ÖNSEÇİMİN CENAZESİNE HOŞ GELDİNİZ!
Değerli okurlarım; Egeden Medya Haber çatısı altında çalışmalarımı önümüzdeki günlerde Kuşadası siyasetine yönlendirerek, gerçekleri Kuşadası halkıyla buluşturmaya çalışacağım…
Dursun Uzun

Önce bir alkış…
Sonra bir söz…
Ardından bol bol vaat…
Ve nihayet… sessizlik.
CHP Kurultayı’nda kürsüden öyle bir cümle kurulmuştu ki, insan ister istemez “İşte parti içi demokrasi geliyor.” demişti.
“Bu benim namus borcumdur.”
Arkasından da, “Adayları artık üyeler belirleyecek.”
Ne güzel cümleydi…
Keşke sadece kürsüde kalmasaydı.
Yerel seçim geldi.
Üyeler sandık bekledi.
Sandık üyeleri beklemedi.
Liste çoktan hazırlanmıştı.
Meğer önseçim yapılmış…
Ama sandıkta değil.
Birkaç odada…
Birkaç masa etrafında…
Birkaç kalemin ucunda…
Sonra işin teknolojik tarafını da öğrendik.
“Yapay zekâ çalıştı.”
Doğrudur.
Ama belli ki yapay zekâya “Sadakat testi” yüklenmiş, “Siyasi karakter analizi” programı unutulmuş.
Çünkü bugün o büyük emeklerle aday yapılan bazı isimler, seçmenin oyunu cebine koyup kendilerine yeni bir siyasi adres buldu.
Şimdi aynı isimlere “ihanet ettiler” deniliyor.
Peki, insan sormadan edemiyor.
Madem bu kadar güvenilmez insanlardı…
Adaylık rozetini kim taktı?
Madem ilk fırsatta başka kapıya gideceklerdi…
CHP örgütünün yıllarca verdiği emeği neden onların omzuna yüklediniz?
Örgüt gece gündüz çalıştı.
Sandık başında nöbet tuttu.
Hakaret işitti.
Baskı gördü.
Sonra birileri çıktı…
“Teşekkür ederiz.”
Ama adayları yine kendileri belirledi.
İşte bütün mesele burada.
İhanet sadece seçildiği partiyi terk etmek midir?
Yoksa binlerce üyeye “Siz karar vereceksiniz.” deyip sonra o üyelerin iradesini bir çekmeceye kilitlemek de siyasi bir vefasızlık değil midir?
Bugün yaşananlara şaşıranlar var.
Ben şaşırmıyorum.
Çünkü parti içi demokrasiyi rafa kaldırırsanız, liyakatin yerine yakınlığı koyarsanız, bunun faturası er ya da geç önünüze gelir.
Şimdi gelelim asıl ironik bölüme…
Yeni partiye geçen arkadaşlara hayırlı olsun.
Ancak küçük bir tavsiyem olacak.
Yeni partilerinin tüzüğünü sakin kafayla bir okusunlar.
Belki fark etmişlerdir…
Belki de henüz etmemişlerdir…
Orada da önseçim garanti değil.
Orada da aday listelerini belirleyecek irade yine genel merkezin iradesi.
Yani kaçtıkları sistemden çok da farklı bir sisteme gitmiş değiller.
Eğer hesap, “Bu kez garanti sıraya yazılırız.” düşüncesiyse, siyasetin matematiği bazen hesap makinesini bile utandırır.
Bir de şu var…
Son günlerde kulislerde türlü türlü iddialar dolaşıyor.
Kimileri, devam eden hukuki süreçler nedeniyle milletvekilliğinin sağlayacağı dokunulmazlık hesabından söz ediyor.
Doğrudur, yanlıştır…
Bunu zaman gösterecek.
Ama siyaset öyle garip bir sahnedir ki…
Perde kapanınca herkes rolünü hatırlar.
Seyirci ise kimin gerçekten hangi karakteri oynadığını hiç unutmaz.
Bir başka soru daha var.
Bugün CHP Kurultayı’nın meşruiyetini tartışmaya açan sürecin oluşmasında kimlerin hangi rolleri üstlendiği neden hiç konuşulmuyor?
Düne kadar aynı masada oturanların, bugün bütün sorumluluğu eski arkadaşlarına yüklemesi de siyasetin ayrı bir ironisi değil mi?
Velhasıl…
Söz verip tutmamak da siyasetin hafızasına yazılır.
Parti değiştirip bunu “mağduriyet” diye anlatmak da…
Ama en çok da seçmenin hafızası yazılanları silmez.
Çünkü sandık, günü geldiğinde sadece oy vermez…
Hafızasını da konuşturur.
















































