Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

30 YIL SONRA ERZİNCAN: İNSAN BİR ŞEHRE DEĞİL, KENDİ GEÇMİŞİNE DÖNÜYOR

Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi

Editör spotu; Egeden Medya Haber yazarlarından Fethi Karadeniz, bu kez okurlarını 30 yıl öncesine götürüyor. Erzincan’da geçen görev yıllarını, dostluklarını, ailesiyle yaşadığı hatıraları ve yıllar sonra aynı şehre dönüşün kendisinde bıraktığı duyguları kaleme alan Karadeniz, aslında hepimizin aşina olduğu bir duyguyu anlatıyor: İnsan bazen bir şehri değil, o şehirde bıraktığı hayatını özlüyor.

Bazı şehirler vardır; gidince geride kalır.
Bazı şehirler vardır; insanın içinde kalır.
Erzincan benim için işte öyle bir şehir…

Erzincan’la ilk tanışmam, 1992 depreminin hemen sonrasına rastladı. Şehrin yaraları henüz sarılmamıştı. Yıkıntılar, barakalar, yarım kalmış hayatlar her yerdeydi.

O günlerde kendi kendime:

“Ben nereye geldim, ailemi nereye getirdim?”

diye diye ağlamıştım.

Yıllar sonra anladım ki insan bir şehri önce binalarıyla değil, insanlarıyla tanıyormuş.

1994 yılında ilköğretim müfettişi olarak ilk görev yerim Erzincan oldu. Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu döneminde dört yıl boyunca Erzincan merkezini, ilçelerini ve okul bulunan bütün köylerini adım adım dolaştım.

Köy köy, okul okul gezdikçe Erzincan’ı tanımaya başladım.

Öğretmenlerini, öğrencilerini, esnafını, memurunu, köylüsünü tanıdım.

Ve zamanla gördüm ki bu şehrin en büyük zenginliği ne tarihi, ne doğası ne de bereketli topraklarıydı.

En büyük zenginliği insanlarıydı.

Samimiyetleriyle, dostluklarıyla, misafirperverlikleriyle bizi kendilerine bağladılar.

Erzincan artık bizim için bir görev yeri değildi.

İkinci vatanımız olmuştu.

O yıllarda Kemaliye ilçesine yüksekokul açılması için onay raporu hazırlamış olmak da bugün geriye dönüp baktığımda, bu şehirle aramdaki bağın güzel hatıralarından biri olarak hafızamda yer alıyor.

DÖRT YILIN SONUNDA…

Dört yılın sonunda Erzincan’dan ayrılma zamanı geldi.

İlk geldiğimde ağlamıştım.

Ama giderken gözyaşlarımızın sebebi bambaşkaydı.

Bu kez:

“Biz buradan nasıl ayrılacağız?”

diye ağlıyorduk.

Çünkü artık burada sadece görevimiz değil; dostlarımız, komşularımız, anılarımız ve hayatımızın bir parçası vardı.

30 YIL SONRA AYNI ŞEHRE DÖNÜŞ

Ve aradan tam 30 yıl geçti.

Bir gün yeniden Erzincan yollarına düştüm.

Aslında bir şehre dönmüyordum.

Kendi geçmişime dönüyordum.

Sokaklarda yürürken gençliğimi gördüm.

Bir okulun önünden geçerken öğrencilerimi hatırladım.

Bir cadde, bir bina, bir köşe…

Her biri hafızamın kapısını araladı.

Eşim Nejla Karadeniz de yıllar önce SGK’da birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla yeniden buluştu.

Aradan geçen 30 yıla rağmen sarılmalar aynı sıcaklıktaydı.

Kimi zaman kahkahalar yükseldi, kimi zaman gözler doldu.

Anladık ki gerçek dostluklarda zaman sadece takvim yapraklarını değiştiriyor.

BİR SOFRADA 30 YILIN HATIRASI

30 yıllık aile dostumuz Naci Taştan ve kıymetli ailesiyle buluşmamız ise bu ziyaretin en güzel anlarından biriydi.

Onların sıcaklığı, samimiyeti ve misafirperverliği bizi yıllar öncesine götürdü.

Bir sofranın etrafında oturduk.

Ama o sofrada sadece yemek yoktu.

30 yılın hatıraları vardı.

Geçmiş vardı.

Dostluk vardı.

Vefa vardı.

İnsan bazen bir sofradan karnı doyduğu için değil, kalbi doyduğu için mutlu kalkıyor.

Biz de öyle kalktık.

BİR EVİN ÖNÜNDE GEÇMİŞE BAKMAK

Yıllar önce kirada oturduğumuz evin sahibi Bülent Savaş ve ailesiyle yeniden bir araya gelmek de tarif edilmesi zor bir duyguydu.

Bir zamanlar kapısını çaldığımız insanların karşısında, aradan 30 yıl geçmiş hâlde yeniden oturmak…

Hayatın insana sunduğu en güzel sürprizlerden biri olsa gerek.

Sonra kamu lojmanlarında oturduğumuz evin önüne gittik.

Bir süre hiç konuşmadan durdum.

Evin önüne baktım.

Ama aslında eve değil, 30 yıl öncesine bakıyordum.

Bir zamanlar çocuklarımızın seslerinin yankılandığı o yerde şimdi sessizlik vardı.

Çocuklar büyümüş…

Hayat değişmiş…

Biz değişmişiz…

Ama anılar hâlâ oradaydı.

Sanki kapı birazdan açılacak, çocuklarımız dışarı çıkacak ve biz de eski günlerdeki gibi hayatımıza devam edecektik.

İşte o an insanın yüreğine yılların ağırlığı çöküyor.

Zamanın geri gelmediğini, ama hatıraların hiç ölmediğini anlıyorsunuz.

İNSAN ŞEHRİ DEĞİL, İNSANLARI ÖZLÜYOR

Erzincan’a ilk geldiğimde yıkıntılar karşısında ağlamıştım.

Dört yıl sonra ayrılırken insanlarından kopacağım için ağlamıştım.

30 yıl sonra yeniden geldiğimde ise hem geçmişime, hem dostlarıma hem de gençliğime dokundum.

Yine gözlerim doldu.

Şimdi düşünüyorum da…

İnsan bir şehri neden özler?

Sokakları için mi?

Binaları için mi?

Dağları, ovaları için mi?

Hayır…

İnsan, o şehirde bıraktığı insanlar için özler.

Çünkü şehir dediğimiz şey taş ve topraktan ibaret değildir.

Şehir;

bir dostun açtığı kapıdır.

Bir sofrada paylaşılan ekmektir.

Bir evin sıcaklığıdır.

Bir lojmanın önünde büyüyen çocuklardır.

Bir öğretmenin öğrencisiyle kurduğu bağdır.

Bir dostun yıllar sonra sizi aynı sıcaklıkla kucaklamasıdır.

Ve 30 yıl sonra yeniden geldiğinizde, “Seni hiç unutmadık” diyen gözlerdir.

BAZI ŞEHİRLER İNSANIN KALBİNDE EV KURAR

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu çok iyi biliyorum:

Ben Erzincan’dan hiç ayrılmamışım.

Sadece 30 yıl boyunca başka yerlerde yaşamışım.

Çünkü insanın bazı şehirlerde evi olur…

Ama bazı şehirler insanın kalbinde ev kurar.

Erzincan da benim kalbimdeki o evdir.

İlk geldiğimde bana yıkıntılarını gösterdi.

Ben ağladım.

Sonra bana insanlarını gösterdi.

Ben onlara bağlandım.

Aradan 30 yıl geçti.

Şehir değişti.

Sokaklar değişti.

İnsanlar yaşlandı.

Çocuklar büyüdü.

Biz yaşlandık.

Ama bazı şeyler hiç değişmedi:

Dostluklar…

Vefa…

Özlem…

Ve Erzincan’a duyduğumuz sevgi…

Hayatın insana verebileceği en büyük zenginliklerden biri, yıllar sonra geriye dönüp baktığında:

“İyi ki yaşamışım. İyi ki bu insanları tanımışım. İyi ki bu şehirde bulunmuşum.”

diyebilmektir.

Ben bugün Erzincan’a bakarken tam da bunu söylüyorum.

İyi ki gelmişim Erzincan…

İyi ki dört yılımı bu topraklarda geçirmişim.

İyi ki dostluklar biriktirmişim.

İyi ki çocuklarımızla burada güzel günler yaşamışım.

Ve iyi ki 30 yıl sonra yeniden dönüp geçmişime dokunabilmişim.

İlk geldiğim gün gözyaşlarımla sormuştum:

“Ben nereye geldim?”

Bugün cevabını biliyorum:

Ben Erzincan’a gelmemişim…

Erzincan benim hayatıma gelmiş.

Ve bazı şehirlerden insan ayrılır…

Ama bazı şehirler insandan asla ayrılmaz.

Erzincan da benim içimden hiç ayrılmayacak.