİ?

Em. Dz. Alb. Temel Ersoy Yazdı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD merkezli Newsweek dergisine verdiği kapsamlı röportajda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. Anlaşmanın detaylarını paylaşan Erdoğan, olası bir tehdit durumunda ileri askerî desteğin gündeme gelebileceğini vurguladı.
Erdoğan, anlaşmanın Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayandığını belirterek taraf ülkelerden birine yapılacak silahlı bir saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını vurguladı. Olası bir tehdit durumunda askerî müdahalenin ve desteğin kapsamına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askerî destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askerî mekanizmalar dayanışma yoluyla karar verir.”
Ve evet, George Soros bir kez daha haklı çıktı. Ne demişti Soros? “Türkiye’nin en önemli ihraç malı ordusudur!” Gerçekten de öyleymiş.

Türk ordusu şu anda Suudi Arabistan’a konuşlanmış bir birlik göndermedi; ancak 2026’da imzalanan Mekke Savunma Anlaşması nedeniyle Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlü savunma iş birliği çerçevesinde askerî heyetler ve komuta kademesi Suudi Arabistan’a gidiyor. Ortak tatbikat ve konuşlanma ihtimali ise artık resmî bir çerçeveye kavuşmuş durumda.
Kaynaklara göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu geçtiğimiz günlerde Riyad’a giderek Mekke Savunma İttifakı’nın Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısına katıldı.
Bu ziyaret, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a askerî ve siyasi destek verdiğini ve üçlü savunma mimarisinin fiilen işletilmeye başladığını gösteriyor.

Türk ordusu Suudi Arabistan’a gidecek mi? (Birlik sevkiyatı ihtimali)
2026 Ağustos’unda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması; ortak savunma, askerî eğitim, personel değişimi, ortak tatbikatlar, savunma sanayisi projeleri ve gerekirse ortak savunma mekanizmasının işletilmesi gibi maddeleri içeriyor.
Bu çerçeve, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ileride Suudi Arabistan’da ortak tatbikat, eğitim veya geçici konuşlanma kapsamında bulunabileceği anlamına geliyor. Henüz kamuya açıklanmış bir Türk birliği sevkiyatı yok; fakat anlaşmanın doğası gereği ve Cumhurbaşkanı’nın son açıklamaları bağlamında bu ihtimal artık resmî ve hukuki olarak mümkün.
Neden böyle bir ittifak kuruldu?
Kaynaklar üç temel motivasyon gösteriyor:
- Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze ve İHA saldırıları: Suudi Arabistan’ın savunma yükü artıyor.
- Kızıldeniz-Babülmendep hattında artan deniz tehditleri: Türkiye’nin deniz güvenliği tecrübesi kritik.
- ABD-İsrail-İran gerilimi sonrası bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesi: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan üçlü bir savunma ekseni kuruyor.
Türk ordusu şu anda Suudi Arabistan’da konuşlanmış bir muharip birlik bulundurmuyor. Ancak TSK’nın komuta kademesi ve bakanlık düzeyinde Suudi Arabistan’a gidildi. 2026 Mekke Savunma Anlaşması, gelecekte TSK’nın tatbikat, eğitim veya ortak savunma kapsamında Suudi Arabistan’a birlik göndermesinin önünü açıyor. Cumhurbaşkanı da son açıklamasıyla Türk askerinin Suudi Arabistan’a gönderileceğini teyit etti.

Şimdi gelin Mekke Savunma İttifakı’nın jeopolitik analizini yapalım
Mekke Savunma İttifakı’nı sadece bir askerî anlaşma olarak görmek yetersiz olur. Eğer son açıklamaların işaret ettiği çerçeve kalıcı hâle gelirse bu yapı, Ortadoğu’nun güvenlik mimarisinde son 50 yılın en önemli dönüşümlerinden biri olabilir. Açıklamalara göre Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kolektif savunma mekanizmasının uygulanması ve belirli askerî unsurların Suudi Arabistan’a konuşlandırılması kararlaştırılmıştır.
Büyük resim: Neden ortaya çıktı?
Soğuk Savaş boyunca Körfez’in güvenliği büyük ölçüde ABD tarafından sağlandı. Model şu şekildeydi: Petrol, Batı ekonomisi için yaşamsal önemdeydi; güvenlik ABD askerî şemsiyesiyle sağlanıyordu ve Körfez monarşileri Amerikan koruması altındaydı.
Fakat son yıllarda üç gelişme yaşandı:
- ABD’nin Ortadoğu’dan kısmi çekilme eğilimi.
- İran ekseni ve vekil güçlerin yükselişi.
- Çin ve Rusya’nın bölgeye nüfuzu.
Bu nedenle bölgedeki devletler şu soruyu sormaya başladı: “Amerika her durumda bizi koruyacak mı?”
Mekke İttifakı aslında bu soruya verilmiş bölgesel bir cevaptır.
Türkiye neden merkezde?
İttifak içerisinde ekonomik güç Suudi Arabistan’da, nüfus ve asker sayısı Pakistan’da, teknolojik ve operasyonel kapasite ise büyük ölçüde Türkiye’dedir. Türkiye; NATO tecrübesine sahip, büyük savunma sanayisi bulunan, SİHA üreten, füze savunması geliştiren ve denizaşırı üs işletme deneyimi bulunan tek bölgesel aktördür.
Bu nedenle Türkiye, ittifakın “askerî beyni”, operasyonel merkezi ve teknoloji sağlayıcısı durumuna gelebilir.
Pakistan neden dâhil?
Pakistan’ın önemi iki sebepten gelir: Birincisi askerî kütle (600 binden fazla aktif personel), ikincisi ve daha önemlisi nükleer güç (Pakistan, İslam dünyasının tek nükleer devletidir).
Bu nedenle herhangi bir rakip, sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda dolaylı olarak Pakistan’ın caydırıcılığını da hesaba katmak zorunda kalacaktır.
Burada özellikle İran açısından yeni bir stratejik denklem oluşuyor.
İran açısından anlamı
İran yıllardır Hizbullah, Husiler, Iraklı Şii milisler ve çeşitli bölgesel ortaklardan oluşan “direniş ekseni” üzerinden güç yansıtıyordu. Son açıklamalarda özellikle Husi saldırılarının arka plan olarak öne çıkması dikkat çekiyor.
İran açısından Mekke İttifakı şu anlama gelir:
“Körfez artık sadece Suudi Arabistan tarafından değil, Türkiye ve Pakistan’ın da dâhil olduğu bir güvenlik ağı tarafından korunabilir.”
Bu da İran’ın harekât maliyetini yükseltir.
İsrail açısından
İsrail için durum daha karmaşıktır. Bugün İsrail’in en büyük avantajlarından biri, bölgedeki Arap devletlerinin parçalı olmasıdır. Eğer Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan uzun vadeli askerî koordinasyona giderse Ortadoğu’da ilk defa yüksek nüfuslu, yüksek teknoloji sahibi ve yüksek finansmanlı bir blok ortaya çıkabilir.
Bu blok doğrudan İsrail karşıtı olmak zorunda değildir. Fakat İsrailli stratejistler açısından yeni bir “güç merkezi” oluşması anlamına gelir.
ABD açısından
Asıl ilginç boyut burada. Washington muhtemelen bu yapıya iki farklı gözle bakacaktır:
Olumlu bakış: ABD üzerindeki yük azalır. Körfez güvenliğinin bir kısmı bölgesel devletlere devredilir.
Olumsuz bakış: Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ekseni zamanla bağımsız hareket etmeye başlayabilir. Bu da dolar sistemi, silah pazarı ve bölgesel diplomasi üzerindeki Amerikan etkisini azaltabilir.
Bu nedenle ABD’nin tavrı muhtemelen “İttifakı destekle ama tamamen bağımsız hâle gelmesine izin verme.” şeklinde olacaktır.
Askerî açıdan en kritik sonuç
İttifakın gerçek gücü asker sayısından değil, entegrasyondan gelir. Eğer ortak hava savunması, ortak radar ağı, ortak istihbarat, müşterek tatbikatlar ve ortak komuta sistemi kurulursa ortaya NATO benzeri bölgesel bir yapı çıkabilir.
Bugün Husilerin birkaç yüz bin dolarlık mühimmatla milyarlarca dolarlık tesisleri tehdit edebilmesinin sebebi parçalı savunma yapılarıdır.
Birleşik savunma ağı bu denklemi değiştirebilir.
Türkiye için riskler
Her fırsat aynı zamanda risktir. Türkiye açısından üç tehlike var:
1. Yemenleşme riski: Türkiye doğrudan Yemen krizinin tarafı gibi algılanabilir.
2. İran ile gerilim: Tahran bunu çevreleme hamlesi olarak görebilir. Tahran’a uçuşların iptal edilmesi, İran ulusal bankalarından birinin Türkiye’deki faaliyetinin durdurulması bunun işaretleri olarak algılanacaktır.
3. Aşırı askerî yük: Türkiye aynı anda Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya ve Körfez ile ilgilenmek zorunda kalabilir. Bu, sürdürülebilirlik sorunu yaratabilir.
Jeopolitik olarak Mekke Savunma İttifakı’nın özü şudur:
“Bu sadece Türkiye’nin Suudi Arabistan’a asker göndermesi meselesi değildir. Bu girişim başarılı olursa Ortadoğu’da ilk kez Türk askerî kapasitesi, Suudi finans gücü ve Pakistan’ın insan gücü ve nükleer caydırıcılığı aynı güvenlik mimarisi içinde birleşebilir. Son açıklamalarda kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması ve askerî unsurların Suudi Arabistan’a konuşlandırılması yönünde karar alınması, bunun yalnızca diplomatik bir forum değil, fiilî bir güvenlik yapısına dönüşme potansiyeli taşıdığını gösteriyor.”
Tarihsel ölçekte bakarsak bu oluşumun başarısı hâlinde Ortadoğu’da Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere arasında kurulan, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’daki etkisini sınırlamayı amaçlayan 1955 tarihli bölgesel savunma iş birliği antlaşması olan Bağdat Paktı’ndan beri görülen en önemli bölgesel savunma düzenlemelerinden biri hâline gelmesi mümkündür.















































