TARAFSIZ BÖLGE

Ortadoğu Analizler – 3
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ve işgalle çıkması sonucu yağmalanan toprakları önce İngilizlerin eline ve kontrolüne sonra İkinci Dünya Savaşı’nın ardından da ABD’nin denetimine geçmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında petrolün önemini gayet iyi anlayan ABD diplomasisi yoğun çaba içerisine girerek bu toprakların ve yöneticilerinin kaderini ilmek ilmek işleyerek eline geçirmiştir. Bir önceki yazımızda Orta Doğu’da bugün de varlığını sürdüren düzenin temel taşının Suudi Arabistan-ABD anlaşması olduğunu belirtmiştik. Buna göre ABD, Suudi devletinin ve hanedanın garantörlüğünü sağlarken ülkenin petrol zenginliklerine de çökmüştür.
Suudi Arabistan’ın Amerika Birleşik Devletleri ile 1930’ların sonundan itibaren ve özellikle petrolün bulunmasıyla başlayan ekonomik, siyasi ve stratejik ilişkileri, zaman içerisinde iki ülkenin de maksimum çıkar ilkesi çerçevesinde şekillenerek stratejik anlamda yakın iş birliğine dönüşmüştür.
Kasım 2025’te Suudi Arabistan’ı ‘NATO Üyesi Olmayan Önemli Müttefik’ olarak tanıdıklarını belirten ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında ‘stratejik savunma anlaşması’ imzaladıklarını açıkladı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman onuruna Beyaz Saray’da verdiği akşam yemeğinde iki ülke arasındaki ilişkilerin bu ziyaretle güçlendiğine dikkat çeken ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan olarak ABD’ye yapacaklarını açıkladığı 1 trilyon dolarlık yatırım sözü için Selman’a teşekkür etti.
Bugünkü yazımızda yağmalanan Osmanlı toprakları arasında bulunan ve adına “tarafsız bölge” denilen, 1922’de Kuveyt ve Suudi Arabistan arasındaki sınırın çizilme sürecinde İngilizlerden alınmış, yaklaşık 5.700 kilometre karelik çıplak bir çöl arazisinin tarihsel süreçte bugünkü konumuna nasıl geldiğini ele alacağız.
Kuveyt–Suudi Arabistan Tarafsız Bölgesi, 1922’de sınırın belirsiz bırakılmasıyla ortaya çıkmış, 1965–1970 arasında resmen bölünmüş ve bugün iki devletin egemenliğinde paylaştırılmış bir alandır; ancak petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde ortak işletme modeli devam etmektedir.

Tarafsız Bölgenin Oluşumu: 1922 Ukeyr Antlaşması
Tarafsız Bölge, 2 Aralık 1922 tarihli Ukeyr Antlaşması ile ortaya çıkmıştır. Bu antlaşmada Kuveyt ile Necd (bugünkü Suudi Arabistan) arasındaki sınır çizilirken 5.770 km²’lik bir alan tanımsız bırakıldı. Bu iki ülke, Kuveyt ile Suudi Arabistan arasında durmadan gidip gelen ve milliyet kavramının ne olduğunu bilmeyen Bedevileri buraya yerleştirmek için aralarında anlaşarak, bu bölgede hükümranlığın ikisi arasında paylaşılmasına karar verdiler.
Bu düzenleme, göçebe kabilelerin iki taraf arasında serbestçe dolaşabilmesi için yapılmış ve her iki devletin eşit haklara sahip olması kararlaştırılmıştı.
Petrolün Keşfi ve Bölgenin Stratejik Değeri (1930–1960)
Ancak 1938’de Kuveyt’teki Burgan sahasında petrol bulunması, Tarafsız Bölge’de de petrol olabileceği beklentisini artırmıştı.
1948’de Kuveyt, 1949’da Suudi Arabistan kendi şirketlerine arama ruhsatı verdi ve iki ülkenin şirketleri bölgeyi ortaklaşa işleyip geliştirmeye başladı.
1953’te bölgede petrol bulundu ve 1954’te ilk sevkiyat yapıldı.
1957–1958’de hem Suudi Arabistan hem Kuveyt, Japon Arabian Oil Company ile deniz sahaları (off shore) için anlaşmalar yaptı. II. Dünya Savaşı’nda petrol eksikliğini çok derinden hisseden Japonya savaş sonrasında petrol güvenliğini sağlamak için büyük bir çaba içine girmişti. 1957 yılında, Japonya’nın petrol kuyuları geliştirerek ham petrol güvence altına alma girişimi, Suudi Arabistan’ın Japonya’daki Japanese Commercial Oil Company adlı özel bir şirkete petrol arama hakkı vermesiyle başarıya ulaştı.

O dönemde arama hakkı verilen şirketin sahibi, Aralık ayında müzakereler yürütmek üzere Suudi Arabistan’a seyahat eden Japon vatandaşı Yamashita Taro idi; bu müzakereler, Suudi Hükümeti ile Japan Petroleum Trading Company Ltd. arasında imtiyaz anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
Anlaşmanın imzalanmasının ardından, Japon hükümeti Ticari Petrol Şirketi’ne ve Arap Körfezi’nin derinliklerindeki sondaj projelerine desteğini açıkladı.
BölünmeSüreci (1960–1970)
1960’ta iki ülke liderleri bölgenin resmen bölünmesi konusunda mutabakata vardı.
7 Temmuz 1965’te Tarafsız Bölge’nin paylaşım anlaşması imzalandı.
17 Aralık 1967’de Sınır belirleme anlaşması tamamlandı.
18 Ocak 1970’te Anlaşma yürürlüğe girdi ve bölge iki ülke arasında fiilen paylaştırıldı.
Güncel Statü: Ortak Kaynak Yönetimi ve 2019 Ek Protokolü
Bölge 1970’te ikiye bölünmüş olsa da doğal kaynaklar üzerinde ortak egemenlik modeli devam etti.
24 Aralık 2019’da Kuveyt ve Suudi Arabistan hem bölünmüş kara bölgesi hem de bitişik deniz alanı (özellikle Durra/Arash gaz sahası) için tamamlayıcı bir anlaşma imzaladı. Anlaşma 3 Şubat 2020’de yürürlüğe girdi.
Bu anlaşma, iki ülkenin ortak petrol ve gaz üretimini yeniden düzenledi ve iş birliğini güncelledi.
Bugünkü Durum
Siyasi statü: Bölge artık “tarafsız” değildir; iki ülke arasında kesin olarak bölünmüştür.
Ekonomik statü: Petrol ve doğal gaz sahaları (özellikle Wafra ve Khafji sahaları ile Durra gaz sahası) ortak işletme modeli ile yönetilmektedir.
Jeopolitik önem:
• Enerji arz güvenliği açısından kritik bir bölgedir.
• 1991 Körfez Savaşı sırasında stratejik önemi yeniden ortaya çıkmıştır.
• Son yıllarda Durra sahası, İran’ın da hak iddiası nedeniyle bölgesel diplomasi açısından önem taşımaktadır.
Kuveyt–Suudi Arabistan Tarafsız Bölgesi’nin uluslararası hukuk statüsü, enerji politikalarındaki rolü ve İran’la Durra/Arash sahası gerilimi; ortak egemenlikten bölünmüş egemenliğe geçiş, ancak deniz yetki alanlarında devam eden belirsizlik ve İran’ın sınırlandırma anlaşması olmadan hak iddiasında bulunması nedeniyle bugün hâlâ jeopolitik bir ihtilaf alanı olarak önemini koruyor.
Özellikle ABD ve İsrail’in eşzamanlı ve eş güdümlü olarak İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede dengelerin değişeceği hemen hemen kesinleşmiş gibidir. Unutmayalım bütün saldırgan savaşların tek amacı kaynakların ele geçirilmesidir.
Deniz Yetki Alanları Sorunu
Her ne kadar tarafsız bölgenin paylaşımı ve kara sınırlarının belirlenmesi siyasal ve hukuksal olarak sonuca bağlanmış olsa da “deniz yetki alanları”nın belirlenmemiş olması hala sorun teşkil etmektedir.
Deniz sınırı (özellikle Durra/Arash sahası çevresi) Kuveyt–Suudi Arabistan ile İran arasında hiçbir zaman tam olarak sınırlandırılmadı.
Bu nedenle İran’ın hak iddiaları, uluslararası hukuk açısından sınırlandırma anlaşması yokluğu nedeniyle tartışmalıdır.
Kuveyt ve Suudi Arabistan, deniz alanındaki doğal kaynakların yalnızca kendilerine ait olduğunu vurgulamaktadır. İran bu savaştan güçlenerek de çıksa, yenilerek de çıksa bölgedeki çıkarları ve haklarının takipçisi olacaktır ki bu da müstakbel kriz alanlarından biridir.
Bölgenin Ekonomik Değeri
Tarafsız Bölge ve bitişik deniz alanı, Wafra (kara) ve Khafji (deniz) petrol sahaları ile Durra/Arash gaz sahasını içeriyor.
Durra sahasının rezervleri yaklaşık 11 trilyon ft³ gaz ve 300 milyon varil petrol olarak tahmin edilmektedir.
Kuveyt’in gaz üretimi sınırlıdır; Durra sahası ülkenin tek büyük konvansiyonel gaz kaynağıdır. Bu nedenle stratejik önemi çok yüksektir.
Suudi Arabistan için sahalar ekonomik olarak önemli olsa da ülkenin büyük rezervleri nedeniyle stratejik bağımlılık Kuveyt kadar yüksek değildir. Ancak Riyad, bölgeyi egemenlik ve bölgesel nüfuz açısından kritik görmektedir.
Ortak İşletme Modeli
2019 anlaşmasıyla iki ülke hem kara hem deniz sahalarında ortak üretimi yeniden düzenlemiş ve çağdaşlaştırmıştır. Bu model, Körfez’de enerji iş birliği için örnek bir mekanizma olarak kabul edilmektedir.
İran ile Durra/Arash Sahası Gerilimi
1960’larda İran ve Kuveyt’in farklı şirketlere çakışan ruhsatlar vermesiyle anlaşmazlık başladı. Deniz sınırının belirlenmemiş olması, ihtilafı bugün de canlı tutuyor.
İran’ın Pozisyonu
İran, sahada %40 ila %70 arasında değişen oranlarda hak iddiasında bulunan açıklamalar yapmıştır. Tahran, sınırlandırma anlaşmasına girmeden “kota paylaşımı” öneriyor; bu, uluslararası hukukta zayıf bir pozisyon olarak değerlendirilir.
Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın Pozisyonu
İki ülke, Durra sahasının tamamının kendilerine ait olduğunu ve İran’ın hak iddiasının geçersiz olduğunu açıkça belirtmektedir. Ayrıca İran’ı deniz sınırlandırması müzakerelerine çağırmaktadır.
Jeopolitik Sonuçlar
Durra sahası, İran–Körfez İş birliği Konseyi (KİK) ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı oluşturuyor. İran’ın tek taraflı sondaj girişimlerini savaş sonrasında da sürdürmesi, bölgesel güvenlik mimarisini etkileyebilir. Kuveyt için sahadaki gecikme, enerji arz güvenliği açısından ciddi bir risk yaratmaktadır.
Kuveyt–Suudi Arabistan Tarafsız Bölgesi’nin deniz alanı, UNCLOS çerçevesinde tam olarak sınırlandırılmadığı için Durra/Arash sahası üzerindeki ihtilaf devam ediyor; İran’ın hak iddiaları, sınırlandırma anlaşması olmadan uluslararası hukuk açısından zayıf kalırken, Kuveyt–Suudi Arabistan ortaklığı sahayı kendi Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)’leri içinde görüyor.
Anlayacağınız bu pilav daha çok su kaldırır. Kaynak lanetine uğramış olan Orta Doğu’ya huzur ve barışın gelmesi orta vadede mümkün görülmüyor.
















































