Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ: MESELE BAŞÖRTÜSÜ MÜ, YOKSA DAHA DERİN ŞEYLER Mİ VAR?

Emekli Deniz Albay Temel Ersoy yazdı: Türkiye ile Azerbaycan arasında başörtüsü tartışmasıyla gündeme gelen gerilim, iki ülkenin laiklik anlayışını, güvenlik kaygılarını ve stratejik ortaklığını yeniden tartışmaya açtı. Ersoy, Azerbaycan’ı uzun sürecek bir istikrarsızlık döneminin bekleyebileceğini savundu.

Türkiye ile Azerbaycan arasında siyasetin üst kademelerinde yaşanan ve sert açıklamalarla süren son tartışma, yüzeyde bir “başörtüsü meselesi” gibi görünse de aslında Azerbaycan’ın laiklik anlayışı, İran etkisine ilişkin güvenlik kaygıları, Türkiye’deki muhafazakâr hafıza ve iki ülkenin birbirine nasıl yaklaşacağı konularının kesiştiği bir krize dönüştü.

Tartışma nasıl başladı?

Krizin hukuki başlangıcı, Azerbaycan’da eğitim mevzuatında yapılan değişikliklerdir. Temmuz 2026’da eğitim sisteminin temel ilkeleri arasına “laiklik” vurgusu eklendi.

21 Eylül 2026’da çıkarılan yeni okul kıyafeti düzenlemesinde, okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve laik eğitim ilkesiyle bağdaşmayan ek kıyafet unsurlarına izin verilmeyeceği belirtildi.

6 Ekim’de benzer kurallar öğretmenlere de genişletildi.

Dikkat çekici nokta şu: Düzenlemelerde doğrudan “başörtüsü yasaktır” ifadesi yer almıyor. Ancak uygulamada bazı okullarda başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin içeri alınmadığı yönünde görüntüler ve haberler yayıldı. Bu da fiilen başörtüsünü hedef alan bir uygulama olduğu görüşünü güçlendirdi.

Tartışmayı kim büyüttü?

İlk aşamada mesele Azerbaycan’ın iç gündemiydi.

Ancak okul kapısından çevrilen öğrencilerin görüntüleri sosyal medyada yayıldı. Bakü, Sumgayıt ve bazı şehirlerde protestolar başladı. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, protestolar sonrasında gözaltılar yapıldığını açıkladı.

Türkiye’de ise konu özellikle muhafazakâr çevrelerde büyük yankı buldu.

Önemli dönüm noktalarından biri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın sosyal medya paylaşımı oldu. Saral, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellendiğini belirterek Bakü yönetimini eleştirdi.

Bunun üzerine Azerbaycan’ın iktidar partisi Yeni Azerbaycan Partisi (YAP) sert bir açıklama yayımladı ve bazı Türk siyasetçileri ile medya kuruluşlarını Azerbaycan’ın iç işlerine karışmakla suçladı.

Azerbaycan neden bu kadar sert tepki verdi?

Burada tarihsel ve jeopolitik arka plan önemli.

Bakü yönetiminin bakış açısına göre:

  1. Laiklik, devletin temel karakteridir.
  2. İran’ın Azerbaycan üzerindeki dinî ve siyasi etkisi önemli bir güvenlik sorunudur.
  3. Din üzerinden örgütlenen siyasi hareketler devlet için risk oluşturabilir.
  4. Eğitim kurumlarının dinî sembollerden arındırılması devlet politikasıdır.

Azerbaycanlı bazı uzmanlar, Türkiye’deki muhafazakâr çevrelerin meseleyi Türkiye’nin 1990’lardaki başörtüsü yasakları üzerinden okuduğunu; oysa Bakü’nün bunu İran etkisi ve devlet güvenliği bağlamında değerlendirdiğini savunuyor.

Tartışma nasıl tırmandı?

Tırmanma süreci kabaca şöyle oldu:

  1. Kıyafet yönetmeliği değişti.
  2. Başörtülü öğrencilerin okuldan çevrildiği görüntüler yayıldı.
  3. Protestolar başladı.
  4. Türkiye’de siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları tepki verdi.
  5. Azerbaycan iktidar partisi, “İç işlerimize karışmayın” açıklaması yaptı.
  6. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de dolaylı biçimde dış müdahalelere karşı mesaj verdi.
  7. Karşılıklı medya polemikleri başladı.

Son durum ne?

17 Ekim 2026 itibarıyla Azerbaycan geri adım atmış değil. Düzenlemeler yürürlükte kalmaya devam ediyor. Türkiye’deki resmî makamlar ise gerilimi büyütmemeye çalışıyor.

Ankara’nın, Bakü’nün iç işlerine karışmayacağı yönünde güvence verdiğine dair haberler yayımlandı. Ancak kamuoyundaki tartışma sürüyor.

Özetle, devletler düzeyinde kriz kontrol altında tutulmaya çalışılırken toplum ve medya düzeyindeki tartışma henüz bitmiş değil.

Bu durum Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine zarar verir mi?

Kısa vadede büyük bir diplomatik kırılma beklemiyorum.

Çünkü Karabağ sonrası güvenlik iş birliği, savunma sanayisi ortaklığı, enerji koridorları, Türk Devletleri Teşkilatı, askerî eğitim ve tatbikatlar ile bölgesel denge politikaları gibi iki ülkeyi birbirine bağlayan çok güçlü stratejik bağlar var.

Bu nedenle “başörtüsü krizi”, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini bozacak kadar güçlü görünmüyor.

Fakat ilk kez “Tek millet, iki devlet” söyleminin arkasındaki bazı farklılıklar bu kadar açık biçimde görünür hâle geldi.

İç siyasete etkisi ne olabilir?

Azerbaycan’da

Bu olay, laik devlet çizgisini güçlendirmek isteyen yönetim ile dinî özgürlüklerin genişletilmesini isteyen kesimleri karşı karşıya getirebilir. Ayrıca İran etkisi tartışmalarını da yeniden canlandırabilir.

Azerbaycan, 90’ların Türkiye’sine benzer bir iklime girebilir ve sonunda Aliyev hanedanı radikal İslamcı bir iktidarla devrilebilir.

İran’ın etkisinden çekinen Azerbaycan’ın İsrail ile yakınlaşma çabaları bu kapsamda değerlendirilmelidir. 90’ların Türkiye’sinin de İsrail ile çok yakın ilişki içinde olduğu hatırda tutulmalıdır.

Türkiye’de

Bu konu birçok kesimde 28 Şubat döneminin anılarını tetikledi.

İlginç olan nokta, sadece muhafazakâr çevrelerden değil, geçmişte başörtüsü yasaklarına mesafeli duran bazı muhalif isimlerden de eleştiriler gelmesi oldu. Tartışma bu nedenle klasik sağ-sol eksenini aşmış durumda.

Stratejik açıdan en önemli sonuç

Benim kanaatime göre bu olayın en önemli sonucu, Türkiye ile Azerbaycan arasında ilk kez şu sorunun açık biçimde tartışılmasıdır: “Tek millet, iki devlet” söylemi aynı toplumsal ve ideolojik modeli paylaşmak anlamına mı gelir, yoksa sadece stratejik ortaklığı mı ifade eder?

Azerbaycan yönetimi ikinci yoruma daha yakın görünüyor. Türkiye’deki muhafazakâr çevrelerin önemli bir bölümü ise birinci yoruma daha yakın duruyor.

Bu nedenle başörtüsü tartışması, aslında eğitim kıyafeti meselesinden çok, iki ülkenin devlet-toplum ilişkisini nasıl tanımladığına dair daha derin bir tartışmayı ortaya çıkarmış durumda.

Azerbaycan uzun sürecek bir istikrarsızlık dönemine hazırlansın.

Emekli Deniz Albay Temel Ersoy