Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Kuşadası’nda Sayıştay’ın Tespit Ettiği Usulsüzlükler Giderildi mi?

Ergun Ok Yazdı
Kuşadası’nda kamu arazileri üzerinde yapılan projeler, yükselen binalar ve sonradan gerçekleştirilen yıkımlar… Bütün bunların ardından sorulması gereken asıl soru şu: Kamu arazilerinde tespit edilen aykırılıklar gerçekten giderildi mi, yoksa yalnızca görünen kısmına mı müdahale edildi?

Kuşadası Belediyesi’nin 2025 yılı Sayıştay Denetim Raporu’ndaki 17’nci bulgu, gayri ayni hak tesisi yoluyla gerçekleştirilen iki ihalede ciddi mevzuat aykırılıklarına işaret ediyor. Bir başka ifadeyle belediyeye ait taşınmazlar üzerinde uzun yıllar kullanım hakkı verilerek hayata geçirilen projelerde, yalnızca yapılaşma değil, ihale şartlarının hazırlanması ve kamu gelirlerinin korunması bakımından da sorunlar tespit edilmiş durumda.

Üstelik kent meydanı ve spor-rekreasyon alanlarıyla ilgili bu tespitler, son dönemde sahada gördüğümüz yapılaşma ve yıkım tartışmalarını daha da önemli hale getiriyor.

Peki, bu yapılar nasıl bu noktaya geldi?

Sayıştay’ın raporunda iki ayrı proje ele alınıyor. Bunlardan ilki, imar planında spor ve rekreasyon alanı olarak görülen bir bölgede çok amaçlı salon, engelsiz yaşam merkezi, buz pateni alanı, otopark ve ticari üniteler yapılmasını öngören proje. İkincisi ise kent meydanında iki katlı otopark ve 38 dükkân yapılmasına ilişkin ihale.

Raporun ortaya koyduğu tablo, sıradan bir evrak eksikliğinden ibaret değil. İhale dokümanları ile projeler arasındaki uyumsuzluklardan, yapılaşma koşullarına ve belediyenin elde etmesi gereken gelirin hesaplanmasına kadar uzanan bir dizi sorun söz konusu.

Projeyi hazırlayan firmaya ayrıcalık mı sağlandı? 

Sayıştay, her iki ihalede de uygulama projelerinin, ihaleye esas alınan avan projeyi hazırlayan firmaya yaptırılmasının sözleşme ve şartnamelerde hükme bağlandığını belirtiyor.

Oysa ihale şartlarını ve eklerini hazırlamak idarenin sorumluluğunda. Sayıştay’a göre avan projeler belediye tarafından hazırlanmalı ya da mevzuata uygun satın alma usulleriyle temin edilerek ihale dokümanına eklenmeliydi. Raporda, avan projelerin bu yöntemlerle temin edildiğini gösteren yazı ve kayıtlara rastlanmadığı ifade ediliyor.

Dahası, uygulama projelerinin aynı firmaya hazırlatılmasını öngören düzenlemelerin, ihale sürecinde belirli kişi veya şirketlere avantaj sağlanmaması ilkesine aykırı olduğu değerlendiriliyor.

Burada yanıt bekleyen soru açık: İhale şartları hazırlanırken bu düzenlemelere neden ihtiyaç duyuldu? Kamuya ait taşınmazlar üzerinde yapılacak projelerin tasarımından uygulamasına kadar uzanan süreçte rekabeti korumak için hangi önlemler alındı?

Bu soruların yanıtı, yalnızca geçmişte yapılan bir ihalenin değerlendirilmesi açısından değil, gelecekteki kamu ihalelerine duyulan güven bakımından da önemli.

Spor ve rekreasyon alanı ticari alana mı dönüştürüldü?

Dosyanın en dikkat çekici başlıklarından biri de imar planında spor ve rekreasyon alanı olarak belirlenen yerdeki yapılaşma.

İhale şartnamesinde yapılacak tesislerin işlevleri sayılmış olmasına rağmen avan projede kafe, mutfak, stüdyo, depo, yönetim odası ve başka bölümlerin de yer aldığı belirtiliyor. Sayıştay, şartnameyle proje arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekiyor.

Tartışma bununla da sınırlı değil. Belediye savunmasında, 9 bin 437,99 metrekarelik parsel üzerinden hesap yapılarak yaklaşık 1.887 metrekare ticari ünite yapılabileceği ileri sürülmüş. Ancak raporda değerlendirilen mevzuat hükmünün, spor tesislerinde ticari birimlere ilişkin sınırı parselin tamamına değil, spor tesisi alanına bağladığı vurgulanıyor.

Belediyenin tadilat ruhsatında ticari alanı 1.461 metrekare olarak gösterdiği aktarılırken, Sayıştay değerlendirmesinde bu alanın tamamının spor tesisi niteliğinde kabul edilip edilemeyeceği de tartışılıyor. Raporda sayılan spor alanlarının toplamı ve projenin diğer bölümleri dikkate alındığında, ticari kullanımın kapsamına ilişkin ciddi soru işaretleri bulunuyor.

Üstelik rapora göre, imar planında değişiklik yapılmadan spor ve rekreasyon alanının ticari kullanıma dönüştürülmesi söz konusu. Bu nedenle yapılaşmanın ilgili imar mevzuatına uygun hale getirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Vatandaş açısından mesele oldukça basit: Halkın spor yapması, dinlenmesi ve yeşil alandan yararlanması için ayrılan bir yerde, ticari kullanım hangi sınırlar içinde kalmalı? Bu sınırlar aşıldıysa kim kontrol etti, kim izin verdi ve aykırılık nasıl giderildi?

Kamu arazilerinde yapılan projeler yalnızca kaç dükkân veya kaç metrekare bina üretildiği üzerinden değerlendirilemez. O alanın hangi amaçla ayrıldığı ve halkın kullanımına ne ölçüde açık olduğu da hesaba katılmalıdır.

Belediye üç yıl boyunca hangi bedeli esas aldı?

Sayıştay’ın dikkat çektiği bir diğer konu, belediyenin alması gereken üst kullanım bedeli, yani taşınmazın kullanım hakkı karşılığında ödenecek kira niteliğindeki bedel.

Sözleşmelerde inşaat süresi için 36 aylık dönem öngörülmüş ve bu sürenin sonunda ödemelerin ihale bedeli üzerinden başlaması düzenlenmiş. Ancak raporda, inşaat tamamlandığında taşınmazın ve üzerindeki yapının ekonomik değerinin değişeceği, bu nedenle kullanım bedelinin de güncellenerek hesaplanması gerektiği belirtiliyor.

Gayrimenkul değerleme şirketinin raporunda da bedelin belirlenmesine ilişkin öneriler bulunduğu aktarılıyor. Buna rağmen bedelin güncellenmeden başlatılması, Sayıştay tarafından kamu gelirlerinin korunması açısından mevzuata aykırı bulunuyor.

Burada sorulması gereken soru şu: Belediye, kendi taşınmazlarını uzun yıllığına kullandırırken kamu yararını koruyan güncel bir değer hesabı yaptı mı? Yapmadıysa belediyenin elde etmesi gereken gelirde bir kayıp oluştu mu? Oluştuysa bu kaybın tutarı hesaplandı mı ve tahsili için işlem başlatıldı mı?

Çünkü kamu arazisinin kullanım hakkını vermek, yalnızca bir sözleşmeye imza atmaktan ibaret değildir. Belediyenin görevi, o taşınmazdan kamu adına elde edilecek geliri de korumaktır.

Yıkımlar yapıldıysa dosya kapanmış mı sayılacak?

Sahada fazladan yapılan blokların yıkıldığını gördük. İlk bakışta, belediyenin aykırılıkları tespit ettiği ve gereğini yerine getirdiği düşünülebilir. Ancak Sayıştay raporundaki tespitler, konunun yalnızca yıkımla açıklanamayacağını gösteriyor.

Öncelikle, yıkılan yapıların hangi projeye ve hangi aykırılığa ilişkin olduğu, yıkımın hangi idari karar doğrultusunda gerçekleştirildiği ve raporda belirtilen diğer sorunların giderilip giderilmediği açıklığa kavuşturulmalı.

Çünkü bir yapının yıkılması, ihale sürecindeki hukuka aykırı düzenlemeleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İmar planına aykırılıkların giderilmesi de kamu gelirinin eksik hesaplanıp hesaplanmadığı sorusunu cevapsız bırakmaz.

Daha da önemlisi, aykırılıkların giderilmiş olması, bu aykırılıklara yol açan işlemlerin ve sorumlulukların ayrıca incelenmesine engel değildir.

Burada kimse hakkında peşinen suç isnadında bulunmak doğru olmaz. Ancak kamu zararına yol açılıp açılmadığının, ihale ve ruhsat süreçlerinde hangi kararların alındığının, sorumluluğu bulunan görevliler hakkında idari veya hukuki bir inceleme yapılıp yapılmadığının açıklanması gerekir.

Yıkım yapıldı mı? Evet, sahada gördüğümüz yıkımlar var. Peki, bütün aykırılıklar giderildi mi? Kamu geliri bakımından bir kayıp oluştu mu? Sorumlular hakkında işlem başlatıldı mı? İşte asıl yanıt bekleyen sorular bunlar.

Sayıştay tespit etmeseydi ne olacaktı?

Kamu kaynaklarının denetlenmesi, yalnızca raporlara bulgu yazılması için yapılmıyor. Amaç, hataların ve hukuka aykırılıkların giderilmesi, kamu zararının önlenmesi ve gerektiğinde sorumluların hesap vermesi.

Kuşadası Belediyesi’nin 2025 yılı Sayıştay raporunda yer alan 17’nci bulgu, bu nedenle sıradan bir denetim notu olarak görülemez. İhale şartlarının hazırlanmasından imar planında belirlenen kullanım amacına, yapılaşma sınırlarından üst kullanım bedelinin güncellenmesine kadar uzanan konular, doğrudan kamu hakkıyla ilgili.

Şimdi belediyenin önünde açık bir sorumluluk bulunuyor: Raporda belirtilen aykırılıkların her biri için ne yapıldığını kamuoyuna açıklamak.

Hangi yapılar yıkıldı, hangi projeler mevzuata uygun hale getirildi, imar yönünden hangi işlemler yapıldı? Üst kullanım bedelleri yeniden hesaplandı mı? Belediyenin gelir kaybı oluştuysa bunun tahsili için adım atıldı mı? İhale ve uygulama süreçlerinde sorumluluğu bulunan kişiler hakkında inceleme veya soruşturma başlatıldı mı?

Bu soruların yanıtları kamuoyuyla paylaşılmadan, birkaç yapının yıkılmış olmasıyla dosyanın kapandığını söylemek mümkün değil.

Kuşadası halkının bilmek istediği, yalnızca kaçak veya aykırı yapıların ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı değil. Kamu arazilerinin hangi koşullarda kullandırıldığı, belediyenin hakkını koruyup korumadığı ve kamu adına yapılan işlemlerin hesabının sorulup sorulmadığıdır.

Sayıştay’ın tespitleri bir başlangıçtır. Bundan sonraki aşama ise belediyenin ne yaptığı ve kamuoyuna hangi yanıtları vereceğidir.

Kuşadası Belediyesi’nden beklenen de budur: Açıklık, hesap verebilirlik ve kamu hakkının eksiksiz korunması.

Kuşadası Belediyesi 2025 yılı sayıştay raporu, Ergun Ok değerlendirmeleri sürecek… 

EGEDEN MEDYA HABER