SAMOS VE AŞK
Dağlar, insanlar, ölüm yorulduysa
en güzel şiir barıştır.
Yaşar Kemal
Bir ada, biraz huzur, biraz tarih ve sınırları aşan bir sevgi…

Samos gezisinden sonra, daha önce kaleme aldığım yazılara benzer bir yazı yazmayınca Genel Yayın Yönetmenimiz Ekrem Örsoğlu’ndan tatlı bir uyarı aldım. “Samos ve Aşk yazısı niye yazmadın?” diye sordu. Haklıydı. Daha önceki gezilerimden sonra yazdıklarıma bakılırsa, Samos dönüşünde de birkaç satır karalamam gerekiyordu. Ben de hem bu güzel yolculuğu anlatmak hem de bir adaya sığan huzuru, dostluğu ve sevgiyi paylaşmak istedim.
Yunanistan’ın adalarına ve anakarasındaki pek çok kentine defalarca gittik. Her gidişimizde başka bir güzellik keşfettik, başka bir hikâyeye tanıklık ettik.
Bundan sonra da gitmeye, gezmeye ve gördüklerimi yazmaya devam edeceğimi düşünüyorum. Çünkü seyahat etmek yalnızca yeni yerler görmek değildir; bazen insanın kendine dönmesi, bazen önyargılarını geride bırakması, bazen de hayatın telaşından uzaklaşıp nefes almasıdır.
Son günlerde Yunan adalarına gidenleri hedef alan bir güruh türedi. Kimi adalara giden memurların maaşlarına zam yapılmaması gerektiğini söylüyor, kimi insanların takip edildiğini ve yakında hapse atılacağını iddia ediyor. Hatta işi, Yunanistan’ın savaş uçağı alımına yardım edildiği gibi akıl dışı söylemlere kadar vardıranlar var. Onlar için hayatın merkezinde savaş, düşmanlık ve ayrıştırma var. Her yolculukta bir tehdit, her dostlukta bir ihanet arıyorlar.
Oysa insanın başka bir ülkeye gitmesi, o ülkenin insanlarıyla sohbet etmesi, yemeklerini tatması ve sokaklarında dolaşması, düşmanlıkları ortadan kaldırmanın en güzel yollarından biridir. Bir ülkenin yönetimiyle o ülkede yaşayan insanları birbirinden ayırabilmek gerekir. Bizim kimseye düşmanlığımız yok; bundan sonra da olmasını istemeyiz. Çünkü barış, yalnızca salonlarda yapılan konuşmalarla değil, insanların birbirine uzattığı küçük dostluk elleriyle de büyür.
Eşimle birlikte 3-4 Ekim tarihlerinde bir kez daha Samos’un yolunu tuttuk. Daha önce birkaç kez ziyaret ettiğimiz bu güzel ada, her defasında bizi kendine çekmeyi başardı. İnsan bazı yerlere yalnızca görmek için gitmez; kendini iyi hissettiği, huzur bulduğu ve güzel anılar biriktirdiği için de döner. Samos bizim için biraz da böyle bir yer. Sanırım bundan sonra diğer Yunan adalarını da keşfetmeye devam edeceğiz.
Yolculuğumuz başladığında hava oldukça güzeldi. Feribotun sakin yolculuğu, denizin maviliği (eşimin deniz yolculuğunda kuşku duymasına katılmasam da) ve insanın içine işleyen o tanıdık Ege havası, daha adaya varmadan bizi tatil havasına soktu. Denizin iki yakasında yaşayan insanların aslında ne kadar birbirine benzediğini düşündüm. Aynı güneşe uyanıyor, aynı denize bakıyor, aynı sofralarda sevdiklerimizle bir araya geliyor, benzer sevinçler ve benzer kaygılar taşıyoruz. Aramızdaki sınırlar haritalarda belirgin olabilir ama hayatın içinde her zaman o kadar keskin değil.
Adanın merkezindeki otelimize yerleştikten sonra kiraladığımız araçla yeni yerler keşfetmek üzere yola çıktık. Daha önce birkaç kez gelmiş olmamıza rağmen bu defa görmediğimiz yerleri ziyaret etmeye özellikle dikkat ettik. Çünkü bir yere tekrar gitmek, aynı şeyleri yeniden görmekten ibaret değildir. Bazen aynı adada bambaşka bir hikâye saklıdır.
İlk durağımız, dağların arasında sessizliğini koruyan Paleokastro köyü oldu. Kalabalığın, gürültünün ve günlük hayatın telaşının uzağındaki bu küçük yerleşim, insana zamanın biraz daha yavaş aktığını hissettiriyor. Köyün sokaklarında dolaşırken insanın içini bir dinginlik kaplıyor. Bazen en güzel manzaralar, en çok tanınan turistik noktalarda değil, kimsenin acele etmediği, hayatın kendi ritminde sürdüğü böyle köşelerde karşınıza çıkıyor.
Paleokastro’nun sakinliğini içimize sindirdikten sonra tarihî Agia Zoni Manastırı’nı ziyaret ettik. Tarihin izlerini taşıyan bu mekân, yalnızca mimarisiyle değil, çevresine hâkim olan huzuruyla da etkileyiciydi. İnançların, kültürlerin ve yüzyılların izleri bir araya geldiğinde insan ister istemez geçmişi düşünmeye başlıyor. Bu topraklarda kimlerin yaşadığını, kimlerin sevdiklerini uğurladığını, kimlerin umutlarla yola çıktığını merak ediyor. Tarih dediğimiz şey de biraz böyle değil mi? Taşlarda, sokaklarda ve bazen sessiz bir avluda yaşamaya devam eden insan hikâyeleri…
Akşam yemeği için köy meydanında bulunan salaş Triantaphyllos restoranına rezervasyon yaptırdık. Benim için bir seyahatin güzelliği yalnızca gezilen yerlerle ölçülmez; oturulan bir masa, tadına bakılan yöresel bir yemek, içten bir gülümseme ve uzayan bir sohbet de o yolculuğun unutulmaz parçalarıdır. Gösterişten uzak, samimi mekânların insana verdiği ayrı bir keyif vardır. Ege’nin iki yakasında da bunun izlerini görmek mümkün.
Daha sonra Mytilini ve Pythagorion’a doğru yol aldık. Her durakta adanın başka bir yüzüyle karşılaşmak, Samos’u yeniden keşfetmenin keyfini artırdı. Yol boyunca karşımıza çıkan manzaralar, köylerin kendine özgü havası ve Ege’nin insana iyi gelen dinginliği, bu yolculuğu bizim için bir kez daha özel kıldı.
Bütün bunları düşünürken yazının başlığındaki iki kelimeye yeniden dönüyorum: Samos ve aşk…
Aşk yalnızca iki insan arasındaki duygu değildir. Bazen bir denize, bazen bir sokağa, bazen geçmişin izlerini taşıyan eski bir manastıra duyulur. Bazen de insanın kendisini huzurlu hissettiği bir yere karşı içinde büyüttüğü bağlılıktır. Eşimle birlikte çıktığımız bu yolculukta, yeni yerler keşfetmenin mutluluğunu paylaşırken aşkın biraz da birlikte yaşlanmak, aynı manzaraya yeniden hayran olmak ve yıllar geçse de el ele yeni yollar aramak olduğunu düşündüm.
Bir de ülkeler arasındaki ilişkiler var elbette. Yıllarca süren siyasi tartışmalar, tarihsel anlaşmazlıklar ve karşılıklı güvensizlikler insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Oysa bir adaya gittiğinizde, bir restoranda yemek yediğinizde, bir esnafla sohbet ettiğinizde karşınıza çoğu zaman siyaset değil, hayat çıkıyor. İşini yapan insanlar, ailesini geçindirmeye çalışan esnaf, sevdikleriyle güzel bir gün geçirmek isteyen insanlar…
Bize düşen, bu insanlarla aramıza yeni duvarlar örmek değil, birbirimizi tanımaya çalışmak. Elbette herkesin siyasi görüşü farklı olabilir; ülkeler arasında sorunlar da yaşanabilir. Ancak bunların hiçbiri, insanların birbirine düşmanlık beslemesini zorunlu kılmaz. Bir feribot yolculuğu, bir akşam yemeği ya da bir sokak sohbeti dünyayı tek başına değiştirmeyebilir ama barışa giden yolda küçük ve değerli bir adım olabilir.
Samos’tan dönerken yanımızda yalnızca fotoğraflar ve güzel anılar getirmedik. Bir kez daha gezmenin, keşfetmenin, sevmenin ve insanlarla ortak yanlarımızı görmenin mutluluğunu taşıdık.
Kimileri savaş söylemleriyle, kimileri korkularla hayatı yaşanmaz hâle getirmeye çalışırken biz denizin iki yakasında da hayatın güzelliklerini aramaya devam edeceğiz. Çünkü dünya, düşmanlıklarla değil, paylaşılan güzelliklerle yaşanabilir bir yer olacaktır.
Ve biliyoruz ki Samos’a yine gideceğiz. Belki bu kez başka bir köyün dar sokaklarında dolaşacak, başka bir sahilde denizi seyredecek, başka bir sofrada yeni dostluklara tanıklık edeceğiz.
Çünkü bazı yerler haritada değil, kalbinde yer edinir.
Samos da bizim için biraz böyle…
Bir ada, bir deniz, bir yolculuk ve aşkın hiç eksilmeyen hâli gibi.












































