Bu coğrafyada yalnızca düşünmek değil; farklı olmak, soru sormak ve hakikatin peşinden gitmek de her zaman cesaret ister. Bugün de değişen pek bir şey yok. Bir gösteriden yola çıkılarak “kutsal değerler” adına yükselen öfke, aslında düşünceye, mizaha ve özgür söze duyulan tahammülsüzlüğün ta kendisidir.
Eleştiri haktır. Fakat hak, yalnızca işimize geldiğinde savunuluyorsa, onun adı adalet değil, ayrıcalıktır. Mizahı alkışlarken değil, canımızı acıttığında da var olma hakkını savunabildiğimiz ölçüde özgür olabiliriz. Ne yazık ki bu topraklarda ilkelere sadakatten çok, ikiyüzlülüğün konforu rağbet görüyor.
Mizah yaptığını söyleyen kimi ünlüler (Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Ata Demirer gibileri) ise senin eleştirilerin ve başına gelenlerden sonra konforları bozulmasın diye devekuşu gibi başlarını kuma gömüyor. Bu tavır, aslında senden ne kadar korktuklarını gösteriyor. Aldırma. Onlar sadece yaşayan ölü taklidi yapıyorlar.
Oysa gerçek sanat önce gülümsetir, sonra zihne usulca bir soru bırakır. Bazen rahatsız eder; çünkü rahatsız etmeyen sanat, çoğu zaman yalnızca oyalamaktır. Mizah ise hem iktidarın hem toplumun aynasıdır. Aynaya öfkelenmek, yansıyan gerçeği değiştirmez.
Bugün sana yönelen bu tutum, yalnızca bir sanatçıyı değil; düşünen, sorgulayan ve konuşmaktan vazgeçmeyen herkesi susturma arzusunun yansımasıdır. Mahpusluk geçicidir. Geride kalan ise insanın vicdanı, sözü ve onurudur.
Dilerim ne düşüncende, ne inancında ne de mizahındaki o dürüst ve keskin tavrında en küçük bir aşınma olmaz. Buna izin vermeyeceğini biliyorum.
Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, sözünü esirgemeyen herkes, daha özgür, daha adil ve daha insanca bir yaşam için birbirinin yol arkadaşıdır.