Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

EMANETİN GÖLGESİNDE BELEDİYECİLİK

Kuşadası’nda belediyecilik artık iki kelimeyle özetleniyor: emanet ve ziyaret.

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in Rüşvet ve İrtikap suçlaması ile tutuklanmasının ardından, İçişleri Bakanlığı kararı ile görevden uzaklaştırıldığı bilgisinin gelmesi ile Belediye meclisi’nde yapılan seçim sonucu Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Tahsin Demirtaş, her fırsatta aynı cümleyi kuruyor:
“Ben emanetçiyim.”

Doğrudur.
Ama insan sormadan edemiyor:
Bir şehir emanetle mi yönetilir?

Belediyenin “reklam pardon basın bürosu” sağ olsun, öğreniyoruz…
Fen İşleri’nde kahvaltı, Park Bahçeler’de sohbet…
Fotoğraflar var, gülümsemeler var, selamlar var…
Peki icraat nerede? Mütahit bağışıyla inşaatlarının önüne yaptırdıkları parke taşlar mı?

Fen İşleri’ni ziyaret etmişken keşke şunu da sorsaydınız Sayın Başkan Vekili:
Hani hakkında yıkım kararı olan, talimatı verilen ama 5 yıldır yıkılmayan o yapı?
Unique Otel alanındaki, Lucky’s Bar eliyle yapılan ve mahkeme kayıtlarına giren o kaçak bölüm neden hâlâ yerinde?
Yoksa o da mı emanet?

Sayın Demirtaş,
Kuşadası’nın arka sokaklarını bir gezin…
Kazılıp bırakılan yolları görün…
İlk yağmurda dağılan asfaltı izleyin…
Bir gün makam aracını bırakın, kendi aracınızla çıkın yola.
Eğer aracınız sağlam kalırsa, biz susalım.
Altyapısı olmayan tarlalara ruhsat veriliyor…
Kuşadası betonla boğuluyor…
Kısmet Otel alanındaki inşaat terörü büyüyor…

Ama siz hâlâ “emanetçiyim” diyorsunuz.
Peki o zaman açık soralım:
Sayıştay raporlarına giren Toprak Saha ve Kent Meydanı proje değişiklikleri için ne yaptınız?
Bir işlem başlattınız mı?
Yoksa onu da mı “sahibi gelince bakarız” diyerek rafa kaldırdınız?
EMANET, AVUKAT VE ÇELİŞKİ
Kuşadası’nda tabloyu anlamak için uzun cümlelere gerek yok.
Tek bir sahne yeter:
Bir tarafta rüşvet ve irtikap suçlaması kapsamında, delil karartma ve kaçma tehlikesi nedeniyle tutuklanan Belediye Başkanı.
Diğer tarafta aynı dosyada adı geçen ve “itirafçı olmak istediği” iddialarıyla gündeme gelen isim.
Ve o dosyanın içinden bir tutuklu avukatı. Adı: Tahsin Demirtaş
Şimdi dönüp tabloya bakalım:
Soruşturma “delil karartma şüphesi” gibi ağır gerekçelerle yürürken…
O dosyada yer alan bir ismin avukatlığını yapan kişi,
suçlamaların merkezindeki kurumun başına, yani belediyenin en tepesine getiriliyor.

Bu bir hukuk tartışması değil midir?

Bu bir etik tartışması değil midir?

Ya da daha açık soralım:
Bu tablo, kamu vicdanını rahatlatır mı?
Çünkü mesele artık sadece “emanetçilik” değil…
Mesele, aynı zamanda görüntünün kendisi.
Hukukta bir ilke vardır:
Adalet sadece tecelli etmez, görünür de olmalıdır.
Şimdi Kuşadası’nda vatandaş şunu soruyor:
“Bu tabloyla biz gerçekten tarafsız, şeffaf ve sağlıklı bir süreç mi izleyeceğiz?”
Kimseyi suçlamadan, kimse hakkında hüküm vermeden…
Ama gördüğünü de yok saymadan soruyorum bunu.
Çünkü bazı çelişkiler vardır…
Anlatılmaz, görülür.
Bakın Sayın Başkan Vekili,
Emanetçilik bir mazeret değildir.
Emanetçilik, sorumluluğu ertelemenin kibar adıdır.

Atalar boşuna dememiş:
“İşbilenin,kılıç kuşananın.”

O kılıcı kuşanmayacaksanız,
o koltukta neden oturuyorsunuz?
Çünkü gerçek şu:
Emanetle yönetilen şehirlerde sorunlar büyür,
sorumluluklar küçülür.
Kuşadası’nın ihtiyacı olan şey;
selam taşıyan yöneticiler değil,
hesap veren yöneticilerdir.
Emanet biter…
Ama ihmal kalır.
Ve o ihmal…
Bir şehrin hafızasına kazınır.