Oradan Buradan!

Bu sabah bir haber okudum: “Üst düzey bürokratlara özel 30 bin TL ek destek artışı.”
Ne kadar güzel kararlar değil mi? Doğruysa (!) tabi…
Bir video izledim geçen gün. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı, “İlçe belediye başkanları 100 bin TL maaş alıyor, mal varlıkları nasıl bu kadar arttı?” diye soruyordu.
İster istemez insanın içi kötü kötü konuşmak istiyor.

Ben çoğunlukla Kuşadası’nda yaşamayı tercih ediyorum.
Aydın belediyesi otobüs kartı vermiş, ücretsiz biniyorum. İzmir de aynı şekilde sağ olsun.
Konutum burada; Kuşadası Belediyesi’ne yeni 932 TL yatırdım. 80 bin TL’lik cezalar duruyor, konular mahkemede. Ama bir “adalı kartı” vermediler ki çayı ucuza içeyim bari… Zaten orada başka bir şey yiyip içmeniz mümkün değil.
Neden mi?
İkametimi adaya getirmedim diye. Çünkü oy atacakmışım partiye…
Bu anlayışla yıllardır konuşmaya çalışırım onlarla ama anlamak yerine yönetmeyi tercih ediyorlar. Biraz düşünseler; benim koyun olmadığımı, CHP’ye ille de oy vermek zorunda hissetmediğimi, gerektiğinde sivil itaatsizlik gösterebileceğimi bilseler…
Oyumu kaçırmamak için daha yapıcı davranmaları gerekmez mi?
Ama işte o fırsatçılık… Kendine faydacılık… Yerel yönetimle asla uyuşmayan bir hâl.
Bir de “mitomanlık” var: Söylediği yalana inanarak davranmak.
Çevrede buna dair örnek çok.
Bir ilçe başkanımız, yurtdışında küçük bir makinenin başında video yayınlamıştı. “Bunlarla dar sokaklarda park sorununu çözeceğim” diyordu.
Unuttu. Ya da yapamadı.
Ben ise söyleneni unutmam; yapanı takdir ederim, yapmayanı da hatırlarım.

Gelelim Kuşadası’ndaki sanat meselesine…
Kuşadası’nda sanat için salon yapmamakta bu kadar ısrar neden?
Anayasa, kişinin sanat yapma, öğrenme ve paylaşma hakkını güvence altına almış.
Peki burayı yönetenler ne yapıyor?
Dört yıldır doğru düzgün bir salon oluşturulmadı. Ayağa kalkınca tavanına değecek kadar alçak yerlerde mi tiyatro yapılır? Karanlık, görünmeyen, yalnızca seslerin duyulduğu alanlarda mı sanat icra edilir?
Salon vasfı taşımayan düğün salonlarında, mazot kokulu yer altı mekânlarında tiyatro yaptığını sananlar…
Biraz beceri, biraz özen!
Son oyunda yalnızca oyuncuların ailelerinin izlediği, dökülen salonlarıyla, kostüm ve dekor parçalarıyla rezalet bir manzara ortaya çıktı.
“Bernarda Alba” oyunu faciası yetmedi mi?
Şimdi yirmi kursiyer kadınla yeni bir “sanat” denemesi daha… Kime neyi yutturacaksınız?
Hem kalite yok, hem amatör ruh yok edilmiş. Herkes baş aktris, herkes baş aktör…
Oysa alaylıda bile ölçü olur. Okullunun zaten derdi bellidir.
Kadın sığınağını en kötü biçimde sahneleyip —rahmetli Tuncer Cücenoğlu’nun kemiklerini sızlatarak— bir başka klasik oyunu da yerle bir edenlerin sanat adına konuşacak sözü kalır mı?
Ne denir ki? Mahvolmuş bir topluluğun ardından…

Gelelim salon meselesine ve bu işin umursamaz mülki amirlerine.
Kuşadası’nda gezdim, dolaştım. Yığınla harcanmış okul salonu var.
Yeni yapılanların çoğu yerin dibine gömülmüş; havalandırması yok, ışık sistemi yetersiz, kumanda odası yok, sahne kullanımına uygun değil.
Bir tane bile nitelikli gösteri salonu yok!
İki yıldır peşinde koştuğumuz eski halk kütüphanesi…
Salonuyla birlikte yıllarca kültür üretmiş o yapı…
Tabelasında Fransızca bile “ortak salon” yazıyordu.
Ne yaptılar?
Tarihi binayı yıktılar!
Kültür Bakanlığı, İl Kültür Müdürlüğü, kütüphane müdürlüğü, ilçe kaymakamlığı…
Hiçbiri yeni binaya bir salon bile koymayı düşünmedi.
Bu kafayla yönetilen bir coğrafyada siz sessizce oturuyorsunuz işte.
“İnsanlar layık olduklarını bulur” derlerdi…
Ada sahilinde o çirkin mermerlere ve lağım kokularına katlanarak çay içip pasta yiyorsunuz ya…
Sanat yapılacak yer olsa ne olacak?

















































