Yabancının Saygısıyla Ölçülen Vefasızlık

Belçika Savunma Bakanı Anıtkabir’de diz çöküp saygı durdu. Peki, biz ne yapıyoruz? Cumhuriyetin nimetleriyle yaşayan bazıları hâlâ Atatürk’e sırt çeviriyor. İşte asıl utanç burada başlıyor.
Geçtiğimiz günlerde Belçika Savunma Bakanı Theo Francken’in Anıtkabir’de diz çökerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda saygı duruşunda bulunması, görmezden gelinen ama gittikçe büyüyen bir gerçeği yüzümüze çarptı: Dünyanın saygı duyduğu bir liderin mirasına, biz kendi ülkemizde gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz.

Bir yabancı devlet yetkilisi, başka bir tarih ve kültürden gelmiş biri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun önünde eğilerek saygısını sunuyor. Peki, bu topraklarda doğmuş, onun kurduğu Cumhuriyet sayesinde millet olmuş bir kesim ne yapıyor? Anıtkabir’e burun kıvırıyor, onun adını anmaktan bile imtina ediyor. Dahası, Atatürk’ün kadınlara tanıdığı seçme ve seçilme hakkı sayesinde bugün Meclis sıralarında oturan bazı kadın siyasetçiler bile Atatürk’e düşmanlık besleyebiliyor. İşte asıl yüzleşmemiz gereken nokta burası!

Bu ülkenin kadınları olarak bizler, eşit yurttaş olabilmeyi, konuşabilmeyi, okuyup yazabilmeyi, siyaset yapabilmeyi Atatürk’e borçluyuz. Ben bir kadın olarak bu yazıyı özgürce kaleme alabiliyorsam, bu onun devrimleri sayesinde mümkün. Bugün, onun açtığı yoldan yürüyerek makam sahibi olanların Atatürk’e dil uzatması, ancak vicdansızlıkla açıklanabilir.
Francken’in diz çökmesi, sadece bir protokol hareketi değil; bir bağımsızlık mücadelesine, bir halkın dirilişine duyulan evrensel saygının simgesidir. Peki ya biz? Hâlâ Atatürk’ün adını anmaktan mı utanıyoruz?

Birileri hâlâ “Keşke Yunan galip gelseydi” diyebiliyor. Birileri hâlâ “Atatürk olmasaydı da bu ülke yine kurtulurdu” diyerek tarihi karartmaya çalışıyor. Oysa o “olmasaydı” dedikleri adam, bir halkı küllerinden yeniden var etmiş, emperyalizme karşı dünyada eşi benzeri görülmemiş bir zafer kazanmış bir liderdir. Kadını hayatın kenarına değil, tam merkezine koymuş bir devrimcidir.
Ve bugün bir yabancı diz çökerek saygı sunarken, bizlerin hâlâ Atatürk’e karşı nankörlük etmesi, sadece tarihi değil, kendi vicdanlarımızı da inkâr etmektir.
Ben bu topraklarda doğmuş bir kadın olarak başımı eğmiyorum. Tam tersine, Atatürk’ün ilke ve devrimlerine, onun eşitlik ve bağımsızlık idealine her geçen gün daha sıkı sarılıyorum. Çünkü biliyorum ki, onun adı sadece geçmiş değil, gelecektir.
Unutmayalım:
Tarihte herkes bir iz bırakır. Ama kimilerinin izine, dünya bile diz çökerek saygı duyar.















































