Kokunun Adı Kuşadası

Ya da: “Güzel kokuyoruz artık, yaşasın parfüm belediyeciliği!”
İzzahı olmayan işin mizzahı olur.
Yazmayayım diyorum. Susayım, geçeyim diyorum. “Ülkenin bunca meselesi varken, şu kokuya takılma artık!” diyorum kendi kendime. Ama nafile… Burnumun ucuna kadar gelen meseleleri görmezden gelmek zor. Üstelik bu öyle sıradan bir koku değil; bir yönetim anlayışının, bir zihniyetin beni salak yerine koymasının kokusu.
Kuşadası’nın tam orta yerinden bir dere geçiyor. Şehirlerin ortasından geçen su damarları, doğru değerlendirildiğinde yaşam kalitesini yükselten bir nimettir. Eskişehir’in Porsuk Çayı bunun örneğidir. Zamanında kötü kokuyordu. Sonra bir profesör belediye başkanı geldi. Bilgiyle, projeyle, mühendislikle, çevre etiğiyle çözdü. Porsuk artık bir marka.

Ama bizim Kuşadası’nda işler farklı. Kokuyor mu? Evet. Neden? Çünkü dereye bağlanan kaçak pis su hatları, kontrolsüz bağlantılar, üstü açık kanal gibi işleyen bir sistem… Belediyenin buna cevabı ne? Temizlik mi? Islah mı? Arıtma mı?
Hayır.
Parfüm!
Dereye bildiğiniz parfüm sıkılıyor.
İlk başta şaka sandım. Sonra baktım, ciddi ciddi uygulanıyor. “Lavanta mı, amber mi?” diye sormaya ramak kaldı ama sıkılacak kokunun reklamıda yapılmış…
Oysa çözümler belli. Literatürlerde yazıyor. Uygulayan kentler var. Hatta yazayım da belediye not alsın:
Bitkisel/ekolojik filtreleme yapılabilir. Uygun bitkiler dere kenarına dikilir, su doğal yolla temizlenir. (Tabi sizin diktiğiniz cinsten süs bitkileri değil)
Oksijen devridaim sistemleri kurulabilir. Böylece suyun içindeki yaşam yeniden başlar.
Kaçak pis su ve yağmur suyu bağlantıları ayrıştırılır ve sıkı şekilde denetlenirse, kalıcı çözüm sağlanır.
Acil durumlarda bazı özel kimyasallar geçici olarak kokuyu bastırabilir ama bu da son çare ve doğa dostu olmayan bir yöntemdir.
Yani sorun karmaşık değil, çözüm de zor değil — ama niyet gerek.

Dünyanın farklı kentleri bu meseleyle karşılaştı. Zürih’te, Seul’de, Amsterdam’da dereler temizlendi. Yüzülebilir hale getirildi. Ama Kuşadası Belediyesi, bu dev örneklerin içinden “parfüm sıkmayı” seçerek, dünya literatürüne yeni bir katkı yaptı.
Tebrik ederiz: “Görsel belediyecilik” devri bitti, “kokusal belediyecilik” başladı!
İşin daha ironik tarafı ise, bazı vatandaşlarımızın da bu uygulamayı “çözüm” sanması. Halbuki bu, sadece kokuyu oyalamak. Asıl sorun hâlâ orada, sadece biraz şekerlenmiş hâliyle.
Halı altına süpürülen her mesele gibi, bu da orada bekliyor. Bekledikçe de kokudan değil, kurtlardan büyüyor.
Şimdi soruyorum:
Hayırdır? Belediyenin elinde fazla parfüm mü kaldı? Bu yeni bir kokusal imar planı mı?
Yoksa her çevre sorunu sonrası bir sprey sıkıp “ohh mis gibi oldu” deyip yol mu alacağız?
Ben size söyleyeyim: Bu işler parfümle değil, projeyle çözülür. Bu mesele kokuyla değil, akılla biter.
Koklayarak değil, çalışarak yol alınır.
Ve son olarak, belediye yetkililerine küçük bir tavsiye:
Parfümü dereye değil, belki kendi vizyonsuzluklarınıza sıkarsanız biraz daha katlanılır hale gelirsiniz.

















































