
Kısmet’in Üzerine Beton: Suskunluk, Çürüme ve Bir Kentin İhaneti

Yıkılan sadece bir otel değildi… Bir yarımada oyuldu, deniz dolduruldu, tarih susturuldu. Ve en acısı; herkes baktı, kimse görmedi…
Ekrem Örsoğlu Yazdı
Bazı yıkımlar vardır; gürültüsüyle değil, sessizliğiyle utandırır insanı.
Kuşadası’nda bir yarımadanın ucunda, rüzgârın denize karıştığı yerde yükselen Kısmet Otel, yalnızca bir yapı değildi. O, geçmişin zarafetini bugüne taşıyan bir hafızaydı. Osmanlı’nın son padişahı’nın torunlarının mirası olarak var olmuş, bir dönemin inceliğini, ölçüsünü ve estetik anlayışını temsil etmişti.
Ama bu ülkede estetik, çoğu zaman kazanç hesaplarının dipnotunda kalır.
Bugün o yarımadaya baktığınızda, artık bir otel görmezsiniz.
Bir “inşaat faaliyeti” görürsünüz.
Daha doğrusu, bir talanın anatomisini…

Yamaç sökülmüş.
Topuk alınmış.
Toprak kaymış.
Deniz doldurulmuş…
Doğa ile insan arasında kurulan o ince denge, hoyrat bir el tarafından parçalanmış.
Üstelik tüm bunlar olurken, raporlar hazırlamış, “durun” demiş, “bu yanlış” demiş.
Ama bu ülkede bilim çoğu zaman duyulmayan bir fısıltıdır.
Betonun gürültüsü ise her şeyi bastırır.
Ve inşaat…
Tüm süratiyle devam etmiş.

Peki ya siyaset?
Kuşadası Belediye Başkanı , kamuoyuna yaptığı açıklamada şu cümleyi kurmuştu:
“40 yıl önceki proje neyse o uygulanacak.”
Ne tuhaf…
Kırk yıl önce çizilmiş bir proje, bugünün doğasını yok etme gerekçesine dönüşebiliyor.
Oysa şehircilik, geçmişin hatalarını bugüne taşımak değil; geleceği korumak sanatıdır.
Ama burada sanat yok.
Burada plan yok.
Burada vicdan yok.
Ve daha acısı…
Bugün rüşvet ve irtikap suçlamalarıyla cezaevinde yargı sürecini bekleyen, Kuşadası’nın bu ucubesine sesi çıkmayan belediye başkanına, destek için Kuşadası’na gelen, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, hemen önünde yükselen bu ucubeye tek kelime etmedi.

Evet…
Tam önünde duran, bir yarımadayı yok eden, bir tarihi silen o beton kütleye…
Tek bir cümle bile kurulmadı.
Siyasetin en büyük sınavı, sadece insanlara değil; mekânlara, tarihe ve doğaya karşı da sorumluluk alabilmektir.
Ama bizde sorumluluk, çoğu zaman mikrofonun ucunda başlar ve orada biter.

Kısmet Otel yıkıldı.
Ama mesele bir otelin yıkılması değil.
Mesele, bir kentin hafızasının göz göre göre yok edilmesi…
Ve buna karşı sergilenen o derin, o rahatsız edici sessizliktir.
Bugün Kuşadası’nda yükselen şey sadece beton değil;
Aynı zamanda umursamazlıktır.
Aynı zamanda çürümedir.
Ve bilinmelidir ki;
Bir şehir doğasını kaybederse güzelliğini,
Tarihini kaybederse kimliğini,
Vicdanını kaybederse geleceğini yitirir.

Kısmet Otel artık yok.
Ama geride bıraktığı enkaz, sadece fiziksel değil…
Ahlaki bir enkazdır bu.
Ve o enkazın altında kalan şey, ne yazık ki sadece bir yapı değil;
Bir kentin onurudur.















































