ENGELLİ BİREYLERİN DEĞİL, TOPLUMUN SINAVI!

Her yıl 3 Aralık geldiğinde gazetelerin, kurumların ve sosyal medya hesaplarının aynı kelimelerle dolduğunu görüyorum: “Farkındalık”, “engelleri kaldırmak”, “duyarlılık”…
Fakat hayatın içine girdiğimizde, bu kelimelerin çoğu kez sadece bir günlüğüne ortaya çıktığını acıyla fark ediyoruz.
Bugün size ezberlenmiş cümleler sunmayacağım.
Bugün, bu ülkenin sokaklarında, okullarında, hastanelerinde, belediye kapılarında hayatın tam orta yerinde duran sessiz bir gerçeği konuşacağız.
Asıl soru şu: Engelli bireyler mi engelli; yoksa biz mi?
İzmir’in kaldırımlarında yürürken tekerlekli sandalyesiyle yol arayan bir gencin yüzündeki çaresizliği görüp kendi kendime şunu sordum:
“Bu genç mi engelli, yoksa onun önüne masa koyan dükkân sahibi mi?”
Bir görme engelli vatandaşımızın rehber yoluna park eden arabayı kaldırmak için polis arayarak zaman kaybettiğini gördüğümde…
Bir işitme engelli yurttaşın devlet kurumunda tercüman bulamadığı için üç kez aynı kuyruğa girmek zorunda kaldığını duyduğumda…
Anladım ki sorun bireylerde değil, düzeni kuramayanlarda.
Bu ülke, erişilebilirlik kelimesini hâlâ bir lüks gibi tartışıyorsa, asıl engel işte tam da buradadır.

Merhamet değil, saygı gerekiyor
Engelli bireyler için yapılan her çalışma, bazı kesimler tarafından hâlâ “iyilik”, “yardım”, “şefkat” gibi kavramlarla anılıyor.
Oysa mesele iyilik değil; hakkın teslimidir.
Bir rampa yapmak şefkat değil, mecburiyettir.
Toplu taşımayı erişilebilir hâle getirmek lütuf değil, sorumluluktur.
İstihdam alanı yaratmak bir incelik değil, devletin görevidir.
Bugün 3 Aralık vesilesiyle bir gerçeği açıkça söylemek istiyorum:
Engelli bireyler bu toplumun kıyısında köşesinde durmuyor; bu toplumun orta yerinde, hakkıyla, onuruyla duruyor.
En tehlikeli engel: Görmezden gelmek
Bir şehir yapılırken engelli birey düşünülmemişse, o şehir eksiktir.
Bir okulda kaynaştırma eğitimi doğru yürütülmüyorsa, o eğitim sistemi eksiktir.
Bir iş yerinde engelli kadrosu “kâğıt üzerinde” tutuluyorsa, o işletme eksiktir.
Eksik olan engelli vatandaş değil; eksik olan biziz.
Ve bu eksikliği gidermeden, hiçbir farkındalık etkinliği gerçek bir değişim yaratmaz.

Biz kimiz?
Biz Egeden Medya Haber olarak, bu toplumdaki her bireyin kendi emeği, zekâsı, birikimi ve onuruyla yaşama hakkını savunan bir yayın organıyız.
Bugün bu satırları yazarken, meseleyi bir günün çerçevesine sıkıştırmanın haksızlık olduğunu biliyorum.
Çünkü 3 Aralık yalnızca bir hatırlatma değil, bir turnusol kâğıdıdır.
Engelli bireylere bakışımızı açıkça gösteren bir sınavdır.
Bu sınavı geçmek için konuşmak değil, dönüştürmek gerekir.

Engelli bireylerin bizden istediği tek şey, “normal” kabul edilen bir hayatın eşit şartlarda onlara da tanınmasıdır.
Bu, tartışmaya açık bir konu değildir; anayasal bir haktır, insani bir zorunluluktur.













































