SELANİK NASIL KAYBEDİLDİ? HASAN TAHSİN PAŞA’NIN TARİHE GEÇEN KARARI

Celal KÜÇÜK
Bir şehrin teslimi, yalnızca bir komutanın kararı mıdır; yoksa o kararı hazırlayan askerî ve siyasi yanlışların da bir sonucu mudur?
Tarih, bazen kazanılan zaferlerle değil, kaybedilen şehirlerle hatırlanır. Öyle şehirler vardır ki kaybedildiklerinde yalnızca toprak parçası elden çıkmaz; hatıralar, umutlar, ekonomik değerler ve bir milletin hafızasında derin izler bırakan bir geçmiş de geride kalır.
Selanik, işte böyle şehirlerimizden biridir.
Osmanlı hâkimiyetine 1430 yılında giren Selanik, yaklaşık beş asır boyunca imparatorluğun önemli merkezlerinden biri oldu. Limanı, ticareti, stratejik konumu ve kültürel zenginliğiyle Balkanlar’ın en önemli şehirleri arasında yer aldı. İstanbul’dan sonra Osmanlı dünyasının dikkat çeken merkezlerinden biri olan bu şehir, aynı zamanda devletin Avrupa’daki varlığının önemli sembollerindendi.
Ancak 1912 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti, tarihinin en ağır dönemeçlerinden birinden geçiyordu. Balkan Savaşı, yalnızca cephelerde yaşanan bir askerî mücadele değildi. Devletin yönetim anlayışı, ordunun hazırlığı, komuta kademesinin kararları ve siyasi iradenin gücü de bu savaşta sınanıyordu.
Ve Selanik, bu büyük çözülüşün en acı örneklerinden biri hâline geldi.
SELANİK’İN KADERİ NASIL DEĞİŞTİ?
I. Balkan Savaşı sırasında Yunan, Bulgar, Sırp ve Karadağ kuvvetleri Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçti. Osmanlı ordusunun farklı cephelerde yaşadığı yenilgiler, Balkanlar’daki savunma düzenini ağır biçimde sarstı.
Selanik’i savunmakla görevli Osmanlı 8. Kolordusunun komutanı Hasan Tahsin Paşa’ydı.
Yenice Muharebesi’nde alınan yenilginin ardından Selanik’in askerî durumu giderek zorlaştı. Yunan kuvvetleri şehre yaklaşırken Bulgar ordusunun da bölgedeki ilerleyişi, Osmanlı komutanlığının önündeki seçenekleri daralttı.
Hasan Tahsin Paşa, şehrin teslim edilmesi yönünde karar aldı. Yunan tarafıyla yapılan görüşmeler sonucunda teslim protokolü imzalandı. Selanik, 9 Kasım 1912’de Yunan kuvvetlerinin eline geçti.
Böylece Osmanlı ordusuna bağlı önemli sayıda asker, silah ve askerî malzeme de Yunan kuvvetlerine teslim edilmiş oldu.
Burada özellikle vurgulanması gereken nokta şudur: Selanik, son aşamada büyük bir şehir muharebesi yaşanmadan teslim edildi. Ancak bu durum, Balkan Savaşı boyunca bölgede hiçbir çatışma yaşanmadığı anlamına gelmiyordu. Selanik’in teslimine giden süreç, Osmanlı ordusunun cephelerdeki yenilgileri ve savunma düzeninin çözülmesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Peki, Hasan Tahsin Paşa başka bir karar verebilir miydi?
Asıl tartışma da burada başlıyor.
BİR KOMUTANIN KARARI, BİR DEVLETİN KADERİ
Selanik’in savaşılmadan teslim edilmesi, Osmanlı askerî tarihinde ağır biçimde eleştirilen kararlardan biri oldu. Şehrin savunulması için daha fazla direnilmesi gerektiğini savunanlar, Hasan Tahsin Paşa’yı askerî sorumluluğunu yerine getirmemekle suçladı.
Diğer taraftan, Osmanlı kuvvetlerinin içinde bulunduğu şartları, geri çekilme sürecini ve şehrin iki ayrı düşman kuvvetinin baskısı altında kalmasını dikkate almadan yapılacak bir değerlendirme de eksik olacaktır.
Elbette bir komutanın görevi, yalnızca mevcut kuvvetlerini korumak değildir. Savunmakla yükümlü olduğu şehrin, emrindeki askerlerin ve devletin çıkarlarını birlikte gözetmek zorundadır.
Fakat askerî tarih, kararları yalnızca sonuçlarına bakarak değerlendirme kolaycılığına da kapılmamalıdır. O kararın hangi şartlarda, hangi bilgilerle ve hangi alternatifler karşısında alındığı da sorgulanmalıdır.
Hasan Tahsin Paşa’nın kararı, bu nedenle yalnızca bir teslim protokolünün ötesinde anlam taşır. Bu karar, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki askerî ve siyasi çözülüşünün de sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Selanik’in teslimi üzerine yapılan akademik araştırmalar, kararın gerekçelerini, askerî gelişmeleri ve teslim sonrasında yaşananları Osmanlı arşiv belgeleri ışığında ele almaktadır. Dolayısıyla konu, yalnızca tarihî bir kanaatle değil, belgelerle ve farklı değerlendirmelerle incelenmeyi hak etmektedir.
II. ABDÜLHAMİD’İN SELANİK’TEN AYRILIŞI
Selanik’in tarihindeki bir başka önemli gelişme de II. Abdülhamid’in şehirdeki mecburi ikametidir.
31 Mart Vakası’nın ardından tahttan indirilen II. Abdülhamid, 1909 yılında Selanik’teki Alatini Köşkü’ne yerleştirilmişti. Balkan Savaşı başladığında ise eski padişahın düşman kuvvetlerinin eline geçmesi ihtimali Osmanlı yönetimi açısından ciddi bir meseleye dönüştü.
Bu nedenle II. Abdülhamid’in İstanbul’a nakledilmesine karar verildi. Eski padişah, Ekim 1912’de Selanik’ten ayrılarak İstanbul’a getirildi.
Bu gelişme, Selanik’in güvenliğinin artık ne kadar kırılgan hâle geldiğini gösteren önemli bir ayrıntıdır.
Bir zamanlar Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki güçlü merkezlerinden biri olan şehir, artık devletin elinde tutulup tutulamayacağı tartışılan bir konuma düşmüştü.
Ancak burada da tarihî olayların kronolojisini doğru kurmak gerekir: II. Abdülhamid’in İstanbul’a nakli, Selanik’in fiilen Yunan kuvvetlerine teslim edilmesinden önce gerçekleşti. Bu nedenle iki olay arasındaki ilişki, zaman sıralaması gözetilerek anlatılmalıdır.
TARİHİN HÜKMÜ VE BELGELERİN SÖYLEDİĞİ
Hasan Tahsin Paşa’nın Selanik’i teslim etmesinden sonra ağır eleştirilere uğradığı açıktır. Ancak kendisi hakkında gıyabında idam cezası verildiği yönündeki iddianın, güvenilir bir mahkeme kaydıyla doğrulanmadan kesin bir bilgi olarak aktarılması doğru olmaz.
Tarih yazımında bir suçlama ile belgelenmiş bir hüküm aynı şey değildir.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü tarihî kişilikleri değerlendirirken yalnızca sonradan oluşan anlatılara değil, arşiv belgelerine, askerî raporlara, hatıratlara ve akademik araştırmalara dayanmak gerekir.
Selanik’in teslimi üzerine hazırlanan araştırmalar, Osmanlı askerlerinin akıbeti, teslim edilen askerî malzeme ve şehirdeki devlet varlıklarının durumu gibi meseleleri de ele almaktadır. Bu çalışmalar, olayın yalnızca bir komutanın kişisel kararı üzerinden açıklanamayacak kadar kapsamlı olduğunu göstermektedir.
Yine de şu soruyu sormaktan kaçınamayız:
Bir şehir, savunulması mümkünken mi teslim edildi, yoksa askerî ve siyasi şartlar onu savunulamaz bir noktaya mı getirdi?
Bu sorunun cevabı, tarihî belgelerin dikkatle incelenmesini gerektiriyor.
SELANİK’İN KAYBI BİZE NE ANLATIYOR?
Selanik’in kaybını yalnızca Hasan Tahsin Paşa’nın adına indirgemek, Balkan Savaşı’nın bütününü anlamamızı zorlaştırır. Çünkü şehirlerin kaybedilmesi çoğu zaman tek bir günün, tek bir kararın veya tek bir kişinin eseri değildir.
Askerî hazırlıktaki eksiklikler, yanlış stratejiler, komuta kademesindeki sorunlar ve siyasi yönetimin yetersizlikleri bir araya geldiğinde, en güçlü görünen şehirler bile savunmasız kalabilir.
Bununla birlikte, görev ve sorumluluk kavramlarını da göz ardı edemeyiz. Bir komutanın aldığı karar, binlerce askerin ve milyonlarca insanın kaderini etkileyebilir. Bu nedenle böyle kararların tarih önünde sorgulanması son derece doğaldır.
Selanik bugün Yunanistan sınırları içinde bulunuyor. Fakat şehir, Osmanlı tarihinin, Balkanlar’daki Türk varlığının ve ortak geçmişimizin önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
Tarihten çıkarılacak ders, geçmişte yaşananları yalnızca öfkeyle hatırlamak değildir. Asıl ders, aynı hataların yeniden yaşanmaması için nedenleri doğru anlamaktır.
Selanik’in kaybı, bize bir gerçeği hatırlatıyor: Bir devletin gücü yalnızca sahip olduğu topraklarla ölçülmez. O toprakları koruyacak hazırlığa, doğru karar verecek yönetime ve sorumluluğunu taşıyacak bir komuta anlayışına da sahip olması gerekir.
Çünkü tarih, yalnızca kaybedilen şehirleri değil, o kayıplara giden yolu da kayda geçirir.
EGEDEN MEDYA HABER










































