Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SAĞLIK ÇALIŞANLARI VE TIP BAYRAMI

Zaman zaman yazılarımda değinirim, her mesleğin kutsallığından dem vururum. Aşkla ve özveriyle yapılan meslekler kutsaldır elbette diye. Ancak bu yazımda, doğru yapıldığı takdirde paha biçilmez emekler üzerine kalem oynatmak istiyorum.
İnsan hayatını korumak sağlığı zinde tutmak üzerine kutsal misyonu omuzlarına yükleyen sağlık çalışanlarına değinmek istiyorum. Ancak toplumumuzda, hak ettikleri değeri bulamadıkları bir gerçek. Üstüne üstlük, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve mesleği değersizleştirme gösterileri acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle şöyle konuşmalara da tanık oluyoruz:
“Geçtim doktorun karşısına, bir güzel payladım!”
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetler,değersizleşmenin en acı göstergelerinden biri haline gelmiştir.
Bizler çok çabuk unutuyoruz galiba!..


Pandemi dönemini hatırlayalım: Tüm dünyada hayat durmuş, herkes evine kapanmıştı. İşyerine gidemez olmuştu her meslek çalışanları adına sistem yeniden kurulmuş “ Evden Çalışma (Home Ofis) sistemine geçilmişti. Ama bir grup meslek sahibi vardı ki korku ve belirsizlik karşısında yılmadan çalıştılar:


“SAĞLIK ÇALIŞANLARI” onlar, adeta isimsiz kahramanlardı. En ağır
Pandemi döneminde, görünmeyen kahramanlarımız vardı.Hatta, sağlık çalışanlarının fedakarlığı insanlık adına olağanüstü fedakarlık olarak nitelendirilebilir; altın harflerle yazılır.
Onlar en ağır yükü omuzlarına almış, cephede savaşan isimsiz kahramanlardı. Günlerinin neredeyse yirmi dört saatini, hastane koridorlarında uykularını kestirerek görevlerine devam ettiler.
Aylarca sevdiklerinden ayrı kaldılar, bazıları da aylarca çocuklarını göremedi. Kimi zaman en yakın mesai arkadaşlarını, zaman zaman da yakınlarını kaybettiler ama görev başından ayrılmadan mücadele etmeye devam ettiler.
Bazıları aşırı yorgunluktan nefes alamaz duruma geldi; yine de hastaların gözlerindeki ışığı ve umudu söndürmemeye çalıştılar.
Ve ne acıdır ki tüm bu farklılıklar karşısında bazen şiddete bazen de toplum da duyarsızlıkla karşılaştılar.

Bir doktorun yetişmesi, en az on yıl süren bir özveri yolculuğudur.
Çiçeği burnunda genç çocuklar, uykusuz gecelerde ders çalışarak yıllar süren zorlu bir eğitim sürecinden geçerler. Hatta, sadece çocuklar değil, ebeveynler de aynı süreçte çocuklarına fedakarlık düzeyinde özverilerde bulunur.
Eğitim sürecinde, bilimsel bilgi, teknik beceri ve klinik deneyim kazanırlar.
Bunun ötesinde, insan hayatını emanet alma sorumluluğunu da üstlenirler. Ancak, tüm bu emek, doktorların toplumdaki değeriyle çoğu zaman örtüşmez. Hekimlerden, her koşulda mükemmel teşhisler koymaları, hızlı tedavi uygulamaları ve hep güler yüzlü olmaları beklenir. Oysa doktorlar da insandır; yorulurlar, üzülürler, hata yapabilirler.

Ne var ki, sistemin yükünü omuzlayan hekimler, sorunların odağı haline gelmekten kurtulamıyor. Sağlık sisteminin eksiklikleri, uzun bekleme süreleri ya da iletişim kopuklukları, ne yazık ki en çok hekimlere yöneltilen tepkilerle sonuçlanıyor. Bu öfke, zaman zaman şiddete dönüşerek, bir insanın canına mal olabiliyor.
Toplum olarak empati kurarak hekimlerin zorluklarla nasıl göğüs gerdiklerini görebiliriz.
Sağlık sistemindeki eksiklikler doktorların kişisel sorumlulukları olarak algılanmamalıdır.

Hekimlerin en çok yakındıkları konulardan biri de hasta yakınlarının kaba davranışları oluyor.

Bir doktor, sadece bilgi ve beceriyle değil, vicdanı, merhameti ve insan sevgisiyle de hekimlik yapar. Hekimlik, yaşamı kurtarma çabasıyla anlam kazanır. Ne var ki, bu değerin toplumda karşılığını bulamaması, mesleğin onurunu derinden sarsıyor. Bir insanın hayatını kurtarmaya çalışırken şiddet görmek, sadece bir doktorun değil, tüm insanlığın ayıbıdır Çünkü bir toplum, hekimlerine değer vermezse, sağlığını zora sokar.

Bugün, bir hekime yöneltilen bir teşekkür, geçmişte gösterilen büyük fedakârlıklara bir borç ödeme niyetidir. Ve en önemlisi, şiddetin son bulduğu bir sağlık sistemi, insanlığın onurunu korumanın tek yoludur.

Çünkü hekimlik, yalnızca bilgiyle değil; fedakârlıkla, merhametle ve sonsuz insan sevgisiyle yapılan bir meslektir. Ve bu değeri anlamak, toplum olarak hepimizin sorumluluğudur.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının gelecek günlerde, daha aydınlık günleri görecekleri umuduyla, oğlum Kemal ve gelinim Aysel’in kişiliğinde, tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının “14 Mart Tıp Bayramı”kutlu olsun.
Saygılarımla…
Melahat Erten Tekeşin