Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

SAVAŞTA BABALAR OĞULLARINI GÖMER

“Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer.”
Herodot, I.87

Bazı sözler vardır; söylendiği çağda kalmaz.

Yüzyılları aşar, dilden dile aktarılır, insanlığın hafızasında yer eder. Herodot’un binlerce yıl önce söylediği bu söz de onlardan biridir:

“Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer.”

Bugün bu cümleyi okuduğumuzda, bunun yalnızca antik çağlara ait bir söz olmadığını görüyoruz. Çünkü insanlık teknolojiyle ilerledi, şehirler büyüdü, devletler değişti, silahlar daha da gelişti ama savaşın acısı değişmedi.

Hâlâ babalar oğullarını toprağa veriyor.

KARUN KADAR ZENGİN AMA MUTLU DEĞİL

Lidya Kralı Kroisos…

Türkçede “Karun kadar zengin” sözüyle özdeşleşen, dönemin en güçlü hükümdarlarından biri.

Sardes’te hüküm sürüyor. Büyük bir servetin sahibi. Gücü var, ordusu var, itibarı var.

Ama hayatın kendisine hazırladığı sonu bilmiyor.

Doğuda Pers Kralı Kyros güçleniyor. Kroisos, Pers tehlikesini fark ediyor ve Delphi’deki Apollon kahinine danışıyor.

Kahin ona şu cevabı veriyor:

“Kroisos, Halys Irmağı’nı geçerse büyük bir imparatorluğu yıkacaktır.”

Kroisos bu sözü kendi zaferinin müjdesi olarak yorumluyor.

Oysa kahinin sözündeki “büyük imparatorluk”, kendi imparatorluğudur.

Halys’i, yani Kızılırmak’ı geçiyor.

Sonrası bildiğimiz tarih…

Lidya ordusu yeniliyor. Kroisos Sardes’e çekiliyor. Persler Sardes’i kuşatıyor ve 14 gün sonra kenti ele geçiriyor.

Dünün güçlü kralı, bir anda esir düşüyor.

İşte Herodot tam da burada insanın kaderiyle, servetiyle ve iktidarla olan ilişkisini sorgulamaya başlıyor.

SOLON’UN SÖZÜNÜ HATIRLADI

Kroisos, odun yığınının üzerine çıkarılıyor.

Ölüm artık çok yakın.

Tam o sırada yıllar önce kendisini ziyaret eden Atinalı devlet adamı Solon’un sözlerini hatırlıyor:

“Hiçbir insan, hayatı sona ermeden mutlu sayılamaz.”

Kroisos üç kez bağırıyor:

“Solon! Solon! Solon!”

Belki de hayatının en zengin günlerinde anlayamadığı bir gerçeği, ölümün eşiğinde anlıyor.

Servet…

Taht…

Ordu…

İktidar…

Hiçbiri insanın hayatını garanti altına almıyor.

Herodot’un anlattığına göre Kroisos, Apollon’a yakarıyor. Gökyüzü bir anda bulutlanıyor, şiddetli bir yağmur başlıyor ve ateş sönüyor.

Kyros bu olayı tanrısal bir işaret olarak kabul ediyor ve Kroisos’un hayatını bağışlıyor.

Üstelik onu danışmanı yapıyor.

Tarihin ironisine bakın:

Bir gün dünyanın en güçlü hükümdarlarından biri olan Kroisos, ertesi gün başka bir hükümdarın esiri…

Sonra onun danışmanı.

ASIL DERS SAVAŞIN KAZANANI OLMAMASIDIR

Fakat Kroisos’un hikâyesinde benim için asıl önemli olan ne serveti ne de tahtıdır.

Asıl önemli olan, savaşın insan hayatında açtığı yaradır.

Kyros, Kroisos’a neden saldırdığını sorar.

Kroisos, yaşananları kendi kötü talihi ve Kyros’un iyi talihiyle açıklarken tarihe geçecek o cümleyi söyler:

“Kimse barış dururken savaşı seçecek kadar deli değildir; barışta oğullar babalarını gömer, savaşta babalar oğullarını.”

Aradan yaklaşık 2.500 yıl geçmiş.

Ama bu söz hâlâ ilk günkü kadar ağır.

Çünkü savaş başladığında haritalar değişebilir, sınırlar değişebilir, hükümdarlar değişebilir.

Fakat değişmeyen bir şey vardır:

Bir annenin gözyaşı.
Bir babanın acısı.
Bir çocuğun yetim kalması.

Savaş meydanlarında yalnızca askerler ölmez.

Bir evin sofrasındaki bir sandalye boş kalır.

Bir annenin telefonu bir daha çalmaz.

Bir baba, oğlunun tabutuna sarılır.

Ve bir toplum, kaybettiklerinin yasını yıllarca taşır.

BİNLERCE YILDIR AYNI SORU

İnsanlık gerçekten ilerledi mi?

Teknolojimiz gelişti.

Silahlarımız değişti.

Ordularımız büyüdü.

Savaş araçlarımız daha ölümcül hale geldi.

Ama insanın savaştaki acısı değişmedi.

Herodot’un çağından bugüne gelen cümle hâlâ karşımızda duruyor:

“Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömer.”

Belki de insanlığın asıl gelişmişliği, daha güçlü silahlar üretmek değil; o silahları kullanmayacak kadar akıllı olabilmektir.

Çünkü savaşın kazananı olabilir.

Ama savaşın gerçek anlamda kazananı yoktur.

Birileri toprak kazanır.

Birileri siyasi güç kazanır.

Birileri zafer ilan eder.

Ama bir baba oğlunu kaybetmişse, o evde zafer yoktur.

Bir çocuk babasını kaybetmişse, o evde zafer yoktur.

Bir anne evladını toprağa vermişse, orada zafer yoktur.

BUGÜNE KALAN EN BÜYÜK MİRAS

Kroisos’un hikâyesi bize yalnızca Lidya ile Persler arasındaki bir savaşı anlatmıyor.

Bize insanın kibirle, iktidarla ve güçle sınavını anlatıyor.

Solon’un sözünü hatırlatıyor:

İnsan, hayatının sonuna kadar talihinin ne getireceğini bilemez.

Ve Herodot’un binlerce yıl öncesinden yükselen sesi bugün hâlâ kulaklarımızda:

Barışta oğullar babalarını gömer.
Savaşta babalar oğullarını gömer.

Öyleyse insanlığın önündeki en büyük görev bellidir:

Babaların oğullarını gömmek zorunda kalmadığı bir dünya kurmak.

Çünkü hiçbir zafer, bir evladın hayatından daha değerli değildir.

Celal Küçük
Egeden Medya Haber – Köşe Yazısı