Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Söz Verip Tutmamanın Bedeli

Hüseyin Asar Yazdı

CHP’den Seçilen Belediye Başkanları Neden AKP’ye Geçiyor?

31 Mart 2024 Yerel Seçimleri, Türk siyasetinde önemli bir dönüm noktasıydı. CHP uzun yıllar sonra sandıktan birinci parti olarak çıktı; çok sayıda belediyeyi kazandı ve özellikle 2023 genel seçimlerinin yarattığı moral bozukluğunu önemli ölçüde telafi etti. Toplumun önemli bir kesimi bu sonucu, değişim söyleminin karşılık bulması olarak değerlendirdi.

Ancak aradan geçen sürede yaşanan belediye başkanı istifaları ve iktidar partisine geçişler, beraberinde çok önemli bir soruyu gündeme taşıdı:

Bu insanlar gerçekten CHP’nin adayları mıydı, yoksa seçim kazanmak uğruna yapılan yanlış tercihlerin kaçınılmaz sonucu muydu? Yoksa aday belirleme konusunda bizim bilmediğimiz kriterler mi vardı?

Bu soruların cevabını ararken, 4 Kasım 2023 tarihinde yapılan CHP 38. Olağan Kurultayı’na dönmek gerekiyor.

Genel Başkan adayı Özgür Özel, o gün yaptığı konuşmada kürsüden son derece iddialı bir taahhütte bulunmuştu:

“Şimdi hepinize ekranlar önünde namus ve şeref sözü: Bundan sonra karar, güç, yetki örgütündür. Ön seçimin teminatı olan bir genel başkan olacağım, söz veriyorum.”

Bu sadece sıradan bir seçim vaadi değildi. “Namus ve şeref sözü” gibi siyasetin en ağır ifadelerinden biri kullanılmıştı.

Yetmedi.

Ön seçime yönelik eleştirileri de tek tek cevaplandırarak, “Ön seçim olmaz.” diyenlere karşı açık bir tavır aldı. Ardından bugün hala hafızalarda yer eden şu cümleyi kurdu:

“İddia ediyorum, en kötü ön seçim, en iyi merkez yoklamasından iyidir.”

Salon alkıştan yıkıldı.

Çünkü yıllardır parti içi demokrasinin işletilmediğini düşünen binlerce partili ilk kez umutlanmıştı. Örgüt, yeniden söz sahibi olacağını düşünüyordu. Parti emekçilerinin iradesinin artık birkaç kişinin masasındaki listelere kurban edilmeyeceğine inanılıyordu.

Fakat seçim süreci başladığında verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı.

Ne kapsamlı bir ön seçim yapıldı.

Ne üyeye gerçek anlamda danışıldı.

Ne de örgütün iradesi sandığa yansıdı.

Sonuçta adaylar yine dar bir kadronun tercihleriyle belirlendi. Kamuoyuna “Anket”, “Yapay zeka”, “Örgüt görüşü” gibi kavramlar anlatıldı. Oysa parti tabanında oluşan yaygın kanaat bambaşkaydı: Adayları birkaç kişi belirledi, örgüt ise sadece seyirci kaldı.

Bugün yaşanan tablo da işte o anlayışın doğal sonucudur.

Dün masa başında belirlenen isimler, bugün yine masa başında parti değiştiriyor.

Seçmenin CHP rozetiyle verdiği oy, kişisel siyasi hesapların malzemesi haline getiriliyor.

Bu sadece bir parti değiştirme meselesi değildir.

Bu, milyonlarca seçmenin iradesine duyulan saygının sorgulanmasına yol açan ciddi bir siyasi sorundur.

Elbette seçildikten sonra partisini değiştiren belediye başkanlarının siyasi ve ahlaki sorumluluğu vardır. Seçmenden bir parti adına yetki alıp, daha sonra o yetkiyi başka bir siyasi partinin hanesine yazdırmak kamu vicdanında ağır bir tartışma yaratmaktadır. Bu durum siyasi ahlaksızlıktır.

Ancak mesele yalnızca parti değiştiren belediye başkanlarını suçlayarak geçiştirilemez.

Asıl sorgulanması gereken, bu isimleri kimlerin aday yaptığıdır.

Geçmişi yeterince araştırılmadan, parti aidiyeti sorgulanmadan, örgütün süzgecinden geçirilmeden aday gösterilen insanların bugün başka partilere yönelmesi tesadüf değildir.

Yanlış aday tercihinin bedelini bugün onlara oy veren milyonlarca CHP seçmeni ödemektedir.

Bir partide ön seçim yoksa…

Örgütün sözü dikkate alınmıyorsa…

Aday belirleme süreçleri dar kadroların insafına bırakılmışsa…

Ortaya çıkan faturayı yalnız yöneticiler değil, bütün parti öder.

Üstelik bu faturanın siyasi maliyeti yıllarca devam eder.

Bugün hala aynı anlayışla hareket edilmesi ise ayrıca düşündürücüdür.

Yeni kurulan partinin tüzüğüne bakıldığında da ön seçim zorunlu bir ilke değil, uygulanabilecek yöntemlerden yalnızca biri olarak düzenlenmiştir.

Yakın geçmişte yaşananlar dikkate alındığında, önümüzdeki seçimlerde de kurulan Yeni Parti tarafından merkez yoklamasının tercih edilmesi kimse için sürpriz olmayacaktır.

Böyle olursa yine değişen bir şey olmayacaktır.

Yıllarını partiye veren emekçiler yine kenarda bekleyecek…

Kararları yine dar kadrolar verecek…

Listeler yine tepeden hazırlanacak…
Parti emekçileri dolgu malzemesi olmaktan öteye gidemeyecek…

Ve seçimden sonra yaşanan hayal kırıklıkları için yine başkaları suçlanacaktır.

Oysa siyasetin en temel kuralı şudur:

Yanlış aday tesadüf değildir; yanlış yöntemin kaçınılmaz sonucudur.

Ön seçim yalnızca bir aday belirleme yöntemi değildir; sadakati, meşruiyeti ve örgütsel sahiplenmeyi güçlendiren demokratik bir sigortadır.

Bu sigortayı devre dışı bırakanlar, bugün yaşanan siyasi kopuşların sorumluluğunu yalnızca parti değiştiren belediye başkanlarına yükleyemez. Çünkü yanlışın başladığı yer, istifaların yaşandığı gün değil; örgütün iradesinin yok sayıldığı aday belirleme sürecidir.

“Söz namustur.” (Türk atasözü)