Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SİYASİ MÜCADELE VE SAVAŞ

Bugün gözümüzün önünde gerçekleşen Saray Rejimi ile seçim kazanma potansiyeli olan bir siyasi parti arasındaki siyasi mücadele kuramsal olarak bir savaştır.

Savaşta, stratejik hedef (düşman ordusunun yok edilmesi ve topraklarının işgali) elde edildiğinde barış gelir. Şu anda izlemekte olduğunuz şey tam olarak budur.
Ayrıca şu da dikkate alınmalıdır ki, savaşın sona ermesi için stratejik amacın sadece potansiyel olarak gerçekleştirilmiş olması yeterlidir: başka bir deyişle, bir ordunun artık savaşamayacağı konusunda hiç şüphe olmaması ve kazanan ordunun düşman topraklarını işgal edebilecek durumda olması yeterlidir.
Siyasal mücadele çok daha karmaşık: belli bir anlamda, bu, sömürge savaşlarına veya eski fetih savaşlarına benzetilebilir- bu savaşlarda kazanan ordu, ele geçirilen bölgenin tamamını veya bir kısmını sürekli olarak işgal eder ya da etmeyi önerir.
Sonra yenilen ordu silahsızlandırılır ve dağıtılır, ama mücadele askeri hazırlık siyaseti alanında devam eder.
Bunun en bilinen örneğini I. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Mondros Mütarekesi ve dayatılan Sevr Anlaşması ile yaşadık. Kabul etmedik, mücadele ettik, örgütlendik, savaştık ve kazandık.

Seçilmiş CHP ve Butlan CHP arasındaki savaşın esasen Sarayla onu devirecek örgüt arasında olduğunu hepimiz biliyoruz. Gelin şimdi sonucun neler olabileceğine ilişkin kuramsal bir analiz yapalım.
Siyasi mücadele ile savaş arasındaki benzerlikler; ikisinin de güç mücadelesi, strateji, kaynak kullanımı, meşruiyet arayışı, cepheleşme, ittifak kurma ve karşı tarafı zayıflatma mantığıyla işlemesidir. Fark, kullanılan araçlardadır: siyaset ikna ve kurumlar üzerinden yürür; savaş fiziksel şiddet üzerinden.

Siyasi Mücadele ve Savaşın Ortak Mantığı: Güç Mücadelesi

Her iki süreç de güç elde etme ve koruma amacına dayanır. Güç dengesi, rakibi zayıflatma ve kazanım–maliyet hesabı esastır. Bu nedenle siyaset biliminde siyasetin tanımı için “savaşın araçlarının değişmiş hâli” ifadesi sık kullanılır.

Strateji Kullanımı: Her İkisi de Stratejik Akıl Gerektirir

Savaşta olduğu gibi siyasette de stratejik planlama, zamanlama, hamle–karşı hamle mantığı ve rakibin niyetini okuma vardır.
Siyaset, Clausewitz’in ünlü sözündeki gibi “savaşın başka araçlarla devamı” gibidir.

Cepheleşme ve Bloklaşma

Savaşta olduğu gibi siyasette de ittifaklar kurulur, cepheler oluşur, taraflar netleşir ve düşman–müttefik ayrımı yapılır. Bunu en iyi yapan siyasetçilerden biri rahmetli Süleyman Demirel’di. Türkiye’yi mahveden Milliyetçi Cepheler onun eseriydi. Kabul edelim ki bu alanda gelmiş geçmiş en büyük deha Tayyip Erdoğan’dır. Şeriat yanlısı ve diğer bazı marifetlere de sahip Hizbullah’tan sosyal demokrat olduğunu ileri süren DSP’ye, Türk Milliyetçisi olduğu iddiasındaki MHP’den uzun süre başarısız da olsa CHP’nin başkanlığını yapmış bir şahsı takipçilerini bir araya getirerek cephe oluşturmayı başarmıştır.

Bu, siyaset biliminin “koalisyon teorisi” ile savaş teorisinin “ittifaklar sistemi” arasında güçlü bir paralellik yaratır.

Meşruiyet Arayışı: Savaşta da Siyasette de Hayati

Her iki mücadelede de taraflar meşruiyet üretmeye, kitle desteği toplamaya ve anlatı kurmaya çalışır. İzlediğimiz savaşta meşruiyetini seçmenden alan bir grup, meşruiyetini Tom Barrack’tan alıp bu meşruiyetin bir parçasını hukuku silah olarak kullanarak vekil tayin ettiği bir başka gruba veren grupla mücadele ediyor.
Savaşta propaganda neyse, siyasette iletişim stratejisi odur.

Kaynak Kullanımı: İnsan, Zaman, Para, Bilgi

Her iki alanda da başarı kaynakları doğru dağıtma, operasyonel kapasiteyi yönetme ve bilgi üstünlüğü kurma üzerine kuruludur.
Siyasette bu kaynaklar: örgüt, medya, finans, kadro. Savaşta: asker, lojistik, teknoloji, istihbarattır. Görünüşe göre savaşın bu aşamasında örgüt ve finans “Butlan CHP”de, medya ve kadro “seçilmiş CHP”de.

İstihbarat ve Bilgi Toplama

Savaşta olduğu gibi siyasette de rakibin zayıf noktalarını öğrenme, kamuoyu nabzını ölçme ve veri toplama ve analiz hayati önemdedir. Tayyip Erdoğan bu alanda Üstad-ı Azam olduğunu kanıtlamıştır. Butlan Kemal’i bu birikiminden bolca yararlandıracağı da kesindir. Gerçek solcular naiftir. Vicdan sahibidir. Yapabilecekleri kötülüğün bir sınırı vardır. Özgür Özel de bu kategoridedir. En baştan itibaren büyük hata yapmış ya da yaptırılmış ve bütün zayıf noktalarını apaçık sergilemiştir. Gerçi kendisine masa örtüsü gibi ceketi giydirip “normalleşme, normalleşme” diye ortaya düşüren ekibi yanından uzaklaştırmış ama geçmiş olsun büyük yara almıştır. Siyasetçi öldürücü darbeyi vuracağı yeri ve zamanı çok iyi bilmelidir.
Kanuni’nin büyük can kaybı ile ele geçirdiği Rodos adasında kibri yüzünden serbest bıraktığı Rodos Şövalyeleri Malta Adasında yerleşerek Malta’nın düşmesine engel olmuş ve Osmanlı’nın fiilen çöküşünü kendi elleriyle yaratmıştır.
Bu nedenle siyaset bilimi literatürü “bilgi üstünlüğü” kavramını savaş teorisinden ödünç alır.

Hedef: Rakibi Tesirsiz Hâle Getirmek

Savaşta hedef fiziksel yok etme değildir; karar verme kapasitesini kırmaktır. Siyasette de hedef rakibi meşruiyet, oy, örgüt veya söylem düzeyinde etkisizleştirmektir.
Bu nedenle iki alanın mantığı aynıdır, araçları farklıdır.

Teorik Çerçeve: Clausewitz – Schmitt – Machiavelli

Siyaset ve savaş arasındaki benzerlikler üç büyük düşünürün ortak temasında birleşir:
  • Clausewitz:

    Savaş politikanın başka araçlarla devamı

  • Schmitt:

    Siyaset dost–düşman ayrımı

  • Machiavelli:

    Güç mücadelesi hem sarayda hem savaş meydanında aynıdır der.

Bu üçü, siyaset–savaş paralelliğini teorik olarak temellendirir.
Sonuçta siyaset ve savaş özü itibarıyla aynıdır. Çünkü ikisi de güç mücadelesidir, strateji gerektirir, ittifaklar ve cepheler oluşturur, kaynak yönetimi ister, rakibi etkisizleştirmeyi hedefler, meşruiyet ve kitle desteği arar ve bilgi üstünlüğüne dayanır.
Farkı Siyaset ikna, kurumlar ve hukuk vasıtasıyla yürütülürken; savaş şiddet, askeri güç ve yıkım aracılığıyla gerçekleşir.
Ama mantık aynıdır, araçlar farklıdır.